EKONOMI

Kestelli’den tarım için kritik uyarı: Tarihi dip seviyesindeyiz

İzmir Ticaret Borsası Meclisi’nde konuşan Işınsu Kestelli, Türkiye ekonomisi büyürken tarım sektörünün yüzde 8,8 küçüldüğüne dikkat çekerek, “Tarımın milli gelirden aldığı pay 1998’de yüzde 12,8 iken bugün yüzde 5,2 ile tarihi dip seviyesinde. Bu durum bize tarım sektörünün ekonomiden hak ettiği payı alamadığını gösteriyor” dedi

KEMAL ÖZKURT  / İzmir Ticaret Borsası (İTB) Mart ayı olağan meclis toplantısı Meclis Başkanı Ömer Gökhan Tuncer İdaresinde, Yönetim Kurulu Başkanı Işınsu Kestelli ve meclis üyelerinin katılımıyla gerçekleşti. Güncel ekonomik değerlendirmelerde bulunan Kestelli, Orta Doğu’da tırmanan gerilimin Türkiye ekonomisi üzerindeki negatif etkilerine ve tarım sektöründeki tarihi gerilemeye dikkat çekti. Türkiye’ye dair büyüme tahminleri düşürülürken cari açık ve enflasyon tahminlerinin yükseltilmeye başladığını; tarımın milli gelirden aldığı payın ise yüzde 5,2 ile rekor düşük seviyeye gerilediğini belirten Kestelli, dezenflasyon sürecinin yara aldığını vurgulayarak, "Sektördeki küçülme sadece tarımı değil, gıda fiyatlarını, enflasyonu, ithalatı ve kırsal gelirleri de doğrudan etkileyen bir gelişmedir. Unutmayalım ki tarım küçüldüğünde arz azalır, arz azaldığında fiyatlar yükselir. Bu nedenle son yıllarda gıda fiyatlarında yaşanan artışları sadece enflasyonla değil, tarımsal üretimdeki yapısal sorunlarla birlikte değerlendirmemiz gerekir" dedi.

BÖLGESEL SAVAŞIN AĞIR BEDELİ

Orta Doğu’nun yeni bir ateş çemberine girdiğini belirterek bölgedeki jeopolitik risklerin Türkiye ekonomisine yansımalarını değerlendiren Kestelli,  “ABD ve İsrail’in İran’a açtığı ve bölge ülkelerine de sıçrayan savaşta bir ay geride kaldı. Kısa sürede sona erse bile bölgedeki etkileri çok uzun sürecek bir büyük jeopolitik riskimiz daha oldu. Bu büyük dramın, bölgeye daha fazla yayılmadan, daha çok can kaybına yol açmadan, uluslararası hukuku daha fazla ayaklar altına almadan sona ermesini diliyoruz. İnsani boyutu çok önemli olan bu süreç, aynı zamanda kırılganlıklarından kurtulmaya çalışan ülkemize ne yazık ki ağır bir bedel ödetecek gibi gelişiyor. Enerji fiyatlarında artış, tedarik zincirlerinde kırılma, yatırımcı iştahında azalma ve bölge ticaret hacminde gerileme başta olmak üzere, ülkemize kısa ve orta vadede negatif yansıması olacak gelişmeler yaşıyoruz" diye konuştu. 

TARIMDA TARİHİ GERİLEME 

Türkiye ekonomisinin 2025 yılında yüzde 3,6 oranında büyüdüğünü ancak tarım sektöründe vahim bir tablo yaşandığını kaydeden Kestelli, “2025 yılında tarım sektörü yaklaşık yüzde 8,8 oranında küçüldü. Tarım sektörü küçülmekle de kalmadı... Sektörün gayri safi yurt içi hasıladan aldığı pay da tarihin en düşük seviyesine geriledi. Tarımın milli gelirden aldığı pay 1998 yılında yüzde 12,8’di; bugün itibariyle ise yüzde 5,2 ile tarihi dip seviyesinde. Bu durum bize tarım sektörünün hem iklim koşullarından hem de artan girdi maliyetlerinden ciddi şekilde etkilendiğini; ayrıca ülke ekonomisi büyürken bu büyümeden hak ettiği ölçüde pay alamadığını gösteriyor. Bu durum bize tarım sektörünün hem iklim koşullarından hem de artan girdi maliyetlerinden ciddi şekilde etkilendiğini; ayrıca ülke ekonomisi büyürken bu büyümeden hak ettiği ölçüde pay alamadığını gösteriyor. Sektördeki küçülme sadece tarımı değil, gıda fiyatlarını, enflasyonu, ithalatı ve kırsal gelirleri de doğrudan etkileyen bir gelişmedir. Unutmayalım ki tarım küçüldüğünde arz azalır, arz azaldığında fiyatlar yükselir. Bu nedenle son yıllarda gıda fiyatlarında yaşanan artışları sadece enflasyonla değil, tarımsal üretimdeki yapısal sorunlarla birlikte değerlendirmemiz gerekir” dedi.

