GÜNDEM

Tarihin arka penceresi: Kortejolar

450 yıl önce İzmir’ de yaşamış, günümüzde ise pek fazla izleri kalmayan yoksul Yahudilerin yaşam alanları yani kortejolar, özellikle de Basmane’nin tarihi ve mimari zenginliğinin nasıl yok edildiğini gözler önüne seriyor
SULTAN GÜMÜŞ / ÖZEL HABER
Yaptığımız birçok kent haberiyle her şehrin bir simgesi olduğunu ve onları yok ederek aslında o şehrin yok edildiğini gözlemliyoruz. Mesela Saat Kulesiz İzmir, Kız Kulesi olmadan İstanbul düşünülebilir mi? Kaç asırdır kortejoları (Aile Evlerini) bağrında saklayan Azizler, Kahramanlar Sokağı da öyle, onlarsız da İzmir düşünülemez. Fakat İzmir tarihi için çok önemli yapılar olan ve Yahudilerin ‘Judeo’, Türklerin ‘aile evleri’, İspanyolların ‘Kortejo’ dediği mekanlar, günümüzde depo, atölye ve otopark olarak kullanılıyor. En kötüsü ise büyük bir kısmının zamanında kaderine terk edilerek yok edilmesi.



1492 yılında İspanya’dan göçle gelen Yahudilerin yokluk içinde birbirine dayanarak kurdukları bu yeni yaşam alanları, 1948 yılında İsrail’in kurulmasıyla terk edilmiş. Daha sonrasında 1688 Temmuz’unda yaşanan depremin ve 1922 yangınının hafızayı büyük oranda sildiği İzmir’de günümüze kadar gelebilen Helenistik yapılar, bir elin parmaklarını geçemiyor. Halbuki zamanında kortejolar kaderine terk edilmeyip değerlendirilebilseydi şu an dünya turizmine açılabilirdi. En önemlisi günümüzde çok ilkel koşullarda yaşayan mülteciler bahsi geçen alanlarda yer bulabilirdi. Kent Gözlemcisi Orhan Beşikçi, aslında Suriyeli mültecilerin eskilerin kortejolarında kaldıklarını, hatta kendi kortejolarını yarattıklarını söylüyor. Ancak ‘Ne şekilde?’… 450 yıl önce İzmir’e sığınan mültecilerin tınılarını, 6-7 yıl önce Türkiye’ye gelen Suriyeli mülteciler nedeniyle tekrar duymaya başladık. Zamanında aynı mutfağı, avluyu hatta balık istifi şeklindeki odaları paylaşan insanlardan sonra, şimdi harabe odaları paylaşan, rutubetli havayı soluyan kişileri görüyoruz.



OTOPARKA DÖNÜŞEN KORTEJOLAR
İzmirliler Derneği’nde bizleri ağırlayan dernek başkanı Gündüz Kapancıoğlu ve Kent Gözlemcisi Orhan Beşikçi konuya ilişkin değerli aktarımlarda bulundu. Yıllar önce yoksul Yahudilerin İzmir’de yer edindiğini söyleyen Beşikçi, “Bu kültür yüzyıllarca devam etmiş. Sonrasında 1948’li yıllara geliyoruz. Buradaki Yahudiler İsrail’e göç ediyor. Veyahut ekonomik durumları iyi olunca başka bölgelere göç ediliyor. Onlardan boşalan yerlere Anadolu’dan, Ege Bölgesi’nden İzmir’e çalışmaya gelen aileler yerleşiyor. Ondan sonra ‘aile evleri’ kültürü başlıyor, aile evleri olarak devam ediyor” dedi. Bahsi geçen evlerden çok azının günümüzde kaldığını kaydeden Beşikçi, “Birkaç tane örneği var. Mesela son olarak Cevahirci Kortejosu dediğimiz bir kortejo şimdi yıkıldı ve otopark haline getirildi. Halen bir Taş Kortejo var, Mavi Kortejo var. Şimdi TARKEM o kortejoyu restore etmeye başladı. Manisa-Akhisar Kortejosu var. Bunların sayıları eskiden çok fazlaydı. Ama maalesef artık kalmadı” diye konuştu.



