Eğitim-Sen, ‘Okulda Şiddet ve Güvenli Eğitim Raporu’nu kamuoyuyla paylaştı. Raporda, son dönemde öğretmenlere yönelik yaşanan saldırıların okulların yalnızca öğrenciler için değil, öğretmenler ve tüm eğitim emekçileri için de güvenli alanlar olmaktan uzaklaştığını ortaya koyduğu belirtilirken, okul güvenliğinin kamera, polis ve cezalandırma eksenli uygulamalarla sağlanamayacağı vurgulandı. Sendika, şiddetin önlenmesi için rehberlik hizmetlerinin güçlendirilmesi, sosyal destek mekanizmalarının yaygınlaştırılması ve demokratik bir okul ikliminin oluşturulması çağrısında bulundu.
Raporda, yoksulluk, sınav baskısı, kalabalık sınıflar, dijital mecralardaki şiddet içerikleri, toplumsal kutuplaşma ve öğretmenlik mesleğinin itibarsızlaştırılmasının okul iklimini olumsuz etkilediği ifade edildi. Eğitim-Sen, okul güvenliğinin yalnızca fiziki önlemlerle sağlanamayacağını belirterek, şiddeti doğuran sosyal, ekonomik, psikolojik ve pedagojik nedenlerin ortadan kaldırılması gerektiğini savundu.
DEMOKRATİK BİR GÜVENLİ OKUL PROJESİ
Sendikanın aktardığı bilgiler şöyle: “Türkiye’de son dönemde eğitim emekçilerinin hayatına mal olan saldırılar, okul güvenliği sorununun artık ertelenemez bir boyuta ulaştığını göstermektedir. İstanbul’da öğretmen Fatma Nur Çelik’in yaşamını yitirmesi, Şanlıurfa Siverek ve Kahramanmaraş’ta yaşanan silahlı saldırılar, okulların sadece öğrenciler için değil, öğretmenler ve tüm eğitim emekçileri için de güvenli alanlar olmaktan uzaklaştığını acı biçimde ortaya koymuştur. Eğitim kurumları; çocuğun zihinsel, sosyal ve duygusal gelişimini destekleyen, karşılıklı saygının, dayanışmanın ve ortak yaşam değerlerinin güçlendiği alanlardır. Ancak yoksulluk, sınav baskısı, kalabalık sınıflar, dijital mecralarda denetimsiz şiddet içerikleri, toplumsal kutuplaşma ve öğretmenlik mesleğinin itibarsızlaştırılması okul iklimini olumsuz etkilemektedir. Bu rapor, okul güvenliğini teknik bir güvenlik meselesi değil, eğitim hakkı ve çocuk haklarının ayrılmaz bir parçası olarak ele almaktadır. Kamera, polis, tel örgü ve cezalandırma merkezli yaklaşımlar şiddeti doğuran sosyal, ekonomik, psikolojik ve pedagojik nedenleri ortadan kaldırmamaktadır. Gerçek güvenli okul; rehberlik hizmetlerinin, sosyal destek mekanizmalarının, demokratik katılımın ve onarıcı disiplin anlayışının güçlendirildiği okuldur. Raporun amacı, okulda şiddet ve akran zorbalığının küresel ve Türkiye’ye özgü görünümünü ortaya koymak; uluslararası iyi uygulama örneklerinden yararlanarak Türkiye eğitim sistemi için eşitlikçi ve demokratik bir güvenli okul politikası önermektir.”
MÜCADELEMİZİ KARARLILIKLA SÜRDÜRECEĞİZ
Son olarak ise, “Gerçek anlamda güvenli bir eğitim-öğretim ortamı; kameralarla izlenen, polisle kuşatılan, öğrenciyi ve öğretmeni denetim nesnesine dönüştüren soğuk binalarda değil; demokratik katılımın, pedagojik bağların, sosyal desteğin ve dayanışmanın güçlendiği yaşam alanlarında mümkündür. Okul güvenliğinin merkezine PDR hizmetleri, sosyal hizmet birimleri, onarıcı disiplin mekanizmaları, sınıf mevcutlarının azaltılması, ücretsiz beslenme hakkı, dijital zorbalıkla mücadele, öğretmenlerin mesleki itibarı ve güvenceli istihdamı yerleştirilmelidir. Çocuğun ev, okul, sokak ve dijital dünya içinde karşılaştığı riskler bütüncül biçimde ele alınmalıdır. Eğitim-Sen olarak okul güvenliğini güvenlik değil, temel bir insan hakları meselesi olarak tanımlıyoruz. Okullarımızı denetim odaklı baskı mekanizmalarından, piyasacı hiyerarşilerden ve şiddet sarmalından kurtarıp; şiddetin yerini demokratik katılımın, onarıcı adaletin ve güçlü pedagojik bağların aldığı özgür, eşit ve güvenli alanlara dönüştürene kadar demokratik eğitim mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz” mesajı verildi.
Raporun tamamına sendikanın resmi sayfasından erişebilirsiniz.