KEMAL ÖZKURT - ÖZEL HABER / Okulların açılmasına kısa bir süre kala öğrencileri ve velileri yeni eğitim öğretim yılı heyecanı sararken, artan gıda fiyatları da beslenme maliyetlerini artırdı. İzmir’de okul kantinlerinde tost, ayran ve sudan oluşan bir öğünün maliyeti50- 200 liraya ulaşırken, daha düşük maliyetli simit veya poğaça, ayran ve suyla hazırlanan bir öğün bile 70-75 lirayı buluyor. Ayda 20 gün kantinden beslenen bir öğrencinin aylık gideri tost üzerinden 3 - 4 bin liraya çıkabiliyor. TÜRK-İŞ’in Ağustos 2026 araştırmasında ise 4-6 yaş grubundaki bir çocuğun aylık gıda harcaması 3 bin 375,56 TL,5-19 yaş grubundaki bir çocuğun gıda harcaması 6 bin 246,25 TL olarak hesaplandı. Öğrencilerin günlük beslenme maliyetlerinin aileler için ciddi bir yük oluşturduğunu belirten Veli-Der İzmir Şube Başkanı Necati Kalafat, “Ülkedeki büyük ekonomik kriz ve derin yoksulluk nedeniyle öğrencilerimiz açık ve net olarak okullarda aç kalmaktadır” dedi. Ekonomist Dr. Ayhan Bülent Toptaş ise gıda enflasyonunun çocukların beslenme niteliğini etkilediğini belirtti.
ÇOCUKLAR OKULDA AÇ KALIYOR
Ülkedeki büyük ekonomik krizin ve derin yoksulluğun sonucunda öğrencilerin açık ve net olarak okullarda aç kaldığını söyleyen Kalafat, Okul kantin fiyatlarında günlük bir öğrencinin basit bir karın doyurma, hatta karın şişirme diyebiliriz, maliyeti50 ile 200 lirayı bulmaktadır. Üç tane çocuğu olan bir ailenin günlük 600 lira, 22 iş gününden de yaklaşık 20 bin liraya yakın sadece basit bir öğün geçiştirme faaliyetine para ayırması bu ülkenin koşullarında pek mümkün değildir. Bunun sonuçları ülkemizde okullaşma oranını düşürmekte, devamsızlık oranlarını artırmakta, psikolojik ve fizyolojik olarak gelişme çağında olan çocukların yetersiz ve sağlıksız beslenme yüzünden gelişimlerinde problemler yaşanmaktadır” diye konuştu.
FATURA ÇOCUKLARA KESİLMEMELİ
Çocukların okullarda aç olduğunu ancak buna karşılık kaynakların iktidar tarafından farklı bölümlerde kullanıldığını belirten Kalafat, "Biz bu durumun kaynağı olarak yaklaşık 8-10 yıldan beri bu ülkenin doktorları, gıda mühendisleri, öğretmen sendikaları ve velileri olarak ekonomik krizin faturasının çocuklara kesilmesine karşı bir talepte bulunuyoruz.2 yıl zorunlu tuttuğunuz eğitimin içerisinde, sabahın çok erken saatlerinden akşamın çok geç saatlerine kadar okullarda öğrenci bulundurduğunuz düşünüldüğünde, bu çocukların karınlarının doyurulması meselesi bir lüks değil, temel bir devlet görevi olmak zorundadır. Uluslararası mekanizmalara itibar diye büyük saraylar, büyük arabalar, büyük uçaklar devletimizin itibarını sağlayacağını düşünen zihniyetin, asıl itibarı geleceği olan çocukların iyi eğitim almasında görmesi gerekmektedir. Çocukları aç olan bir ülkenin, yüzlerce odası olan bir sarayı olan itibarı değil, sadece utancı verir" dedi.
BİR ÖĞÜN YEMEK TEMEL HAKTIR
Her öğrencinin en az bir öğün yemeğe ve temiz suya ulaşması gerektiğini, bunun bir lüks değil, temel bir hak olduğunu ifade eden Kalafat, “Her gün en az bir öğün yemek ve temiz suya ulaşımlarının sağlanması, kantin fiyatları ya da devamsızlık oranlarında bir düzenleme yapmaya gerek bırakmadan çözümün başlangıcı olacaktır. Ülkemizdeki temel sıkıntı, eğer bir ekonomik sıkıntı var ise bunun paylaşılmaması ve sabit gelir ile emeği üzerinden geçinen insanların sırtlarına yükün aktarılmasıyla çözülmektedir. Sizin aracılığınızla tüm velilerimize sesleniyoruz: Okullarda bir öğün yemek ve içilebilir temiz suya ulaşılması meselesi bir lüks değil. Arkasında net ve kararlı şekilde durursak, kesinlikle vergilerimizin karşılığı olarak alabileceğimiz bir hakkımızdır” diye konuştu.
