EKONOMI

Sanayide kâr marjı bitti, öz kaynaklar tükeniyor

İzmir sanayisinde maliyet baskısının derinleştiğini belirten İZSİAD Başkanı Alaattin Yüksel, artan maliyetler ve düşen talep nedeniyle sanayicinin kâr marjından vazgeçtiğini, birçok işletmenin ise ayakta kalmak için “Cebinden yemeye” başladığını söyledi

KEMAL ÖZKURT – ÖZEL HABER / Türkiye İstatistik Kurumu’nun mart ayı verilerine göre sanayi üretimi yıllık bazda yüzde,1, imalat sanayi üretimi ise yüzde,3 geriledi. İstanbul Sanayi Odası Türkiye İmalat PMI verileri de nisan ayında0 sektörden 9’unda üretimin yavaşladığını ortaya koyarken, İzmir’in üretim omurgasını oluşturan tekstil ve ana metal sektörlerinde kapasite kaybı ve maliyet baskısı daha belirgin hale geldi. Artan enerji giderleri, yüzde 50’nin üzerindeki kredi faizleri ve küresel talepteki daralma sanayicinin hareket alanını daraltırken, İzmir Sanayici ve İş İnsanları Derneği (İZSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Alaattin Yüksel, sahadaki tablonun resmi verilerin ötesinde daha ağır olduğunu söyledi. Özellikle tekstil sektörünün “neredeyse yok olma düzeyine geldiğini” belirten Yüksel, üreticinin artık maliyet artışlarını satış fiyatlarına yansıtamadığını ve birçok işletmenin “cebinden yemeye” başladığını ifade etti. Orta Doğu’daki savaşın lojistik maliyetlerini artırdığını, İzmir Limanı üzerinden yapılan taşımacılıkta konteyner maliyetlerinin bazı hatlarda iki katına çıktığını kaydeden Yüksel, artan baskılar nedeniyle işletme sermayelerinin eridiğini belirtti. 

RAKAMLARIN ÖTESİNDE RİSKLER VAR

Sanayi üretimindeki gerilemeyi değerlendiren Alaattin Yüksel, sahadaki durumun resmi verilerin ötesinde riskler barındırdığını ifade etti. Enerji maliyetlerindeki artış ve tedarik zincirindeki kırılmaların üretici üzerindeki baskıyı artırdığını belirten Yüksel, “Üyelerimizle yaptığımız toplantılarda gördük ki, açıklanan rakamların dışında çok daha sıkıntılı bir durum söz konusu. En güçlü olduğumuz tekstil sektörü neredeyse yok olma düzeyine gelerek ciddi şekilde hırpalandı. Makine ve metal sektörü temsilcileriyle yaptığımız görüşmelerde de iki yıl öncesine oranla sorunların çok daha derinleştiğini gözlemledik. Uygulanan ekonomik programda kurun gerçek değerinde olmaması ve baskı altında tutulması, üretimi ve özellikle ihracatımızı olumsuz etkiliyor. Önümüzde maalesef yeni riskler de bulunuyor” dedi.

SADECE DAYANMAK YETERLİ DEĞİL

İzmir ekonomisinin omurgasını oluşturan ana metal ve tekstil sektörlerindeki üretim kaybının sadece rakamsal bir düşüş olmadığını, nitelikli iş gücü kaybı riskini de beraberinde getirdiğini belirten Yüksel, Avrupa pazarındaki talep daralmasının yerel üreticiyi kapasite sorunuyla karşı karşıya bıraktığını ifade etti. Tekstil sektöründe istihdam kayıplarının artan birim maliyetler ve zayıflayan rekabetçilikle doğrudan ilintili olduğunu dile getiren Yüksel, “Bu süreç birçok tekstilcimizin rotasını maliyet avantajı nedeniyle Mısır’a çevirmesine yol açmıştır. Ana metal iş kolunda ise enerji maliyetleri ve ham madde fiyatlarındaki oynaklık kâr marjlarını minimize etmiş durumdadır. ‘İzmirli sanayici dayanıklıdır’ sözü tarihsel bir gerçektir; ancak günümüzün enflasyonist ortamında ve düşen küresel talep karşısında ‘sadece dayanmak’ artık yeterli bir strateji değildir. Artan baskılar işletme sermayelerini eritirken, finansman maliyetlerinin yüzde 50 seviyelerini aşması sanayicinin manevra alanını daraltmaktadır. PMI verileri bize düşük katma değerli üretim yapısının en savunmasız halka olduğunu söylüyor. Bu daralmadan çıkışın anahtarı yüksek teknolojili, inovatif ürünlerle çeşitlenmek ve fiyat rekabetinden ziyade kaliteye odaklanmaktır” dedi.

