EKONOMI

Cengiz Yavuz: Türkiye yoksul emekliler cenneti

İktidarın ekonomi politikalarının emeklileri derin bir yoksulluğa sürüklediğini belirten Dev Emekli-Sen Genel Başkanı Cengiz Yavuz, “Türkiye tam bir yoksul emekliler cenneti haline geldi, sadece emeğimizle değil, onurumuz adına da oynamaya başladılar” dedi

Temmuz ayında yapılan yüzde7,56’lık emekli zammıyla birlikte en düşük emekli aylığı 23 bin 552 TL’ye yükselirken, kök aylık sistemi nedeniyle taban aylık alan emekli sayısı yaklaşık 800 bin kişi artarak 5,5 milyona ulaştı. Yıllarca yüksek prim ödemesine rağmen maaşı yeni taban aylığın altında kalan çok sayıda emekli, Hazine desteğiyle aynı tutarı almaya devam ederken, sosyal güvenlik sisteminin temelini oluşturan “ödenen prim kadar aylık” ilkesi yeniden tartışma konusu oldu. Yaşanan tabloyu değerlendiren Dev Emekli-Sen Genel Başkanı Cengiz Yavuz, yıllarca yüksek prim ödeyen emeklilerin bugün asgari ücretin altında yaşam mücadelesi verdiğini belirterek, birçok emeklinin yeniden çalışmak zorunda kaldığını ve “Türkiye tam bir yoksul emekliler cenneti haline geldi” dedi. Ekonomist Dr. Bülent Toptaş ise yatırılan prim ile alınan maaş arasındaki bağın zayıfladığını belirterek, aktüeryal dengenin bozulmasının sosyal güvenlik sistemindeki adalet sorununu derinleştirdiğini ifade etti.

EMEKLİ ÖLMEMEK İÇİN YAŞIYOR

Yıllarca yüksek prim ödeyen emekliler ile düşük prim ödeyenlerin aynı ücrette eşitlenmesini eleştiren Dev Emekli-Sen Genel Başkanı Cengiz Yavuz, “Yıllarca prim ödemiş, yüksek prim de ödemiş arkadaşlarla küçük prim ödeyen arkadaşların ücretleri neredeyse eşitlendi. En alt seviyede eşitlemeye çalışıyorlar. 30-35 yıl prim ödeyen arkadaşlarımızın bugün aldıkları ücret asgari ücretin çok altında. Açlık, yoksulluk sınırını zaten konuşamıyoruz bile. Dolayısıyla geldiğimiz noktada artık emeklinin sabrı gerçekten taştı, sözün bittiği yerdeyiz” dedi. Ankara’daki kira ve yaşam koşullarından örnek veren Yavuz, “Ankara’da en düşük kira bedelleri 20 bin liralardan başlıyor. Resmen aklımızla dalga geçiyorlar. Bu ücret ne ifade ediyor? Emekli yine açlıkla baş başa kalacak, yine kirasını ödeyemeyecek, yine çocuklarına torunlarına aş veremeyecek. Sosyal hayattan tamamen izole olmuş durumda; artık yaşamak için değil, ölmemek için yaşıyor durumundalar” diye konuştu.

ONURUMUZLA OYNAMAYA BAŞLADILAR

Yeni belirlenen en düşük emekli aylığının hayat pahalılığı karşısında yetersiz kaldığını ifade eden Yavuz, “Sadece onlar değil, dul ve yetimlerimiz de var. Dul ve yetimlerimizin durumu daha da vahim. Bugün0 bin lira,1 bin lira ücret alan dul ve yetimlerimiz, hak sahiplerimiz var. Tek başlarına hayatlarını idame ettirmeleri mümkün değil. Bu arkadaşlarımız mağdur olmalarına rağmen ya çalışmak zorundalar ya çocuklarına avuç açmak zorundalar ya da yaşamdan çekilmek zorundalar” ifadelerini kullandı. 70-75 yaşındaki emeklilerin ikinci bir işte çalışmak zorunda kaldığını, otel köşelerinde ve sağlıksız koşullarda hayat sürdürmeye devam ettiğini belirten Yavuz, “Gerçekten ülke tam bir yoksul emekliler cenneti haline geldi. Sadece emeğimizle değil, onurumuz adına da oynamaya başladı bu iktidar” dedi.

