BERKAY ERDEN / ÖZEL HABER - İzmir’in Buca ilçesinde bir veteriner hekim tarafından çöp konteynerine 33 ölü kedinin bırakılmasının ardından gözler, hayatını kaybeden hayvanların nasıl ve nerede bertaraf edilmesi gerektiği konusuna çevrildi. İzmir Büyükşehir Belediyesi Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Üyesi Veteriner Hekim Selçuk Karakülçe ve Veteriner Hekim Kutlu Dayıoğlu, yaptıkları açıklamalar ile ölen hayvanların ne yapılması gerektiği konusunda yasal boşluklar olduğuna dikkat çekerken, yanlış uygulamaların ise ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyledi. Karakülçe açıklamasında bireylerin aileden biri olarak gördükleri can dostlarını gömme isteğinin son derece doğal olduğunu belirtirken, mevcut yasaların toplumdaki bu isteğe göre şekillenmesi gerektiğini söyledi. Dayıoğlu ise belediyelerin gerekli hizmeti sağlayamaması nedeniyle meslektaşlarının kendi imkanlarıyla ölen hayvanlara çözüm aradığına vurgu yaparken, her iki isim de ölülerin yakılarak küle dönüştürüldüğü krematoryumların bu sorun için çözüm olabileceğine dikkat çekti.
EVCİL HAYVANLAR AİLE ÜYESİ OLDU
Değişen toplumsal yapı ve ekonomik koşullar nedeniyle insanların evcil hayvanları ile daha sıkı bir bağ kurduğunu belirten Karakülçe, vatandaşların aileden biri olarak gördüğü hayvanlarını gömme isteğinin doğal olduğunu aktardı. Yasa koyucuların ise gerekli yasal düzenlemeler yapması gerektiğini aktaran Karakülçe, “Günümüzde özellikle insanların ‘can dostu’ olarak gördüğü hayvanlara yönelik yaklaşım geçmişe kıyasla çok farklı bir noktaya geldi. Doğum oranlarının düştüğü, insanların giderek yalnızlaştığı bir dönemde evcil hayvanlar ve sokak hayvanlarıyla kurulan bağ da güçleniyor. İnsanlar artık doğadaki diğer canlılarla çok daha yoğun bir iletişim kuruyor. Ekonomik ve sosyal şartlar nedeniyle insanlar sevdikleriyle eskisi kadar vakit ayıramıyor. Bu süreçte hayatı birlikte paylaştıkları, yaşamlarını güzelleştiren hayvanlar da aile bireyleri gibi görülmeye başlandı. Ancak bütün canlılar gibi onların da bir yaşam sonu var. İnsanlar geçmişten bugüne anne-babalarını, atalarını unutmadı; onları anıtlarla, mezarlarla ve çeşitli anma yöntemleriyle yaşattı. Bugün benzer bir yaklaşım evcil hayvanlar için de ortaya çıkmış durumda. Bu noktada yasa koyuculara, siyasetçilere ve kamu yöneticilerine düşen görev, mevcut yasal boşluğu görerek gerekli düzenlemeleri hayata geçirmek. Çünkü toplumdaki talep artık bu yönde. Devleti yönetenlerin tutumu ise farklı evcil hayvan için ‘evlat’, ‘aile’ gibi kullanımda bulunan bazı reklamlar biliyorsunuz yayından kaldırıldı. Yine bu şekilde bir oyuncu ise oynadığı diziden çıkartıldı. Oysa zaman bu değişimin tersine değil, lehine işliyor. Bugün kabul edilmeyen bazı uygulamalar yarın kaçınılmaz olarak kabul görmek zorunda kalabilir. Bu nedenle yalnızca mezarlık alanlarıyla ilgili değil, günlük yaşamın tamamında hayvanların toplumdaki yerini dikkate alan düzenlemelerin yapılması gerekiyor. Vatandaşların hayvanlarını park veya bahçelere gömmesinin temel nedeni ise alternatif bir çözümün bulunmaması. İnsanlara uygun ve yasal bir alan gösterilmezse kendi çözümlerini üretmek zorunda kalıyorlar. Asıl yapılması gereken, mevzuatı düzenleyen kurumların ve kamu yöneticilerinin bu ihtiyaca yönelik çözüm üretmesi. Sorunu görmezden gelmek çözüm sağlamıyor. İnsanlar çaresiz kaldığında hayvanlarını bir yere gömmek zorunda kalıyor. Bunun yerine kontrollü ve güvenli yöntemlerin oluşturulması gerekiyor” diye konuştu.
VİRÜSLER YILLARCA CANLI KALABİLİR
Ölen hayvanların güvenli şekilde toplumdan uzaklaştırılmasının büyük önem arz ettiğini vurgulayan Karakülçe, özellikle bulaşıcı hastalık sonrası yaşanan ölümlerde gömme işleminin titizlikle yapılması gerektiğini söyledi. Krematoryum uygulamasının da bir seçenek olabileceğini belirten Karakülçe, “Veteriner hekimler açısından bakıldığında ise durum farklı işliyor. Bir hayvanın ölümüyle karşılaşıldığında, uygun şekilde paketlenerek belediye ekiplerine teslim edilmesi gerekiyor. Ancak teslim sonrasında sürecin nasıl yürütüldüğünü birçok veteriner hekim de ayrıntılı olarak bilmiyor. Özellikle toplu ölümlerin yaşandığı durumlarda konu daha büyük önem taşıyor. Çünkü bazı vakalar ciddi enfeksiyon riski taşıyabiliyor. İnsanlara bulaşabilen paraziter, bakteriyel ve viral hastalıklar söz konusu olabiliyor. Hayvanlar için krematoryum uygulaması da değerlendirilebilecek yöntemlerden biri. Sonuçta biyolojik bir yapıdan söz ediyoruz ve bu tür kalıntıların çevrede kontrolsüz şekilde bulunması bakteriyolojik ve parazitolojik riskler oluşturabiliyor. Bu nedenle yakarak bertaraf etme yöntemi de seçeneklerden biri olarak düşünülebilir. Öte yandan ölümün bulaşıcı bir hastalık nedeniyle gerçekleştiği durumlarda gömme işleminin mutlaka uygun şartlarda yapılması gerekiyor. Bazı virüs ve bakteriler uygun koşullarda yıllarca canlılığını sürdürebiliyor ve risk oluşturmaya devam edebiliyor. Bu nedenle kireçleme ve çeşitli dezenfeksiyon yöntemleri gibi uygulamalar, güvenli bertaraf yöntemleri arasında yer alıyor. Amaç hem çevre sağlığını hem de insan sağlığını koruyacak şekilde süreci yönetmek” dedi.
