GÜNDEM

Kağıt üzerindeki koruma sokakta ölüm getiriyor

Türkiye’de kadınlar koruma kararlarına rağmen katledilmeye devam ederken, 2025 yılı 591 ölümle son 15 yılın en kanlı dönemi olarak kayıtlara geçti. Sistemin iflas ettiğini belirten Tülin Osmanoğulları, uzaklaştırma kararlarının kağıt üzerinde kaldığını ve faillerin denetimsizlikten güç alarak şiddeti tırmandırdığını vurguladı

KEMAL ÖZKURT - ÖZEL HABER / Türkiye, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne kutlamalarla değil, yargının ve emniyetin “koruma” sözü verdiği kadınların birer birer hayattan koparıldığı karanlık bir tabloyla giriyor. Sadece son 24 saat içinde 6 kadın erkek şiddetiyle katledilirken, öldürülen bu kadınlardan 3’ünün faili hakkında aktif uzaklaştırma kararı bulunması sistemin iflasını gözler önüne seriyor. 2024 yılında 394 kadının öldürülmesi ve 259 kadının şüpheli ölümüyle tırmanan şiddet sarmalı, 2025 yılında Türkiye genelinde toplam 591 kadının (297’si şüpheli) hayatını kaybetmesiyle son 15 yılın en kanlı dönemine ulaştı. 2026 yılının sadece Şubat ayında ise 23 kadın cinayeti işlenirken, 29 kadın şüpheli şekilde ölü bulundu. Devletin ‘can simidi’ olarak sunduğu kağıt üzerindeki kararlar; faillerin fütursuzluğu ve denetim eksikliği nedeniyle kadınları korumaya yetmiyor. Sistemdeki bu derin yarılmayı değerlendiren Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu İzmir Temsilcisi Tülin Osmanoğulları, koruma kararlarının çoğu zaman kağıt üzerinde kaldığını söyledi. Kolluk kuvvetlerinin görevini yeterince yerine getirmediğini belirten Osmanoğulları, yasada elektronik kelepçe ve zorlama hapsi gibi yaptırımlar olmasına rağmen pratikte çoğu zaman uygulanmadığını ifade etti. Kadınların koruma kararı almasına rağmen kendilerini güvende hissedemediğini vurgulayan Osmanoğulları, İzmir’de bu konuda birçok örnek yaşandığını, sistemin boşlukları nedeniyle kadınların sık sık failin tehdidi altında bırakıldığını belirtti.

İKTİDARIN TUTUMU DÜŞMANCA

İktidarın kadınlara yönelik düşmanca bir politika güttüğünü vurgulayan Osmanoğulları, “6284 sayılı yasa, o dönem Aile Bakanlığı ve kadın örgütleriyle, noktasına virgülüne kadar kadınların katkısıyla hazırlanmış bir koruma kanunu. Etkin uygulandığında hayat kurtarıyor. Ancak uzun zamandır, özellikle İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasıyla ciddi bir gerileme görüyoruz. Sözleşmeden çıkılırken “Kendi iç hukukumuz var, 6284’ü uygularız” denmişti. Ne var ki uzun süredir siyasi iktidar kadınlara yönelik düşmanca politika izliyor. Kullanılan dil ve sahadaki uygulamalar bunu açıkça gösteriyor. Siyasi iktidar sürekli kadın haklarına ve yasalarına saldıran bir dil kullandığında, sahadaki kolluk kuvvetleri de bunu benimsiyor. Her ay veri yayımlıyoruz; kaç kadın öldürüldü, nerede ve kim tarafından. Veriler bazı dönemlerde kadın cinayetlerinin ciddi biçimde arttığını ve bu dönemlerde iktidarın sert söylemler geliştirdiğini gösteriyor” diye konuştu.

SAHADA UYGULANMIYOR

Koruma kararlarının çoğu zaman sahada uygulanmadığını vurgulayan Osmanoğulları, “2025 yılının ‘Aile Yılı’ ilan edilmesiyle birlikte bu alana ilişkin yeni politikalar hayata geçirilmeye çalışıldı. Ancak sahadaki verilere ve takip ettiğimiz davalara baktığımızda çok farklı bir tabloyla karşılaşıyoruz. Kolluk kuvvetleri çoğu zaman görevini yerine getirmiyor. Örneğin 6284 kapsamında uzaklaştırma kararı alınmış bir kadın var. Karşı taraf bu kararı sürekli ihlal ediyor. Oysa yasada bu ihlaller için açık yaptırımlar bulunuyor. Elektronik kelepçe uygulanabiliyor, ihlal durumunda zorlama hapsi verilebiliyor. Ancak pratikte çoğu zaman bu yaptırımlar uygulanmıyor. Kadınlar koruma kararı almasına rağmen kendilerini güvende hissedemiyor. Bu da yasanın kağıt üzerinde kaldığını gösteriyor” dedi. 