VERİMLİLİK ARTIŞI KAÇINILMAZ BİR GEREKLİLİK

Gelecek dönemde en kritik konunun tarımda verimlilik artışı olacağını söyleyen Kestelli, dayanıklı bir düzen inşa edilmesi gerektiğini vurguladı. Kesteli “Daha az suyla üretim, daha az maliyetle üretim, teknoloji kullanımı, dijital tarım uygulamaları ve verimlilik artışı gibi konuların daha fazla gündemimizde olması kaçınılmaz bir gereklilik. Özetle şunu söyleyebiliriz: Türkiye ekonomisi büyümeye devam ediyor ancak tarım sektörü küçülüyor. Bu durum, tarımın ve gıda arz güvenliğinin önümüzdeki yıllarda çok daha stratejik bir sektör haline geleceğini gösteriyor. Bu nedenle tarımı artık sadece bir üretim sektörü olarak değil, aynı zamanda ekonomik, sosyal ve stratejik bir alan olarak değerlendirmek ve daha dayanıklı hale getirmek zorundayız" diye belirtti. 

GIDA GÜVENLİĞİNİN EN GÜÇLÜ ARACI TARIMDIR

Küresel gıda krizine ve FAO raporlarına dikkat çeken Kestelli, çözümün yerel üretimi güçlendirmekten geçtiğini belirterek şu ifadeleri kullandı; “FAO’nun raporuna göre 2016 yılından bu yana akut gıda güvensizliği yaşayan insan sayısı üç kat artarak yaklaşık 300 milyona ulaşmış durumda. Bugün 41 ülke gıda için dış yardıma ihtiyaç duyuyor. Oysa mesele sadece gıdayı dağıtmak değil, gıdayı üretildiği yerde güçlendirmektir. Tarıma yapılan her 1 dolarlık yatırımın, yerelde yaklaşık 3 dolarlık gıda değeri ürettiğini ortaya koyuyor. Çiftçinin üretimde kalması hem piyasaların istikrarını sağlar hem de toplumların kendi kendine yeterliliğini artırır. Tarımsal üretimi destekleyen, dayanıklılığı artıran ve yerel sistemleri güçlendiren bir yaklaşım geliştirmek mecburiyetindeyiz.”

ORGANİK TARIM ÜRETİCİNİN UMUT IŞIĞIDIR

Konuşmasını organik tarımın önemine değinerek noktalayan Kestelli, “2024 yılı itibarıyla, organik tarım alanları dünya genelinde önemli bir büyüme gösterdi. Küresel organik pazar büyüklüğü de ABD, Almanya, Çin etkisiyle rekor seviyelere ulaşmış durumda. Sonuç olarak, organik tarım; iklim değişikliği ile mücadele, sürdürülebilirlik ve gıda güvenliği açısından kritik bir rol oynuyor. Teknolojik yenilikler ve sürdürülebilir tarım uygulamaları, yerel üretim sistemlerinin güçlendirilmesi ile birleştiğinde, organik tarımın potansiyeli hızla artacaktır. Gelecek dönemde, organik tarımın daha fazla desteklenmesi ve yaygınlaştırılması hepimizin ortak hedefi olmalıdır. Çünkü organik tarım üreticilerimizin umut ışığıdır" dedi. 

KARABUĞDAY EKİMİ TEŞVİK EDİLMELİDİR

Toplantıda konuşan İTB Meclis Başkanı Ömer Gökhan Tuncer ise hayvancılık sektöründeki ithalat baskısına ve girdi maliyetlerine dikkat çekerek alternatif bir çözüm önerisi sundu. Hayvancılığın bir kırılma noktasına geldiğini belirten Tuncer, "Kaliteli yem ihtiyacımızın sadece yüzde 35’ini karşılayabiliyoruz. Bu açığı kapatmak için karabuğday sadece bir alternatif değil, stratejik bir çözümdür. Yüksek protein kalitesi, glütensiz yapısı ve zorlu koşullara dayanıklılığı ile öne çıkan karabuğdayın ikinci ürün olarak ekimi teşvik edilmelidir. Rusya ve Çin’in domine ettiği bu pazarda Türkiye güçlü bir oyuncu olma şansına sahiptir" dedi.

HAYVANCILIKTA MİLLİ GÜVENLİK VURGUSU 

Tarım ve hayvancılığın bir milli güvenlik meselesi olduğunu ifade eden Tuncer, üreticiye yönelik yeni destek paketlerine katılım çağrısı yaptı. Tuncer, "Enflasyonu iyileştirmek istiyorsak, önce gıda fiyatlarını iyileştirmeliyiz. Bu noktada 'Kırsalda Bereket Küçükbaş Hayvancılığa Destek Projesi'ni çok anlamlı buluyorum. 100 baş hayvan, 2 yıl geri ödemesiz faizsiz kredi ve yıllık 180 bin TL bakım desteği gibi teşvikler ihtiyaçları tam karşılayan bir pakettir. Özellikle gençlerimiz ve kadınlarımızın bu fırsatı kaçırmamalarını dilerim. Çünkü toprağını doğru yöneten ülkeler, geleceği de yönetecek" şeklinde konuştu.