BERKAY ERDEN / ÖZEL HABER - Türkiye’de siyaset son yapılan yerel seçimlerin ardından yerel ve ulusal düzeyde çekişmenin ve polemiklerin adresi olmaya devam ediyor. Muhalif siyasi partiler hakkında mahkemelerin verdiği hukuki kararlar ve yerel yönetimler üzerinde yürütülen çeşitli soruşturmalar nedeniyle birçok belediye başkanı, bürokrat ve siyasi parti temsilcisi tutuklanarak cezaevine gönderilirken, Siyaset Bilimci Dr. Zekiye Seda Sönmez yaptığı açıklamalar ile siyasette yaşanan tüm bu gelişmelerin seçmen tercihleri, genç siyasetçiler ve bürokratlar üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Seçmenlerin yereldeki ve ulusal düzeydeki soruşturmaları farklı yorumlayabildiğini ifade eden Sönmez, ulusal düzeyde partiye bağlı kalan bazı seçmenlerin yereldeki soruşturmaları “denetim gereği” olarak yorumlayabildiğini söyledi. Soruşturmaların aktif siyaset içinde yer alanları ve almak isteyenlerin hayatlarını da etkilediğini söyleyen Sönmez, gençlerin siyasetten uzaklaştığını, bürokratların da karar almaktan kaçındığını dile getirdi.
SEÇMENİN YEREL VE ULUSAL TEPKİSİ FARKLI
Siyasi partiler ve yerel yönetimlere yönelik soruşturmalara seçmenin farklı tepkiler verdiğini aktaran Sönmez, “Siyasi partilere ve yerel yönetimlere yönelik soruşturmaların seçmen davranışını nasıl etkilediği siyaset biliminin uzun süredir tartıştığı konulardan biri. Çünkü seçmenler merkezi siyasetle yerel siyaseti her zaman aynı şekilde değerlendirmiyor. Özellikle yerel seçimlerde insanlar sadece parti kimliğine bakmıyor; adayın performansına, belediyenin hizmetlerine ve günlük hayatına doğrudan dokunan uygulamalara da bakıyor. Bu yüzden siyasi partilere yönelik soruşturmalarla belediyelere yönelik soruşturmaların seçmen üzerindeki etkisi farklı olabiliyor. Genel siyasetteki soruşturmalar daha çok kutuplaşma ve siyasi kimlikler üzerinden okunurken, yerel yönetimlerle ilgili gelişmeler vatandaşın gördüğü hizmet üzerinden değerlendiriliyor. Siyaset bilimci David Easton’un ortaya koyduğu ‘spesifik destek’ ve ‘yaygın destek’ ayrımı da bunu açıklıyor. Yani seçmen bir partiye genel desteğini sürdürürken, aynı zamanda belediyenin performansını ayrı değerlendirebiliyor. Türkiye’de seçmenlerin partilere olan ideolojik bağlılığı oldukça güçlü. İnsanlar kendilerini yıllarca bir partinin tabanı olarak tanımlayabiliyor. Bu bağlılık partinin söylemi, kimlik siyaseti ya da tarihsel rolü üzerinden şekilleniyor. Dolayısıyla ekonomik krizler ya da yerel yönetim sorunları olsa bile seçmen ulusal düzeyde aynı partiye destek vermeyi sürdürebiliyor. Ama yerel seçimlerde daha pragmatik davranabiliyor. Örneğin belediye hizmetlerinden memnun olmayan bir seçmen, genel seçimde desteklediği partiden farklı bir partiye yerelde oy verebiliyor. İstanbul ve Ankara gibi büyükşehirlerde geçmiş seçimlerde bunu gördük. Belediyelere yönelik soruşturmaların etkisi ise sadece hukuki içeriğe bağlı değil. Toplumun bu süreci nasıl algıladığı da çok önemli. Bazı seçmenler soruşturmaları denetim ve hesap verebilirliğin gereği olarak görebiliyor, bazıları ise siyasi rekabetin bir parçası olarak yorumlayabiliyor. Bu nedenle belirleyici olan çoğu zaman soruşturmanın varlığından çok, sürecin ne kadar meşru bulunduğu oluyor” dedi.
BÜROKRASİ RİSKTEN KAÇAR HALE GELİYOR
Soruşturmaların siyasete atılmak isteyen gençleri ve bürokrasi içindeki liyakatli kadroları da doğrudan etkilediğini dile getiren Sönmez, “Özellikle genç ve siyasete yeni ilgi duyan parti üyeleri bu süreçlerden etkilenebiliyor. Samuel Huntington ve Robert Putnam gibi isimlerin çalışmalarında da görüldüğü üzere, insanların siyasete yönelmesinde sadece ideolojik motivasyonlar değil, kurumlara duyulan güven de etkili. Eğer siyaset sürekli kriz, çatışma ve belirsizlik alanı gibi görülürse bazı gençler siyasetten uzaklaşabiliyor. Ama tarihsel örnekler bunun tersinin de mümkün olduğunu gösteriyor. Baskı ve kriz dönemleri bazı genç kuşaklarda daha güçlü bir siyasi mobilizasyon da yaratabiliyor. Yani sonuç her zaman tek yönlü olmuyor. Yerel yönetim bürokrasisi açısından bakıldığında da sık soruşturma süreçleri kamu görevlileri üzerinde etkili olabiliyor. Kamu yönetimi literatüründe buna bazen ‘riskten kaçınan bürokrasi’ deniyor. Özellikle teknik uzmanlığı yüksek ve liyakatli yöneticiler, ileride hukuki sorun yaşamamak için karar almaktan kaçınabiliyor, inisiyatif kullanmak istemeyebiliyor ya da kamu görevinden uzaklaşmayı tercih edebiliyor. Bu da kamu hizmetlerinin etkinliğini olumsuz etkileyebiliyor. Öte yandan güçlü denetim mekanizmaları kurumsal şeffaflık ve hesap verebilirlik açısından da önemli katkılar sağlayabilir. Buradaki temel mesele soruşturmaların varlığı değil; hukukun üstünlüğü, öngörülebilirlik, adil süreç ve kurumsal güven ilkelerinin korunup korunmadığıdır. Demokratik sistemlerde hem etkili denetimin sağlanması hem de kamu görevlilerinin görevlerini güven içinde yapabilmesi arasında sağlıklı bir denge kurulması gerekiyor” ifadelerini aktardı.