LOJİSTİK MALİYETLERİ 

Orta Doğu’daki savaşın etkilerinin lojistik ve tedarik süreçlerinde ciddi bir yük oluşturduğunu ifade eden Alaattin Yüksel, özellikle Hürmüz Boğazı hattındaki risklerin tedarik sürelerini son 3 yılın en kötü seviyesine taşıdığını vurguladı. İzmir Limanı üzerinden yapılan ticarette konteyner maliyetlerinin bazı hatlarda iki katına çıktığını belirten Yüksel, “Lojistik payının artması sanayicimizin rekabetçi fiyat verme gücünü zayıflatmıştır. Tedarik sürelerinin uzaması ‘tam zamanında üretim’ modelini sarsmış ve sanayiciyi daha fazla ham madde stoku tutmaya zorlamıştır. Finansmana erişimin bu kadar pahalı olduğu bir dönemde, stok tutmak ciddi bir sermaye maliyeti yaratmaktadır. Enerji fiyatlarındaki oynaklık ve tedarik zincirindeki kırılmalar imalat sanayinde maliyet enflasyonunu körüklemiştir. Maliyet artışlarını küresel talep daralması nedeniyle satış fiyatlarına yansıtamıyoruz. Bu durum sanayicinin kâr marjından feragat etmesine, tabiri caizse ‘cebinden yemesine’ neden olmaktadır. Ayrıca aksamalar üretim hatlarında plansız duruşlara yol açarak birim başına düşen sabit maliyetleri yukarı çekmektedir” diye belirtti. 

ÜRETİM GÖÇÜNÜ HIZLANDIRDI

Sanayicinin Mısır veya Türki Cumhuriyetlere olan ilgisinin sadece asgari ücret artışıyla sınırlı olmadığını vurgulayan Yüksel, ticari kredi faizlerinin yüzde 50’yi aşmasının işletme sermayesi ihtiyacını karşılamayı imkansız hale getirdiğini belirtti. Öz kaynakları tükenen sanayicinin, yatırım teşvikleri ve enerji maliyetlerinin daha cazip olduğu bölgeleri birer “can simidi” olarak gördüğünü ifade eden Yüksel, “İş gücü maliyetlerindeki artışa karşın verimliliğin aynı oranda artırılamaması, özellikle tekstil ve plastik gibi emek-yoğun sektörlerde İzmirli üreticinin küresel rekabetçiliğini zayıflatmıştır. Bu durum, planlanan yatırımların yurt dışına kaymasını hızlandıran temel dayanak olmuştur. Bu ‘üretim göçünü’ sadece duvarlar örerek değil, İzmir’i ve Türkiye’yi üretimde daha cazip ve ‘nitelikli’ bir merkez haline getirerek durdurabiliriz” dedi.

TEKNOLOJİ VE YEŞİL DÖNÜŞÜM

Ekonomik sıkıntıların aşılması için inovatif bir yapısal dönüşümün şart olduğunu vurgulayan Alaattin Yüksel, ucuz iş gücü ve düşük enerji maliyetiyle rekabet etme döneminin geride kaldığını belirtti. Katma değeri yüksek, teknoloji odaklı bir üretim modeline geçilmesi gerektiğini ifade eden Yüksel, “Üyelerimizin üretim hatlarını yapay zeka ve otomasyonla modernize etmelerini teşvik ediyoruz; birim maliyetleri ancak bu şekilde düşürebiliriz. Genel bir faiz indirimi yerine; inovasyon, geri dönüşüm ve ihracat odaklı projelere özel düşük faizli kredi hatları açılmalı, finansmana erişim kolaylaştırılmalıdır. Avrupa Yeşil Mutabakatı’na uyum bizim için en büyük fırsattır; İzmir’i bir ‘Yeşil Üretim Merkezi’ haline getirerek sürdürülebilirlik kriterleriyle tercih edilen bir tedarikçi konumuna yükselmeliyiz. Ayrıca üretimde verimliliği artırmak için nitelikli eleman sorununu çözmeli, teknik liseler ve üniversitelerle bağları kuvvetlendirmeliyiz. Lansmanını yaptığımız Yeşil Meslekler Akademisi projemiz de tam olarak bu amaca hizmet etmektedir” diye konuştu.