GÜNDEM

İBB’de yolsuzluk davasında 76’ncı duruşma: İmamoğlu dahil 414 sanık hakim karşısında

İBB’ye yönelik “yolsuzluk” soruşturması kapsamında açılan davada, görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 50’si tutuklu 414 sanık, 76’ncı duruşmada hakim karşısına çıktı.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırıldıktan sonra tutuklanan Ekrem İmamoğlu hakkında yürütülen “yolsuzluk” soruşturması tamamlandı. Soruşturma kapsamında1 Kasım 2025 tarihinde 3 bin 809 sayfalık iddianame hazırlandı.

İddianamede “örgüt lideri” olarak gösterilen İmamoğlu hakkında çok sayıda suçlama yöneltildi. İmamoğlu’nun; “suç işlemek amacıyla örgüt kurma”, “rüşvet”, “suç gelirlerinin aklanması”, “kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık”, “kişisel verilerin kaydedilmesi”, “kişisel verileri ele geçirme ve yayma”, “suç delillerini gizleme”, “haberleşmenin engellenmesi”, “kamu malına zarar verme”, “rüşvet alma”, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma”, “irtikap”, “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama”, “ihaleye fesat karıştırma”, “çevrenin kasten kirletilmesi”, “Vergi Usul Kanunu’na muhalefet”, “Orman Kanunu’na muhalefet” ve “Maden Kanunu’na muhalefet” suçlarını işlediği iddia edildi.

İddianamede, İmamoğlu’nun42 ayrı eylem nedeniyle yargılanması ve bu kapsamda 828 yıl 2 aydan 2 bin 352 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi.

‘BANA BİR ÖZÜR BORÇLULAR’

Tutuksuz sanık iş insanı Necmettin Şimşek savunmasında, “Ben öncelikle diğer sanıkların hakkımda oluşturdukları yanlış algı ve karalama kampanyasıyla ilgili bir bilgilendirme yapmak isterim. Bahse konu taşınmazı biz, 2013 yılında İBB'nin iştiraki olan KİPTAŞ Anonim Şirketi'nden lunapark yapmak üzere kiraladık. Yatırımı tamamladık. Hatta burada ruhsatlandırma süreçlerinde hep KİPTAŞ vardı. Bir yıl işlettik. Bu bir yılın sonunda komşulardan ve çevreden lunapark olarak oradaki faaliyetlerimizden ciddi rahatsızlıklar olması ve şikayetler olması nedeniyle tekrardan bir yatırım yaparak ve KİPTAŞ Anonim Şirketi yetkililerinden muvafakat alarak okul olarak dönüştürdük. Tekrar yatırım yaptık ve faaliyetlerimize devam ettik yaklaşık 4 yıl. 2019'da yönetimin değişmesiyle birlikte, KİPTAŞ Anonim Şirketi'nin vakti zamanında bu arsa ile ilgili okul olarak işletmemize muvafakat veren iki tane yetkiliden birisi bir tespit yaparak akde aykırı olarak kullanıldığıyla ilgili bir süreç başlatıp, bu sürecin sonunda da usulen bir tahliye kararı almasına kadar gitti. KİPTAŞ A.Ş. bir tahliye kararı aldı. Elbette biz de burayı okul olarak işletirken birçok öğrenci buraya aidiyet geliştirdi, bir düzen oluşturdu. Bu tahliye kararının çıkmasından sonra biz bir uzlaşı ve anlaşma zeminini ararken, şikayetçi olduğum Turan Aydoğan’la yollarımız kesişti ve tanıştık. Öncelikle bu tahliye olduğumuz arsanın, yerin tüm üstyapısı kendi şirketlerimizin öz kaynaklarıyla yapılmıştır. Burada İmamoğlu ve şürekası, tahliyeden sonra tahliye merkezine gelip bir şov yapmışlar ve sanki bu yatırımları İBB ve kamunun kaynaklarıyla yapılmış ve bana da burası çok ucuz şartlarla kiraya verilmiş, peşkeş çekilmiş gibi bir algı yaratarak, yaklaşık bir hafta bu konuyu işlediler sosyal medyada ve diğer mecralarda. Bunun böyle olmadığını ifade etmek isterim. Orada o dönemdeki KİPTAŞ yönetiminin de gözetiminde yapılan yatırımların tamamı benim şirketimin sermayesiyle yapılmıştır. Burada bana bir özür borçlular, bunu da ifade etmek isterim” ifadelerini kullandı.

