EKONOMI

40 derecede alın teri döküyor, sofrasına yetmiyor

İzmir’de çiftçilerin ve tarım işçilerinin 40 dereceye yaklaşan sıcaklıklarda ağır koşullarda çalışmasına rağmen ne üreticinin ne de işçinin kazanamadığını belirten Erdem, “Afrika ülkeleri hariç böylesi zor çalışma koşulları görmek çok güç. Çiftçimiz korkunç bir sömürü biçimiyle karşı karşıya” dedi

KEMAL ÖZKURT – ÖZEL HABER - İzmir’de Temmuz ayıyla birlikte etkisini artıran sıcak hava, tarımsal üretimin yoğun olduğu ilçelerde hasat mesaisini güçleştirdi. Meteoroloji verilerine göre kentte hava sıcaklıkları mevsim normallerinin üzerinde seyrederken, özellikle tarım arazilerinde hissedilen sıcaklık 40 dereceye yaklaşıyor. Torbalı’da salçalık domates, Kemalpaşa’da şeftali ve erkenci üzüm, Ödemiş’te ise karpuz ve patates hasadı sürerken, mevsimlik tarım işçileri gün doğmadan başladıkları mesailerini akşam saatlerine kadar sürdürüyor. Günlük çalışma süresi ürün ve bölgeye göre değişmekle birlikte 9 ila2 saate ulaşırken, yüksek sıcaklık hem işçi sağlığını hem de çalışma koşullarını olumsuz etkiliyor. Tarım işçilerinin içinde bulunduğu çalışma koşullarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çiftçi-Sen Genel Başkanı Ali Bülent Erdem, işçilerin bütün gün güneş altında çalışmak zorunda kaldığını, dinlenme, temiz içme suyu, gölgelik alan ve sağlık hizmetleri gibi en temel ihtiyaçlara dahi yeterince ulaşamadığını söyledi. Aşırı sıcakların etkili olduğu dönemlerde sağlık risklerinin daha da arttığını belirten Erdem, hem çiftçinin hem de mevsimlik tarım işçisinin emeğinin karşılığını alamadığını ifade ederek, “Dünyanın başka bir yerinde bu kadar ağır ve sağlıksız çalışma koşullarının bulunduğu bir örnek var mıdır bilmiyorum. Afrika ülkeleri hariç böyle bir tablo görmek çok zor. O yüzden şu anda ülkemizde korkunç bir sömürü biçimiyle karşı karşıyayız” dedi.

GEÇİM SIKINTISI DERİNLEŞİYOR

Erdem, mevsimlik tarım işçilerinin yalnızca yaz sıcaklarıyla değil, yıllardır çözülemeyen çalışma ve yaşam koşullarıyla mücadele ettiğini söyledi. Tarım işçilerinin barınma, sağlık ve hijyen gibi en temel ihtiyaçlardan dahi yoksun şekilde çalıştırıldığını belirten Erdem, bu sorunların artık görmezden gelinemeyecek boyuta ulaştığını ifade etti. Mevsimlik tarım işçilerinin sağlıksız koşullarda yaşamlarını sürdürdüğünü belirten Erdem, “Onların sorunları zaten bitmeyen sorunlar. Kaldıkları yerler çok sağlıklı değil. Bütün gün güneşin altında çalışıyorlar. Dinlenmeleri rahat olmuyor, sağlık hizmetlerine ulaşamıyorlar. Çocukları da aynı koşulların içinde büyüyor. Tam anlamıyla güvencesiz çalıştırılma hali içerisindeler. Bu sorunun mutlaka çözülmesi gerekiyor. Dünyanın başka bir yerinde bu kadar ağır ve sağlıksız çalışma koşullarının bulunduğu bir örnek var mıdır bilmiyorum. Afrika ülkeleri hariç böyle bir tablo görmek çok zor” diye konuştu.

