EKONOMI

Özgener’den yaşam maliyeti tepkisi: İzmir Türkiye'nin en pahalı ili

İZTO Başkanı Mahmut Özgener, İzmir’in hizmet grubunda Türkiye’nin en pahalı ili olduğunu ve genel harcamalarda ülke ortalamasını yüzde 10 katladığını belirterek, artan maliyet baskısı altındaki İzmirli tüccarı koruyacak bölgesel mikro politikaların hızla devreye alınması gerektiğini vurguladı

KEMAL ÖZKURT/  İzmir Ticaret Odası (İZTO) Şubat Olağan Meclis Toplantısı, Meclis Başkanı Selami Özpoyraz yönetiminde, Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener ve meclis üyelerinin katılımıyla gerçekleştirildi. Toplantıda lojistikten makroekonomik gelişmelere kadar pek çok konuya değinen Özgener, İzmir’in yaşam maliyeti ve fiyat katılığı bakımından Türkiye’nin en zorlu şehri haline geldiğini söyledi. TÜİK’in Bölgesel Satınalma Gücü Paritesi verilerine dikkat çeken Özgener, İzmir’in lokanta ve otel grubunda ülkenin en pahalı ili olduğunu, bu durumun işgücü maliyetlerinden üretime kadar her alanda İzmirli iş dünyası üzerinde asimetrik bir baskı yarattığını ifade etti. Genel ortalama verilerle politika üretme döneminin kapandığını belirten Özgener, İzmir’in üretim gücünü korumak için şehre özel destek mekanizmalarının şart olduğunu dile getirdi.

İZMİR-SELANİK HATTI İÇİN YENİ ADIM

Konuşmasına lojistik alanındaki yeni bir gelişmeyle başlayan Özgener, İzmir ile Selanik limanları arasında Ro-Ro seferlerinin başlatılmasına yönelik adımları memnuniyetle karşıladıklarını belirtti. Bu hattın sadece ticaret değil turizm için de kritik bir köprü olacağını söyleyen Özgener, “Daha önce 2022 yılında bu konuda yoğun çalışmalarda bulunmuş ancak tanıtım stratejisi eksikliği ve gümrük süreçlerindeki zorluklar nedeniyle sürdürülebilirliği sağlayamamıştık. Önceki tecrübelerimizden ders çıkararak, hem İzmir hem de Selanik tarafında operasyonel iyileştirmelerin yapılması ve teknik konuların eksiksiz hayata geçirilmesiyle, bu seferlerin kentimiz ve ülkemiz ekonomisi için büyük kazanç olacağına inanıyorum” dedi.

SANAYİDE KAPASİTE KAYBI ENDİŞESİ İÇİNDEYİZ 

Ekonomi gündemine ilişkin değerlendirmelerinde 31 aydır devam eden dezenflasyon programını mercek altına alan Özgener, sanayi sektörünün içinde bulunduğu çıkmaza dikkat çekti. Merkez Bankası’nın enflasyon tahminlerini güncellemesiyle birlikte kısa vadeli risklerin sürdüğünü belirten Özgener, “Sanayimizin kapasite kaybına uğrayabileceğine yönelik endişelerin gerçekçi bir zemini var. Finansmana erişim zorluğu, yüksek işletme sermayesi ihtiyacı ve reel kur baskısı özellikle emek yoğun ve KOBİ ağırlıklı sektörlerde çok daha belirgin hissediliyor. Ancak şu teknik gerçeğin altını çizmemiz gerekiyor: Enflasyonu kalıcı biçimde düşürmeden sanayideki sıkıntıları çözmek mümkün değil. Yüksek enflasyon bir sarmaldır; fiyatlama düzenini bozar, kaynakları üretime değil finansal kazanç arayışına yönlendirir” ifadelerini kullandı.