‘KAMU ZARARI OLUŞTURDU’

Şimşek, “Bir çözüm arayışındayken Turan Aydoğan'la tanıştık. Hüseyin Aydın isimli bir arkadaşım benim bu sorunumu görünce, çözüm arayışıma yardımcı olmak amacıyla tanıştırdı. Biz hukuki ve siyasi yönden mahkemenin vermiş olduğu kararlara binaen bir uzlaşı zemini aradığımızı, bu konuda yardımcı olup olamayacağı hususunu sorduktan sonra yardımcı olabileceğini, İmamoğlu'nun danışmanı olduğunu ve hatta KİPTAŞ Genel Müdürü'nü de kendilerinin atadığını, kendisi için bu işlerin kolay olduğunu ifade etti. Biz olabiliyorsa hukuki, olamıyorsa siyasi bir çözüm ve buradan yeniden bir uzlaşı talebimizi görüşmek üzere anlaştık ve görevi tevdi ettik. Ancak devamında, tahliye olma aşamasına kadar ‘her şey yolunda, bir sorun yok, biz bu konuyu görüşüyoruz, çözüyoruz’ demesine rağmen tahliye işlemi gerçekleşti. Devamında da ödemiş olduğumuz parayı da geri vermedi. Epeyce bu konuda baskılarımız oldu ‘parayı ödeyin, madem işi yapamadınız’ gibi. Sonuç itibarıyla, Hüseyin Aydın’ın bu konuda da çok çabaları oldu. Hatta bir dönem kendisiyle de ilişkilerimiz bozulma noktasına geldi tanışmamıza vesile olduğu için. Bir gün bir ses kaydıyla bana geldi ve kendisinin bu konuda çok ciddi gayretleri olmasına rağmen Turan Aydoğan’ın kötü niyetli olduğunu kendi ifadeleriyle, onun da yeni vakıf olduğunu, artık ümidinin kalmadığını ve şikayet edelim diye de beyanını ifade etti. İsnat edilen suç unsurlarını kendi adıma rüşvet vermek gibi hiçbir zaman algılamadım. Fakat muhatabımızın bu konuları bu şekilde yönettiği görülmüştür. Sayın Başkan ve şürekası halk adına, kamunun menfaatini kolluyorum görüntüsü adı altında kamu zararı oluşturmuştur. Tamamı, bir lirası dahi belediyeden olmayan, yatırımlarımı heba etmişlerdir ve tamamından şikayetçi olduğumu arz ederim” dedi.

‘200 BİN DOLARI NE AMAÇLA VERDİNİZ?’