ÇİFTÇİ DE İŞÇİ DE KAZANAMIYOR

Tarım sektöründe hem üreticinin hem de mevsimlik tarım işçisinin ekonomik açıdan zor durumda olduğunu ifade eden Erdem, mevcut üretim modelinin her iki tarafı da mağdur ettiğini söyledi. Çiftçinin ürününden gelir elde edemediğini, bunun da işçi ücretlerine doğrudan yansıdığını belirten Erdem, tarımın giderek büyük şirketlerin kontrolüne geçtiğini dile getirdi. Çiftçilerin uluslararası piyasalarda belirlenen fiyatlar nedeniyle üretimden yeterli kazancı sağlayamadığını kaydeden Erdem, “Bugün hangi ürünü üretirse üretsin çiftçi kazanamıyor. Fiyatlar uluslararası piyasalarda ve çok az sayıda küresel şirket tarafından belirleniyor. Çiftçi kazanamayınca işçiye verdiği ücret bile kendisi için büyük bir maliyet haline geliyor. Ancak diğer tarafta mevsimlik tarım işçilerinin aldığı ücret de yaptıkları ağır işin karşılığı değil. Yani bugün ne çiftçi ne de işçi kazanabiliyor. Tarım giderek şirketleşiyor. Şirketlerin eline geçtiği sürece de bu sorunlar daha ağır yaşanmaya devam edecek” dedi.

TARIM İŞÇİLERİ GÜVENCESİZ ÇALIŞIYOR

Mevsimlik tarım işçilerinin çalışma alanlarında en temel ihtiyaçların dahi yeterince karşılanmadığını belirten Erdem, özellikle aşırı sıcakların etkili olduğu dönemlerde işçilerin sağlık açısından ciddi risklerle karşı karşıya kaldığını söyledi. Gölgelik alan, temiz içme suyu, dinlenme imkânı ve ilk yardım gibi temel önlemlerin birçok bölgede bulunmadığını ifade eden Erdem, bu sorunun ancak kamunun etkin müdahalesiyle çözülebileceğini dile getirdi. Tarım işçilerinin yalnızca sıcak hava koşullarıyla değil, iş güvenliği eksiklikleriyle de mücadele ettiğini belirten Erdem, “Bunlar çok nadir yapılan işler. Biraz önce de söyledim; suyun uygun olmadığı, banyo yapamadıkları, dinlenemedikleri, çocuklarının ortalıkta dolaştığı, hijyenik olmayan ortamlarda çalışmak zorunda kalıyorlar. Bu problemin ancak kamu eliyle, devletin müdahalesiyle düzeltilmesi gerekiyor. Mesela kiraz hasadında işçiler merdivenden düşüyor. Sigortaları olmadığı için şikâyet de edemiyorlar. Bir daha iş bulamayacaklarını, akrabalarının da işsiz kalacağını düşündükleri için ses çıkaramıyorlar. Aslında korkunç bir sömürü biçimiyle karşı karşıyayız” diye konuştu.

ÇÖZÜM DOĞAYLA UYUMLU TARIM

Önümüzdeki günlerde hava sıcaklıklarının daha da artmasının beklendiğini hatırlatan Erdem, yaşanan sorunların yalnızca sıcak havayla açıklanamayacağını, mevcut üretim modelinin de bu tabloyu ağırlaştırdığını söyledi. Endüstriyel tarım anlayışının hem iklim krizini derinleştirdiğini hem de çiftçiyi daha kırılgan hale getirdiğini belirten Erdem, çözümün doğayla uyumlu üretim modeline geçmek olduğunu ifade etti. Türkiye’de uygulanan endüstriyel tarım modelinin daha fazla su, enerji ve kimyasal kullanımına dayandığını dile getiren Erdem, “Endüstriyel tarım daha fazla su kullanmak, daha fazla kimyasal kullanmak ve daha fazla enerji harcamak demektir. Bugün uygulanan üretim modeli hem küresel iklim değişikliğinin büyümesine katkı sağlıyor hem de ortaya çıkan krizlerden en fazla çiftçiler etkileniyor. Çözüm aslında çok net. Tarımı kendi doğal döngüsüne döndürmek, bitkisel ve hayvansal üretimin birlikte yapıldığı, doğayla uyumlu ekolojik bir üretim modeline geçmek zorundayız. Aksi halde bu sorunlar daha da artacak. Küresel iklim değişikliğine karşı en büyük gücü küçük çiftçilerin doğayla uyumlu üretimi oluşturuyor. Endüstriyel tarım aynı zamanda çok kırılgan bir üretim modeli olduğu için kuraklıktan, susuzluktan ve iklim krizinin etkilerinden çok daha fazla zarar görüyor. Bu nedenle çiftçiler yalnızca düşük fiyatlarla değil, iklim değişikliğinin neden olduğu verim kayıplarıyla da mücadele etmek zorunda kalıyor” dedi.