“KORTEJOLARIN DA KIYMETİNİ BİLEMEDİK”
Günümüzde Suriye ve Afrika’dan gelen mültecilerin yaşamış olduğu, tıpkı kortejo benzeri evlerin yer edindiğini söyleyen Beşikçi, “Şimdi onlar yaşıyor. Yani o kortejo kültürü günümüzde de devam ediyor. Suriyeli veyahut Afrikalı insanlar bir eve sığınıyorlar. O evde, o odalarda balık istifi kalarak aynı tuvaleti, aynı mutfağı kullanarak yaşamı devam ettiriyorlar. Bunun örnekleri özellikle Basmane ve İkiçeşmelik’te çoktu. Fakat çoğu kortejo yıkıldı ve enkaz halinde olanlar var ya da yerinde başka yapılar olanlar var. Bizler eğer kortejo kültürünü yaşatabilseydik, kortejoları koruyabilseydik şimdi belki de o kortejolar bir müze haline getirilebilirdi ve dünyanın birçok yerinden o kortejoları görmek isteyen, hatta zamanında o kortejolarda yaşamış insanlar gelip görebilirdi. Dünya turizmine ev sahipliği yapabilirdi, yönetmenlerin, fotoğrafçıların çekim yapabileceği güzel alanlara dönüştürülebilirdi. Ancak ne yazık ki bizler kortejoların da kıymetini bilemedik. Ya da işlevini şu an devam ettirebilseydi ülkemize sığınan birçok mülteci barınabilecek yerlere de sahip olacaktı. Şimdi ise mülteciler çok ilkel koşullarda yaşıyor” cümlelerini kullandı.



“TAMAMEN TERK EDİLMİŞ DURUMDA”
Şu an hali hazırda kullanılabilecek, ya da gidip bakılabilecek bir kortejonun bulunmadığını söyleyen Beşikçi, şu bilgileri de bizlerle paylaştı: “Kortejo Sefarad Yahudilerinin söylediği bir terim. İzmirliler ise Yahudihaneler diyor. Yahudilerin yaşadığı haneler. Veyahut Rumhaneler. Bahsi geçen kortejolar artık boşaldığı için bazıları artık otel olarak kullanılıyor. Mesela Saray Otel’i, Manisa-Akhisar Otel’i. Manisa-Akhisar’da yoksul Yahudiler yaşıyordu. Bazıları tamamen terk edilmiş durumda, bazıları ise depo, atölye olarak kullanılıyor. Şunu söyleyebilirim ki İzmir tarihi için çok önemli yapılardı. Çok önemli…” 



SESSİZLİĞE BÜRÜNEN KORTEJOLAR
Kortejoların ilk bakışta hanlara benzetildiğini, bu benzerliği mimarinin daha çok insanı barındırmak için düzenlenmiş olabileceğine bağlayan Beşikçi, şöyle devam etti: “Bir ana kapıdan girilen, genellikle iki katlı bu yapılarda acıyı da sevinci de birlikte karşılamış Sefaradlar. Ortak kelimesinin henüz içinin boşaltılmadığı zamanların yolu, kortejolardan geçmiş anlaşılan. Mutfağın, tuvaletin, çeşmenin-tulumbanın paylaşıldığı; akşamları avlusundan Sefarad ezgilerinin yükseldiği İzmir zamanları… Tabii, o zamanlar Sefarad şarkılarını mırıldananlar bugün hayatta değil. Ancak, neredeyse beş yüz yıllık kültür kolay silinmiyor. Los Pasharos Sefaradis ve Janet & Jak Esim, Sefarad kültürünü şarkılarla yaşatmaya devam ediyor.” Beşikçi’den öğrendiğimiz kadarıyla sosyal işlevlerinin yanı sıra dini etkilerle kurulan kortejolar da var: Şonsol Sinagogu’nun alt katına yapılan kortejo, on iki odasıyla Yahudilere ev olmuş, Yahudiler göç ettikten sonra sessizliğe bürünmüş.


Beşikçi: “Ne yazık ki bizler kortejoların da kıymetini bilemedik. Ya da işlevini şu an devam ettirebilseydi ülkemize sığınan birçok mülteci barınabilecek yerlere de sahip olacaktı.”

KENT HAFIZA KAYBI YAŞIYOR
Beşikçi, İzmir tarihinde yaşanan yangın ve depremlerin, kültür varlıklarına verdiği büyük zararlara da değiniyor; “Ancak şimdilerde, hafıza kaybına kentsel dönüşüm projeleri neden oluyor” diyor. Çok katlı yapıların buraya yakışmayacağını anlatan Beşikçi; bölgenin sit alanı olduğunu, buna rağmen dönüştürülmeye çalışılırsa kalıntıların zarar göreceğini söyleyerek Altınpark’ı örnek gösteriyor: Konak Belediyesinin 2000’li yılların başında projelendirdiği Arkeopark’ın kazılarında çıkartılan eserlere bakarak, bölgenin Roma dönemi öncesinin kalıntılarını barındırdığını yineliyor.


Dipnot: Fotoğraflar, Fotoğraf Sanatçısı Birol Üzmez’e aittir.