BERKAY ERDEN / ÖZEL HABER - Ekonomik kriz ile gelişen barınma krizi Türkiye’de evsizlik sorununu daha görünür hale getiriyor. Aile bağlarından kopuş, boşanmalar ve barınma maliyetlerinde artış nedeniyle kendini sokakta yaşarken bulan bireylerin sayısı her geçen gün artarken, sokakta yaşamaya mecbur kalan insanların profillerinde de bir değişim hakim. Türkiye’nin 2018’den sonra yaşadığı ekonomik kırılmanın yeni bir evsizlik dalgası oluşturduğunu dile getiren Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği İzmir Şube Başkanı Tufan Fırat Göksel, özellikle boşanma sonrası barınma sorunu yaşayan orta yaşlı erkeklerin, artan kira fiyatları ve yetersiz sosyal destek mekanizmaları nedeniyle sistemin dışında kaldığını belirterek, İzmir’in göç alan yapısı ve ılıman iklimi nedeniyle bu sorunun kentte daha görünür hale geldiğine dikkat çekti. Evsizlik ile mücadele için öncelikle insanların barınma ihtiyacının karşılanması gerektiğini söyleyen Göksel, Avrupa’da görülen “önce konut” ilkesinin Türkiye’ye uyarlanması gerektiğini vurguladı.
EVSİZLİK DALGASI YENİ
Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik ve buna bağlantılı olarak gelişen barınma krizinin evsizlik dalgasını oluşturduğunu ifade eden Göksel, “Evsiz birey, sistemin tüm deliklerinden aynı anda düşmüş insandır. Bu, en karmaşık ve en çıplak sosyal gerçekliktir. Evsizlik tarihsel olarak insanlık kadar eskidir; çöküntü mahalleleri, sefer hayatı, göç hareketleri hep var olmuştur. Ama Türkiye’de bugün gördüğümüz evsizlik dalgası yapısal olarak yenidir. 2008’den sonra kentsel dönüşüm baskısı arttı, kiracılar kaldıraçsız kaldı. Asıl kırılma noktası ise 2018 sonrası ekonomik dalgalanmalar oldu. Kira enflasyonu geliri geride bıraktığında, asgari ücret gerçek bir yaşam standardını karşılayamaz hale geldiğinde, ailelerdeki çözülmeler hızlandığında evsizlik de görünür oldu. Türkiye’de ilk ciddi kurumsal adım 2003 yılında İçişleri Bakanlığı’nın tüm valiliklerine gönderdiği genelgeydi; barınma evi açılması talep edildi. 2010’da TBMM İnsan Hakları Komisyonu kapsamlı bir rapor hazırladı. Yani devlet sormaya başlamıştı ama yanıtlamaya hazır değildi” şeklinde konuştu.
İZMİR’DE HUZUREVİ BAŞVURULARI ARTTI
İzmir’in ülkenin çeşitli noktalarından göç aldığına dikkat çeken Göksel, ılıman iklim nedeniyle sokakta, sahilde yatan insanların kentte daha görünür olduğunu söyledi. Sosyolojik ve ekonomik nedenlerle İzmir’de huzurevlerine başvuruların da arttığını vurgulayan Göksel, “Valiliğin ve belediyelerin kış konaklama projeleri bir tespit mekanizması değil, bir kriz müdahalesidir. Evsizler o projeden önce de oradaydı; Basmane’de, Kemeraltı’nda, sahil kenarlarında, terminalde. Fakat siz bir hizmet noktası açtığınızda ve insanlar oraya gelmeye başladığında, istatistik oluşur. Bu ‘görünürlük’ evsizliğin büyüdüğü anlamına değil, sisteminizin onları sayabildiği anlamına gelir. İzmir hem bir göç merkezi hem de bir iç göç alıcısı. Ege’nin kırsal kesiminden, Doğu illerinden gelenler, işsiz kalan mevsimlik işçiler, boşanma sonrası barınaksız kalan orta yaşlı erkekler bunların tümü İzmir’de evsizliğin demografisini oluşturuyor. İklim de önemli; İzmir’de kışın donarak ölmüyorsunuz ama sahilde, otoparklarda yatarak yaşıyorsunuz. İzmir Büyükşehir Belediyesi Huzurevi’ne başvurular son yıllarda belirgin biçimde arttı. Bunun birden fazla kaynağı var. Birincisi, demografik: yaşlı nüfus büyüyor. İkincisi, aile sisteminin yük taşıma kapasitesi azalıyor; çocuklar kendileri ekonomik baskı altındayken yaşlı ebeveyne bakamıyor. Üçüncüsü ve beni en çok kaygılandıranı: bazı başvurular doğrudan barınma krizi kaynaklı. Yani kişi huzurevine ‘yaşlı bakımı’ için değil, ‘bir yeri yok’ diye başvuruyor. Bu, huzurevini bir barınma merkezi gibi kullanan bir sistem sorununa işaret ediyor. Huzurevi giriş yaşının 60’tan 70’e çıkarılmasını felakete davetiye çıkarmak olarak değerlendiriyorum. Geçen yıl bu düzenlemeyi analiz ettiğimde şunu gördüm: 60-69 yaş aralığındaki birey, huzurevi hizmetlerinden artık yararlanamıyor ama ne çalışma hayatında tam yeri var ne de güçlü bir sosyal ağı. Emeklilik yaşı da zaten yükseliyor. Bu kesim, ‘arafta bir nesil’ haline geliyor. Geliri yok, kirasını ödeyemez, huzurevine giremez, barınma merkezine yaş nedeniyle uygun sayılmaz. Bu açığı kim kapatacak? Şu an kimse kapatmıyor. Pratik alanda zaten kronik olan yaşlı evsizliği bu kararla daha da derinleşecek” ifadelerini aktardı.