“BİZ SİNYAL ALMIYORUZ’”

Elektronik kelepçe ve koruma kararlarının pratikteki başarısızlığını İzmir’den somut bir örnekle anlatan Osmanoğulları, “İzmir’de beş yerinden bıçaklanan Irmak Tuğ arkadaşımızın davasını takip ediyoruz. Fail tahliye olduktan sonra elektronik kelepçe takıldı ama tacizlerine devam etti. Emniyet Ankara’dan arayıp, ‘Şahsın kelepçesinden sinyal almıyoruz, kendinizi ve çocuklarınızı güvenli bir yere götürün’ diyor. Kadın nasıl kendini koruyabilir? Fail, çocukların gittiği kursun kapısında beklerken polis ekip göndermek yerine kadına kaçmasını söylüyor. Üstelik bu ihlaller sonrasında karakola gidildiğinde, polisler ‘Yüz yüze gelmemişsiniz, neden işlem yapalım?’ diyerek faili adeta cesaretlendiriyor ve koruma kararlarının sahada nasıl uygulanmadığını açıkça gösteriyor” diye belirtti. 

HAKİM KADINI HEDEF GÖSTERİTOR 

Yargıdaki bakış açısının failleri koruduğunu ve kadınları hedef haline getirdiğini belirten Osmanoğulları, “İzmir’de boşanmak isteyen anneleri nedeniyle çocuklarının boğazına bıçak dayayan bir baba vardı. İlk mahkemede hakim, bu şahsı serbest bırakırken aynen şunu söyledi: ‘Sen sorununu git karınla çöz, çocuklarınla değil.’ Bu aslında ‘Git karını öldür’ demektir. Bu olay kamuoyu baskısı ile duyuldu ve şahıs ancak o zaman tekrar tutuklandı. 26 yaşındaki bu genç anne, iki çocuğuyla birlikte gizlilik kararı alıp taşınmak zorunda kaldı. Ancak bu gizlilik kararına rağmen kadının adresi yine kolluk tarafından ifşa edildi. Şahıs cezaevinden ailesine ‘Ben yapamıyorum, dışarıda siz yapın’ diyerek talimat gönderdi. Kadınlar devlet eliyle açık hedef haline getiriliyor” dedi.

YOKSULLUKLA DA BOĞUŞUYOR

Şiddet mağduru kadınların sadece can güvenliğiyle değil, derin bir ekonomik yoksullukla da mücadele ettiğini vurgulayan Osmanoğulları, sistemin kadınları çaresizliğe ittiğini söyledi. Melek Uysal örneğini veren Osmanoğulları, “Asgari ücretle çalışan ve maaşının büyük kısmını kiraya veren bir kadın, SGK’lı olduğu gerekçesiyle yardım alamıyor. Kadınlar hem failin yakınları tarafından tehdit ediliyor hem de ‘Yine mi sen geldin?’ diyen karakollarda sorunlu muamelesi görüyor. Bir süre sonra kadınlar şikayet etmekten bile vazgeçer hale geliyor” diye belirtti. 

SIĞINMA EVLERİ YETERSİZ 

Kadınların şiddet döngüsünden kaçabileceği en kritik alanlar olan sığınma evleri konusunda İzmir ciddi bir kapasite sorunuyla karşı karşıya. Yaklaşık 4,5 milyon nüfusa sahip olan kentte yalnızca 6 adet sığınma evi bulunuyor ve toplam yatak kapasitesi sadece 187 kişiyle sınırlı. İzmir’deki sığınma evlerinin durumunun vahim olduğunu kaydeden Osmanoğulları, kapasitenin ihtiyacı karşılamaktan çok uzak olduğunu belirtti. Yasaya göre 100 bin nüfusu geçen her belediyenin sığınma evi açması gerektiğini hatırlatan Osmanoğulları, “İzmir’de sadece altı sığınma evi var ve bunlar hem kalabalık hem de sağlıksız. Kadınların çocuklarıyla birlikte kalabileceği, meslek edinebileceği nitelikli bir sistem yok. Belediyelerin ve bakanlığın bu konuda bir iradesi bulunmuyor. Kadınlar güvencesiz, korumasız ve yalnız bırakılıyor” dedi.