EMEKLİ AYLIKLARI ASGARİ ÜCRETE ENDEKSLENMELİ

Yoksulluk sınırının20 bin, açlık sınırının 40 bin liralara yaklaştığı bir dönemde belirlenen rakamların gerçekçi olmadığını ifade eden Cengiz Yavuz, “Bu ülkeyi yönetenler hiç mi çarşıya pazara çıkmıyorlar?5 bin, 20 bin, 25 bin lirayla asgari ücretle bu insanlar nasıl geçiniyor? Biz şunu sürekli dile getirdik; bir yoksulluk sınırını belirliyorsunuz, hiç olmazsa bir ailede iki çalışan ya da iki emekli varsa o haneye yoksulluk sınırına yakın bir ücret girsin ki o aile yoksul olsun ama aç kalmasın. Sürekli söylediğimiz şey şu: Asgari ücret en az yoksulluk sınırının yarısı olmalı ve emekli aylıkları da asgari ücrete endekselenmeli, taban ücret olarak belirlenmeli ve onun altında hiçbir ücret olmamalı” dedi. Tüm siyasi partilere, sendikalara ve demokratik kitle örgütlerine ortak mücadele çağrısı yapan Yavuz, “Aksi takdirde gelecek nesiller bugün bizim yaşadıklarımızdan çok daha ağır koşulları yaşamak zorunda kalacaklar. Bunu da görmemiz gerekiyor. Mücadeleyi sadece emekliler üzerinden değil, fiili çalışan arkadaşlarımızın örgütlü sendikalarının da bu mücadeleye katkı vermesi, destek vermesi gerekiyor” şeklinde konuştu.

PRİMLE MAAŞ ARASINDAKİ BAĞ KOPTU

Kök maaş uygulamasının sosyal güvenlik sisteminin temelini oluşturan aktüeryal dengeyi zedelediğini belirten Ekonomist Dr. Bülent Toptaş, emeklilik sisteminde yatırılan prim ile alınan maaş arasındaki ilişkinin giderek zayıfladığını söyledi. Toptaş, “Emeklilik sisteminde her şeyden önce aktüerya biliminin temel prensiplerinin geçerli olması gerekir. Çalışma hayatınız boyunca siz ve işvereniniz prim yatırırsınız, gerektiğinde devlet de katkı sağlar. Bu primler bir havuzda birikir ve bu havuzun profesyonel şekilde yönetilmesi gerekir. İnsanların 20 yaşından 65 yaşına kadar yatırdığı primlerin nasıl değerlendirildiğini bilmesi gerekir. Oysa bugün vatandaşın yatırdığı primlerin nasıl yönetildiğine ilişkin hiçbir bilgisi yok. Emeklilik yaşına geldiğinizde de yıllarca biriken primlerinizle aldığınız maaş arasındaki bağ kopuyor. Bugün uygulanan sistemde size yatırdığınız primden bağımsız olarak belirlenmiş bir maaş veriliyor. Böyle olunca aktüeryal hesaplardan uzaklaşılmış oluyor. Bu modern bir sosyal güvenlik anlayışı değil. Vatandaş ne kadar prim yatırdığını, bunun bugünkü değerini ve bunun karşılığında ne alacağını bilmiyor. Sonuçta insanların emeklilik gelirleri ekonomik kurallara göre değil, adeta iki dudağın arasından çıkacak kararlara göre belirleniyor. Bu nedenle kök maaş ya da taban maaş tartışmalarının ötesinde, asıl konuşulması gereken konu yatırılan prim ile alınan maaş arasındaki ilişkinin yeniden kurulmasıdır” dedi.

ERKEN EMEKLİLİK DENGEYİ BOZUYOR

Sosyal güvenlik sistemindeki bir diğer temel sorunun erken emeklilik uygulamaları olduğunu ifade eden Toptaş, “Türkiye’de aktüeryal dengeyi bozan bir diğer önemli unsur da erken emeklilik uygulamalarıdır. Emeklilikte Yaşa Takılanlar düzenlemesi sosyal güvenlik sistemi üzerinde ciddi bir yük oluşturdu. Seçim dönemlerinde yapılan popülist düzenlemelerle emeklilik yaşı sürekli aşağı çekiliyor. Bugün kök maaş tartışmaları yaşanıyor ancak sistemin merkezinde aslında ne kadar prim yatırıldığı, ne kadar maaş alındığı ve insanların olması gereken yaşta emekli olup olmadığı yer alıyor. Erken emeklilik nedeniyle sistemde çok sayıda genç emekli oluştu ve bu durum sosyal güvenlik sisteminin yükünü artırdı. Dünyanın birçok ülkesinde insanlar 65-67 yaşına kadar çalışıyor ancak çalışma koşulları çok daha iyi olduğu için bunu sürdürebiliyorlar. Bizde ise çalışma hayatındaki sorunlar nedeniyle bu denge kurulamıyor. Geçmişte ‘süper emeklilik’ gibi uygulamalar da denendi ancak bunların hiçbiri kalıcı çözüm üretmedi. Sosyal güvenlik sistemi kişilere göre değil, ekonomik kurallara göre işlemelidir. Vatandaşın yatırdığı primlerin nasıl yönetildiği şeffaf biçimde ortaya konulmalı, yatırılan prim ile alınan maaş arasındaki ilişki açık şekilde kurulmalıdır. Aksi halde üretimle sosyal güvenlik sistemi arasındaki bağ zayıflamaya devam eder ve bu durum ekonomide verimliliği de olumsuz etkiler” diye belirtti.