VETERİNERLER ÇÖZÜMSÜZ KALIYOR
Hayvanların hayatını kaybetmesinden sonraki süreçte boşluklar olduğunu dile getiren Dayıoğlu, veterinerlerin çoğu zaman kendi çözümlerini üretmek zorunda kaldığını vurguladı. Meslektaşlarına bu konuda büyük haksızlık yapıldığını ifade eden Dayıoğlu, “Ölmüş hayvanların bertarafı konusunda ciddi bir boşluk bulunuyor. Belediyeler çoğu zaman ölmüş hayvanları teslim almıyor ve bu da önemli bir sorun yaratıyor. Konuyla ilgili net bir düzenleme olmayınca, bir klinikte sokak kedisi ya da sahipli bir hayvan öldüğünde geriye çok az seçenek kalıyor. Bazı hayvan sahipleri hayvanlarını alıp gömeceklerini söylüyor ancak sonrasında ne yaptıklarını bilemiyoruz. Kimi zaman da hayvanı veteriner hekime bırakıyorlar. Bu durumda veteriner hekimler kendi imkânlarıyla çözüm üretmeye çalışıyor. Özel veteriner kliniklerinin ölmüş hayvanları süresiz olarak depolamak ya da bunları tek tek bir yerlere götürüp gömmek gibi bir sorumluluğu yok. Bugün veteriner hekimler ölen hayvanları ne yapacaklarını bilemiyor. Hayvanlar uzun süre buzluklarda depolanıyor. Bu noktada meslektaşımıza büyük bir haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Sanki o hayvanları öldürmüş, işkence etmiş ya da üzerlerinde deney yapmış gibi bir algı oluşturuldu. Oysa ortada ölmüş hayvanlar vardı. Meslektaşım bunları gömmek yerine çöp konteynerinin yanına bırakmış. Büyük ihtimalle birçok belediye ve birçok klinik de benzer uygulamalar yapmak zorunda kalıyor. Çünkü kimse ölmüş hayvanları teslim almıyor. Bu meslektaşımı çok iyi tanıyorum. Mesleğini seven, işini özveriyle yapan bir insan. Buna rağmen hiç düşünülmeden, hayvanları katletmiş gibi gösterildi ve çok ağır bir linç kampanyasına maruz kaldı. Hakaretler edildi, suçlamalar yöneltildi. Bildiğim kadarıyla bunların tamamıyla ilgili hukuki süreç başlatacak. Biz de elimizden geldiğince destek olacağız” şeklinde konuştu.
MEZARLIKLARIN İŞLETİLMESİ ZOR
Ölen hayvanlar için mezarlıkların açılıp işletilmesinin zor bir yöntem olduğunu belirten Dayıoğlu, krematoryumların soruna çözüm olacağını belirttiği açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Asıl sorulması gereken soru şu: Ölmüş bir hayvan olduğunda klinikler ne yapacak, hayvan sahipleri ne yapacak? Burada sorumluluk büyük ölçüde belediyelere düşüyor. Büyükşehir belediyeleri ya da ilçe belediyeleri krematoryum kurabilir. Bu hizmet ücretli de olabilir. Yurt dışında olduğu gibi, isteyen hayvan sahiplerine küller teslim edilebilir. İstemeyenlerin hayvanları ise uygun şekilde bertaraf edilebilir. Geçmişte krematoryum kurulması yönünde girişimler oldu ancak kabul görmedi. Oysa bana göre en doğru yöntem hâlâ krematoryumdur. Ne yazık ki bu konuya, belediyelerin hayvanları öldürüp delilleri ortadan kaldıracağı gibi yanlış bir bakış açısıyla tepki gösterildi. Ancak işin gerçeği şu ki, ölen her hayvan tıbbi atık niteliğindedir ve uygun şekilde bertaraf edilmesi gerekir. Gömülecekse çok derine gömülmelidir. Çünkü diğer köpekler ya da yabani hayvanlar kazıp çıkarabilir. Ayrıca bu hayvanların bir kısmı salgın hastalık taşıyor olabilir. Hayvan mezarlıkları da bir seçenek olarak gündeme geliyor ancak bu oldukça zor bir yöntem. İnsan mezarlıklarında bile sürekli yeni alanlara ihtiyaç duyuluyor. Mezarlıkların korunması, bakımı ve işletilmesi gerekiyor. Hayvan mezarlıkları için de aynı durum geçerli. Türkiye’de ve sanırım İzmir’de de örnekleri var. Belirli bir ücret karşılığında hayvanlar buralara defnedilebiliyor. Ancak uzun vadede bu alanların nasıl korunacağı da ayrı bir soru işareti. İşletmeyi kuran kişiler yarın olmayabilir, işletme kapanabilir ya da el değiştirebilir. Bu durumda mezarlıkların geleceği nasıl güvence altına alınacak, bunlar da tartışılması gereken konular.”