KADINLARIN EVSİZLİĞİ GİZLİ
Evsizlikte kadın ve erkekler arasında farklılıklar olduğunu dile getiren Göksel, erkeklerin bu konuda daha görünür olduğunu söyledi. Boşanan, çocuklarından kopan ve kirasını ödeyemeyen erkeklerin sistemin hiçbir yerine sığamadığını aktaran Göksel, “Evsizler arasında erkeklerin daha çok olduğu doğru bir gözlem. Kadın evsizliği aslında daha yaygın ama daha ‘gizli’. Kadınlar şiddet evine döner, akrabanın sofasında kalır, çocukları için katlanır. Bu ‘gizli evsizlik’ istatistiklere girmez. Resmi barınma merkezlerine gelen erkektir çünkü erkek sokakta daha çok görünür, daha az sosyal ağa sahiptir ve boşanma sonrasında ‘eve dönme’ seçeneği kadına kıyasla daha az meşru sayılır. Türkiye’de kadınlara yönelik sığınak sistemi görece daha gelişmiş. Erkekler için ise devlet eliyle sistematik barınma desteği çok daha zayıf. 5 yıl önce barınma merkezine gelen bireylerin ağırlıklı profili kronik evsizlerdi; uzun süreli madde kullanım sorunları olan, toplumsal bağları kopmuş, zaman zaman ruh sağlığı sorunları olan bireyler. Bugün artık çok farklı bir kesim geliyor: 45-55 yaşlarında, çalışma hayatında olmuş, boşanmış, kirasını ödeyemez hale gelmiş, çocuklarından kopmuş erkekler. Bunlar ‘yeni evsizler’. Sistemin hiçbir yerine sığmıyorlar. Ne kronik madde bağımlısı sayılıyorlar ne de ‘geçici kriz’ kategorisine giriyorlar” dedi.
EV HER ŞEYDEN ÖNCE GELİR
Dünyada evsizlik ile mücadele konusunda farklı yöntemler olduğunu ancak en fazla başarı getiren sistemlerin barınma krizinin önüne geçen uygulamalar olduğunu vurgulayan Göksel, Türkiye’de sorunun çözümü için atılması gereken adımları da sıraladığı açıklamalarını şu şekilde noktaladı: “Finlandiya gerçek bir dönüşüm hikayesi. Finlandiya, ‘Housing First’ modelini erken benimseyen ülkeler arasındadır ve bu yaklaşım sayesinde uzun süreli evsiz sayısı 2008’deki yaklaşık 3 bin 500 kişiden 2022’de bin33’e gerilemiş; yüzde 30’un üzerinde bir düşüş. Housing First’ün temel ilkesi şu: ‘Konut, entegrasyonun ödülü değil aracıdır.’ Geleneksel sistemde kişinin önce ayık olması, tedaviye katılması, sonra ev alması beklenir. Housing First bunu tersine çeviriyor: Önce evi ver, ardından diğer destekleri sun. Finlandiya’nın başarısı izole bir politika değil; güçlü bir refah devleti altyapısı, belediye konut stoku ve sosyal hizmet entegrasyonunun ürünü. Viyana’da 220 bini aşkın belediye konutu var. Yani her 4 konuttan biri belediyeye ait ve Viyana bu sayıyla Avrupa’nın en büyük ev sahibi belediyesi konumunda. Bu konutlar uzun vadeli, kira tavanı belirlenmiş ve ‘Wiener Wohnen’ servisi aracılığıyla dağıtılıyor. Yalnızca belediye konutları değil, kar amacı gütmeyen konut kooperatifleriyle birlikte yaklaşık 420 bin birim oluşturuyor ve Viyana nüfusunun yaklaşık yüzde 50’si bu sosyal konut stokundan yararlanıyor. Piyasa kirasından korunan geniş bir nüfus olduğunda, bireyler ekonomik kriz yaşadıklarında sokağa düşmüyorlar. Türkiye için ‘aynısını yapın’ demek naif olur ama ilkeyi almak mümkün. Birincisi: Anayasal düzeyde konut hakkının evsizleri kapsayacak biçimde tanımlanması. İkincisi: Sosyal konut stokunun artırılması. Üçüncüsü: ‘Önce Konut’ ilkesinin Türkiye koşullarına uyarlanması. Dördüncüsü: Huzurevi giriş yaşının 70’e çıkarılması gibi geriye giden politikaların revize edilmesi. Ve son olarak: Bu alanda çalışan sosyal hizmet uzmanlarının sayısının ve kurumsal kapasitesinin artırılması.”