BESLENME MALİYETİ AİLELERİ ZORLUYOR
Okulların açılmasıyla birlikte ailelerin eğitim masraflarının yanı sıra çocukların beslenme giderleriyle de karşı karşıya kaldığını belirten Toptaş, “Bir taraftan kırtasiye, servis, giyim gibi masraflar gündemdeyken, diğer taraftan beslenme harcamalarının da giderek daha önemli bir kalem haline geldiği görülüyor. Burada özellikle dikkat çekici olan nokta, gıda fiyatlarındaki artışın genel enflasyonun üzerinde seyretmesi. Okulların açılmasına kısa bir süre kala Ağustos enflasyonu açıklandı. Burada yıllık tüketici enflasyonu yüzde 31,51 iken gıda ve alkolsüz içeceklerde yıllık artışın yüzde 33,79’a ulaşması, çocukların günlük beslenme maliyetlerinin genel fiyat artışından daha hızlı yükseldiğini gösteriyor” diye konuştu.
SAĞLIKLI BESLENME GELİR DÜZEYİNE BAĞLI
Toptaş, okul masraflarındaki artışın yalnızca kantin fiyatları üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini, evden hazırlanan beslenme çantalarının da aile bütçesine yük getirdiğini vurguladı. Toptaş, “Peynir, süt, yumurta, ekmek ve meyve gibi sağlıklı beslenmenin temel unsurları, ailelerin her gün karşı karşıya kaldığı bir maliyet oluşturuyor. Kantinden yapılan harcamalar ise bunun üzerine ekleniyor. Gelirlerin aynı hızda artmadığı bir ortamda gıda enflasyonu yalnızca ailelerin satın alma gücünü azaltmakla kalmıyor, beslenmenin niteliğini de etkileyebiliyor. Aileler zorunlu olarak daha ucuz ürünlere yönelebiliyor, protein, süt ürünleri, meyve ve sebze tüketimini azaltmak zorunda kalabiliyor. Ekonomik açıdan bakıldığında burada asıl risk, çocukların sağlıklı beslenmesinin gelir düzeyine daha fazla bağımlı hale gelmesidir. Diğer yandan kantinler de aileler gibi davranmak zorunda kalabilir, fiyat-maliyet dengesini kurabilmek için kaliteden kısmak zorunda kalabilirler” dedi.
BESLENME EŞİTLİĞİNİ HEDEFLEMELİYİZ
Okul çağındaki çocukların beslenmesinin yalnızca ailelerin sorumluluğu olarak görülmemesi gerektiğini belirten Toptaş, ücretsiz ve düşük maliyetli okul yemeği uygulamasının yaygınlaştırılması gerektiğini söyledi. Sağlıklı beslenemeyen bir çocuğun eğitim performansı düşeceğini, fiziksel gelişiminin sekteye uğrayacağının ve dolayısıyla Türkiye’nin insan kaynağı bundan zarar göreceğine dikkat çeken Toptaş, "Kamu açısından atılması gereken en önemli adım, bütün öğrencileri kapsayacak nitelikte ücretsiz veya düşük maliyetli, dengeli okul yemeği uygulamasının yaygınlaştırılmasıdır. Bunun yanında okul kantinlerinde sağlıklı ürünlerin erişilebilir fiyatlarla sunulması teşvik edilmeli, özellikle süt, ayran, yumurta, meyve gibi temel ürünlerde fiyat avantajı sağlayacak mekanizmalar geliştirilmelidir. Burada amaç kantinciyi fiyat düşürmeye zorlamak değil, kamu desteği, toplu tedarik ve uygun maliyetli ürün politikalarıyla hem öğrencinin hem kantincinin korunmasını sağlamaktır. Sonuç olarak mesele kantindeki fiyat listesinin ne kadar yukarı gittiği ile sınırlı değil. Asıl mesele, Türkiye’de ailesinin gelir düzeyi ne olursa olsun her çocuğun okulda sağlıklı ve yeterli bir şekilde beslenebilmesini güvence altına almak. Yani eğitimde fırsat eşitliğini hedeflediğimiz gibi beslenme eşitliğini de hedeflememiz gerekiyor” diye konuştu.