BERKAY ERDEN / ÖZEL HABER / Okullarda son dönemde yaşanan şiddet olayları, çocuk ve ergen ruh sağlığına ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşırken, bu vakaların nedenleri ve önlenmesine yönelik çözüm arayışları da kamuoyunda daha fazla konuşulmaya başlandı. Uzmanlar, artan bu olayların yalnızca bireysel değil; aile, okul ve toplumsal yapı çerçevesinde ele alınması gerektiğine dikkat çekiyor. Bu kapsamda değerlendirmelerde bulunan Psikolog Elif Özlem Cebeci, şiddet vakalarının tek bir nedene indirgenemeyeceğini belirterek, ergenlik döneminde yaşanan duygusal kopukluklar, akran zorbalığı ve iletişim eksikliklerinin bu süreçte belirleyici rol oynadığını ifade etti. Çocukların dijital platformlar üzerinden bir araya gelerek birbirlerine rol model olduğunu belirten Cebeci, ailelerin çocuklarında şiddet belirtileri görmesi durumunda vakit kaybetmeden desteğe başvurmaları gerektiğini vurguladı.
AİLEYE VE BİREYE YÜKLENMEMELİ
Ergenliğin kimlik inşası açısından hassas bir dönem olduğunu vurgulayan Cebeci, çocukların bir gecede şiddete meyilli hale gelmediklerini söyledi. Sorunun aile, toplum ve birey üçgeninde ele alınması gerektiğini belirten Cebeci, “Kahramanmaraş’ta gerçekleşen trajik okul saldırısı, konuyu sadece bir güvenlik zafiyeti olarak görmememiz gerektiğini acı bir şekilde hatırlattı. Bu tür olaylar; çocuk ve ergen ruh sağlığını, aile içi dinamikleri ve toplumsal yapıyı bir bütün olarak ele almamız için ciddi bir uyarı niteliği taşıyor. Bu vakaları anlamaya çalışırken sorumluluğu yalnızca bireye ya da aileye yüklemek büyük bir hata olur. Oysa şiddet, çoğu zaman daha geniş bir sistemin içinde sessizce filizlenir. Ergenlik dönemi; bireyin kimlik inşası, ait olma ve kabul görme ihtiyacının en zirve yaptığı hassas bir süreçtir. Bu süreçte aile duygusal liman, okul ise sosyal laboratuvardır. Ancak günümüzde bu hassas denge; artan akademik baskı, akran zorbalığı, şiddet içerikli oyunlara dizi ve filmlere maruz kalma, sosyal medyanın yarattığı illüzyonlar ve en önemlisi ‘duygusal iletişim eksikliği’ ile sarsılmaktadır. Çocuk, bu sacayağı arasında kendini sıkışmış ve anlaşılmamış hissettiğinde, içindeki yalnızlık yerini öfkeye bırakabilmektedir. Bu tür olaylar sonrasında en sık karşılaştığımız eğilim, hızlıca bir suçlu bulmak ve sorumluluğu tek bir noktaya yüklemektir. Oysa çocuk ve ergen ruh sağlığı söz konusu olduğunda, hiçbir davranış bağlamından bağımsız değildir. Bir çocuğun bu denli yoğun bir şiddete yönelmesi, çoğu zaman uzun süredir biriken, görülmeyen ve karşılanmayan duygusal ihtiyaçların bir sonucudur. Sonuç olarak, çocuklar bir gecede bu noktaya gelmezler. Onlar, içinde büyüdükleri sistemin birer yansımasıdır. Çözüm, sadece bireyi cezalandırmak ya da aileyi suçlamak değil; okul, aile ve toplum üçgenindeki iletişim kanallarını yeniden onarmaktır. Unutmamalıyız ki; bir çocuğu zamanında anlamak, sadece o hayatı değil, tüm toplumu kurtarmaktır” dedi.