Mahkeme başkanının “Siz bu 200 bin dolar ödemeyi kime yapmıştınız?” sorusuna sanık Şimşek “Biz Turan Aydoğan'la anlaştık. Ben müsait olmadığım için Hüseyin Aydın vasıtasıyla Turan Aydoğan'a teslim ettik” dedi. Daha sonra mahkeme başkanının, “Biraz önce diyorsunuz ki, ‘Biz bunun rüşvet olduğunu değerlendirmedik. Hüseyin Aydın'ın getirdiği ses kaydını dinleyince oradaki ifadelerden rüşvet olduğunu anladım’ diyorsunuz. Siz ne mantığıyla vermiştiniz bu 200 bin doları?” diye sordu. Şimşek “Bu tahliye olan karar çıkan kurum bir eğitim kurumu. 500 öğrencisi olan bir müessese, yıllardır işletilen bir yer. Hiç ummadığımız bir dönemde ve Yargıtay yolu kapalı olmak üzere tahliye kararıyla muhatap kaldık. Tabi mağduriyetimiz çok büyüktü. Bunu önlemek adına biz nasıl bir yol izleriz? Hem hukuki yoldan hem de siyaseten bu konunun muhatabı elbette Büyükşehir yöneticileri” dedi. Mahkeme başkanı sonra “200 bin doları siz ne amacıyla verdiniz? Ne parası bu?” sorusunu sordu. Şimşek “Bizim anlaşmamız Turan Aydoğan'la şu şekilde, hukuken gidilecek yollar var. Çünkü zaten bizim ona gitmemizin temel nedeni de hukukçu olması ve Sayın Başkanın danışmanı olduğunu ifade etmesi. Hukukçu olması hasebiyle bizim hukuki sorunumuzu daha doğru anlar ve bizi uzlaşmaya götürür diye biz bunu hem hukuki hem de siyasi her ne şekilde bizim orada çözebilirse çöz diye anlaştık. Benden 500 bin dolar ücret istedi, 200 bin dolarını da peşin istedi” dedi. Mahkeme başkanı “Bu nedir? Siz burada verirken bunun ne olduğunu bilmiyor musunuz? Ne parası olarak konuşuldu bu? Avukat ücreti diye mi konuşuldu? Bir avukatlık ücretine dair danışmanlık var mı, sözleşmeniz var mı?” sorusunu sordu. Şimşek soruya “Sözlü anlaşmalarımız var. Danışmanlık sıfatıyla oturduğumuz için” şeklinde konuştu.

‘SOYADIM İMAMOĞLU OLMASAYDI BURADA OLMAYACAKTIM’

Tutuksuz sanık Ekrem İmamoğlu’nun oğlu Mehmet Selim İmamoğlu savunmasında, “Benim siyasetle hiçbir alakam olmamasına rağmen bu davaya dahil edildim. Benim soyadım İmamoğlu olmasaydı bugün burada olmayacaktım. Burada olmamın gerçek sebebinin ise babam üzerinde baskı kurmak ve onu geri adım atmaya zorlamak olduğuna inanıyorum. Çok acı ki arkamda babam, kürsüde ben, maalesef Türkiye Cumhuriyeti tarihinde unutulmayacak bir kareye tanıklık ediyoruz. İddianameye göre bir eylemden sorumlu tutuluyorum. Üniversitemin son dönemlerine doğru aile şirketimizde resmi olarak yarı zamanlı çalışmaya başlamıştım. Şirketimize destek olduğum süreçte işlerimizi yurt dışına genişletmemiz gerektiğini düşünmeye başladım. Türkiye'de inşaat sektöründe başarmış bir ailenin 3. nesli olarak yurt dışında da şansımız olabilir mi diye inisiyatif almak istedim. İnşaat mühendisliği diplomamı aldıktan sonra bu isteğime yönelik hızlıca karar aldım ve yaptığım araştırmalar sonucunda Hırvatistan'da bir projeyi keşfettim. Bu projeye ortak olmak istediğimi babama ilettim. Babam ise bu konuya pek sıcak bakmadı çünkü siyaseten tartışmalara yol açabilecek bir konu olduğunu söyledi. Bunun üzerine ben de tamamen aile şirketinden bağımsız ve bana ait bir şirketle bu süreci ilerleteceğimi söyledim. Ailemden aldığım maddi destekle yurt dışında bir girişimde bulunmamın bir sorun olacağını düşünmüyordum ve hala aynı kanaatteyim. Böylece kazandığım deneyimleri annem ve dedemin de maddi desteğiyle yurt dışına taşıma konusunda ilk adımımı atmış oldum. Türkiye Yelken Federasyonu'ndan sporcu lisansımı aldım ve yarışlara katıldım. Yarışlarda belli bir tecrübe kazandıktan sonra, bu yarışlara kendime ait bir yelkenli ile katılmak istedim. Yarış amacıyla kullanılan ikinci el 2009 model bir sportif yelkenliyi 2024 yılında 772 bin TL’ye satın aldım. Bedelini de babamdan borç alarak banka havalesiyle aldım. Sahibi olduğum bu yelkenli şu an yelken kulübünde eğitim amaçlı da kullanılmaktadır. Günün sonunda da bu iki konuda hesabını veremeyeceğim bir durum asla yoktur” dedi.