ÇÖZÜM PROGRAMDAN VAZGEÇMEK DEĞİL

Mevcut ekonomik tablonun geçmiş dönemdeki genişlemeci politikaların bir sonucu olduğunu hatırlatan Özgener, çözümün dezenflasyon programından geri adım atmak olmadığını vurguladı. Herkesi aynı anda destekleyen politikaların orta vadede fiyat istikrarını bozduğunu söyleyen Özgener, “Bu sarmaldan çıkışın tek yolu enflasyonun kalıcı biçimde düşürülmesidir. Dolayısıyla sanayinin yaşadığı zorluklar karşısında atılacak adım enflasyon programından vazgeçmek olmamalıdır. Bizim ihtiyacımız olan, programın makro tarafındaki kararlılığı korurken, mikro düzeyde üreticiyi ayakta tutacak mekanizmaları kurmaktır” diye belirtti. 

HEDEF ODAKLI MİKRO POLİTİKA ÇAĞRISI

Sanayi yapısının bir kez dağılması durumunda onu yeniden inşa etmenin maliyetinin çok daha ağır olacağı uyarısında bulunan Özgener, "Makro düzeyde fiyat istikrarına sadık kalırken, uyum maliyetlerinin eşitsiz dağılımını hedef odaklı mikro politikalarla hafifletmeliyiz. Sanayide üretim gücünü korumak, istihdamı korumanın tek yoludur. Bu kapsamda; verimlilik şartına bağlı kredi destekleri, dijitalleşme ve otomasyon yatırımlarına öncelikli finansman, ihracatçıya yönelik seçici Eximbank kapasite artışı ve bölgesel kümelenme destekleri gibi araçların kurgulanmasının çok daha efektif olacağı kanaatindeyiz" diye konuştu. 

İZMİR TÜRKİYE’NİN EN PAHALI ŞEHRİ 

Konuşmasının devamında dezenflasyon programının bölgesel etkilerine dikkat çeken Özgener, İzmir’in yaşam maliyeti ve fiyat katılığı bakımından ülke ortalamasının üzerinde olduğunu vurguladı. TÜİK’in 2024 yılı verilerine dayanarak çarpıcı bir tablo çizen Özgener, “İzmir’de genel tüketim harcamaları fiyat düzeyi, ülke ortalamasının yüzde 10 üzerinde seyrediyor. Özellikle lokanta ve oteller grubunda Türkiye’nin en pahalı ili konumundayız. Konut ve eğitim harcamalarında da üst sıralardayız. Bu durum, işgücü maliyetlerinden başlayarak tüm kalemlere sirayet ediyor. İzmirli sanayici ve tüccar, Türkiye geneline göre çok daha yüksek maliyetlere maruz kalıyor. Bu tablo, genel ortalama verilerle politika yapma devrinin kapandığını, İzmir gibi üretim merkezlerine özgü mikro politikaların acilen üretilmesi gerektiğini gösteriyor” dedi.

İZMİR’İN ÜRETİM GÜCÜ İÇİN 3 KRİTİK ADIM

Yeni küresel düzende ekonomik dayanıklılığın sadece para politikasıyla sağlanamayacağını ifade eden Mahmut Özgener, İzmir’in rekabetçiliğini korumak adına üç temel alanda acil adım atılması gerektiğini söyledi. Özgener önerilerini şu şekilde sıraladı: “İlk olarak, finansal sıkılık nedeniyle nakit akışı bozulan ancak üretim kapasitesi güçlü firmalar için performans kriterine bağlı likidite destekleri oluşturulmalı. İkinci olarak, rekabet baskısı altındaki sektörlerde kapasite kaybını önlemek için verimlilik ve teknoloji yatırımı şartına bağlı dönüşüm destekleri devreye alınmalı. Üçüncü ve en kritik nokta ise, İzmir gibi bölgesel maliyet farklılaşmalarının yüksek olduğu kentlerde, ihracat odaklı firmalara yönelik seçici ve geçici maliyet azaltıcı uygulamalar tasarlanmalı. Özetle; İzmir’in üretim gücünü ve ihracat kapasitesini koruyarak yeni küresel düzende güçlü bir konum almak zorundayız.”