BİRBİRLERİNE ROL MODEL OLUYORLAR
Okullara yapılan saldırılarda tek bir profil olmadığını aktaran Cebeci, ancak saldırı gerçekleştirenlerin akran zorbalığına uğradığını belirtti. Şiddete meyilli çocukların dijital platformlarda bir araya gelerek birbirlerine rol model olduğunu ifade eden Cebeci, “Okul, bir çocuk için sadece ders notlarından ibaret değildir. Burası sosyal kabulün veya yıkıcı bir dışlanmanın sahnesidir. Eğer bir çocuk okul koridorlarında kendini sistematik olarak tehdit altında ve değersiz hissediyorsa; okul onun için bir gelişim alanı değil, kaçılması veya saldırılması gereken bir stres kaynağına dönüşür. Bu noktada dijital dünyanın etkisi de yadsınamaz. Şiddet içerikli oyunlar tek başına bir ‘canavar’ yaratmasa da; mevcut öfke, dürtü kontrol güçlüğü ve empati eksikliği olan bireylerde tetikleyici bir rol üstlenebilir. ABD başta olmak üzere dünyanın kanayan yaralarından biri olan okul saldırıları, Türkiye’de nispeten nadir görülüyordu. Önce Şanlıurfa, ardından 24 saat geçmeden Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırısı sonrası Telegram gruplarında toplu şekilde saldırı konuşmaları yapan pek çok öğrencinin bulunduğu bir Telegram grubunun kapatıldığı bazı kişilerin gözaltına alındığını biliyoruz. Bu noktadan yola çıkacak olursak şiddete meyilli ve ilgi duyan çocukların bir araya gelerek birbirlerine rol model oldukları aşikardır. Yapılan araştırmalara baktığımızda 2019’da yayımlanan bir tehdit değerlendirme çalışması, okul saldırganlarının tek bir profili olmadığını, yaş, cinsiyet, ırk, sınıf düzeyi ve sosyal özellikler açısından farklılık gösterdiklerini, ancak genel olarak okul saldırısı gerçekleştiren öğrencilerin şiddete ilgi duyduklarını, akranları tarafından zorbalığa uğradıklarını ve okulda düzenli olarak sorunlara karıştıklarını ortaya koyuyor” şeklinde konuştu.
GÖRÜŞ VAR, DESTEK YOK
Çocuklarda görülen bazı davranışlar konusunda aileleri uyaran Cebeci, erken müdahalenin kritik önem taşıdığını vurguladı. Kahramanmaraş saldırısını gerçekleştiren saldırgan hakkında psikolojik görüş olduğunu ancak saldırganın destek almadığını dile getiren Cebeci, “Bu tür olayların ülkemizde görülmeye başlaması, sadece bireysel vakalar olarak değil; aynı zamanda çocuk ve ergenlerin ruh sağlığına dair koruyucu sistemlerin ne kadar işlevsel olduğu sorusunu da gündeme getirmelidir. Okullardaki psikososyal destek mekanizmaları, ailelerin farkındalık düzeyi ve erken müdahale süreçleri bu noktada belirleyici rol oynamaktadır. Dolayısıyla mesele yalnızca ‘neden oldu?’ değil, ‘biz hangi noktada önleyemedik’ sorusunu da sormayı gerektirir. Sürecin trajik sonuçlara evrilmesini engellemek için ailelerin yoğun ve yıkıcı tepkiler, arkadaş çevresinden kopma ve içe kapanma, ‘kimse beni sevmiyor’, ‘gereksizim’ gibi ifadeler, oyunlarda, çizimlerde veya konuşmalarda şiddeti yüceltme, okula karşı geliştirilen yoğun nefret ve korku gibi belirtilere karşı uyanık olması kritiktir. Psikolojik destek süreçlerine yönelik toplumsal direnç hâlâ önemli bir sorundur. Psikolojik destek süreci, aileler tarafından bazen bir ‘yetersizlik’ veya ‘etiketlenme’ korkusuyla reddedilmektedir. Oysa bir uzman yönlendirmesiyle başlayan psikoterapi ya da psikiyatrik tedavi, çocuğu damgalamak için değil, onu ve toplumu korumak içindir. Psikologlar gerekli gördüklerinde aileleri psikiyatrik değerlendirmeye yönlendirebilir; ancak birçok aile bu öneriyi reddedebilmekte ya da geciktirebilmektedir. Reddedilen her müdahale, bireysel sorunların toplumsal bir yaraya dönüşme riskini artırır. Keza Kahramanmaraş saldırısında da benzer şekilde saldırgan için ‘topluma uyum noktasında sorun yaşayabilir, psikiyatri desteği düşünülebilir’ şeklinde psikolog görüşü bulunmasına rağmen psikiyatri desteği alınmadığını görüyoruz. Ailelerin, uzman önerilerini bir tehdit olarak değil, çocuklarının geleceğine atılan koruyucu bir adım olarak görmesi elzemdir” ifadelerini aktardı.