‘ÖRGÜTSEL YAPI İÇERİSİNDE YER ALMADIM’

Etkin pişmanlıktan yararlanarak tahliye edilen tutuksuz sanık Burak Korzay, “İSFALT’ta hedefim, şirketi yalnızca bir iş alan ve bu işleri yüklenicilere dağıtan bir yapı olmaktan çıkararak kendi teknik kapasitesiyle üretim ve uygulama yapabilen güçlü bir ana yüklenici kimliğine kavuşturmaktı. Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak bildiğim her hususu hiçbir şey gizlemeden, samimiyetle ve tüm açıklığıyla anlattım. Suç örgütünün üyesi olmadım, örgütsel yapı içerisinde yer almadım ve hiçbir zaman böyle bir yapının amacı doğrultusunda hareket etmedim. İddianameye konu ödeme sorunu ise İETT ile Aziz İhsan Aktaş’ın kardeşinin şirketleri arasındaki ticari ilişkiden kaynaklanmaktadır. İSFALT ile İETT birbirinden ayrı kurumlardır. İETT’de kime, ne zaman, ne ödeme yapılacağına karar verme yetkim olmadığı gibi bir ödemeyi durdurma, geciktirme veya hızlandırma yetkim de yoktur. Yetkim altında bulunmayan bir ödeme süreci üzerinden rüşvete aracılık etmem mümkün değildir. Benim bu süreçteki ilk temasım, Aktaş’ın ödeme sorununu anlatmak amacıyla Ertan Yıldız ile görüşmek istemesi ve tanışıklığım nedeniyle benden randevu konusunda yardımcı olmamı istemesidir. Benim suç kastımın bulunmadığını gösteren en önemli hususlardan biri Aktaş’a söylediğim sözlerdir. Ödeme alamadığını söylediğinde kendisine alacağı için hukuki yollara başvurmasını söyledim. Olayın benim açımdan en önemli yönlerinden biri de Yıldız tarafından üzerimde kurulan profesyonel ve hiyerarşik baskıdır. Ben bu süreçte rüşvet ilişkisinin gönüllü bir tarafı veya aracısı olarak hareket etmedim. Keşke o anda bu baskıya rağmen hayır demeyi bilseydim” dedi.

‘BİZE SÖZ VERİLEN PARA GELMİYORDU’

Duruşma savcısı, “İfadenizde ‘işlerin İSFALT’ta kalması için mücadele ettim. Fatih Keleş buna izin vermedi. Müteahhitlerde kalmasını istiyordu’ şeklinde beyanınız var. Bu süreç nasıl işlerdi?” sorusunu sordu. Korzay, “Piyasanın iş alması isteniyordu dışarıdan” dedi.

Savcının, “İfadede ‘Fatih Keleş beni İBB’nin Bakırköy’deki binasına çağırdı. İSFALT olarak ihalelerden sadece birine girmemi söyledi. Diğer ihalelere teklif atmamamız yönünde talimat verdi’ beyanınız var. Daha sonradaki süreçle ilgili de ‘bu 4 ihale arasında en düşük kar marjı olan işe giren teklif verdik’ diyorsunuz. Bu süreç nasıl gerçekleşti? Bu 4 ihale?” sorusuna cevaben Korzay, “Fatih Bey ‘4 ihale olsun, işte siz de birini alın, geçin, işinize bakın’ tarzında benimle konuşmuştu. Her ayın sonunda İBB’de bir toplantı olurdu. Bu toplantıya biz de bazen katıldık, bazen katılmazdık. Çünkü ihtiyaç bir para var. İsfalt’ta0 bin kişinin maaşı ödeniyor. Bunun için mücadele ediyorduk. Fakat birçok zaman ay sonu bize söz verilen ödeme yapılmıyordu. Bunla alakalı çok mücadele ediyordum. Fakat şunu anlıyordum; yukarıdan müdahale geliyordu. Bize söz verilen para gelmiyordu. 500 deniliyor, 400 geliyordu. Sorduğumda da cevap ‘yukarıdan onay al, yukarıyla sen bir görüş, yukarısı müdahale etti’ şeklindeydi” dedi.