6 Şubat 2023’te meydana gelen ve 11 ili etkileyerek on binlerce yurttaşın yaşamını yitirmesine, yüz binlercesinin evsiz kalmasına yol açan Kahramanmaraş merkezli depremlerin üzerinden üç yıl geçti. Aradan geçen sürede afetlere karşı kalıcı ve bilimsel önlemler alınmadığını savunan TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası, artan ekonomik kayıplara, plansız yeniden inşa süreçlerine ve rant odaklı düzenlemelere dikkat çekerek, afetlerin kader değil idari tercihlerin sonucu olduğu uyarısında bulundu. TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu tarafından yapılan açıklamada, kentsel ve kırsal yaşam alanlarını afetler karşısında dirençli hale getirmesi gereken kamu otoritelerinin duyarsız kaldığı, afet risk azaltma yatırımlarının maliyet artışı olarak görüldüğü ve bu yaklaşımın afet zararlarını katlanarak büyüttüğü vurgulandı.
TELAFİSİ OLMAYAN KAYIPLAR
Afetlerin yol açtığı zararların yalnızca ekonomik verilerle ölçülemeyeceği vurgulanan açıklamada, ailesinden ve yaşamdan koparılan on binlerce insanın, özellikle gençlerin ve çocukların uğradığı kayıpların hiçbir maddi karşılığının olmadığı belirtilerek, 6 Şubat depremlerinde 53 bin 537 yurttaşın yaşamını yitirdiği hatırlatıldı. “Yüz binlerce yürekte onarılmaz yaralar açıldı” değerlendirmesine yer verilen açıklamada, yaşamını kaybedenler saygıyla anılırken benzer acıların tekrar yaşanmaması için afet risklerinin azaltılması mücadelesinin sürdürüleceği kaydedildi.
RANT ODAKLI DÜZENLEMELER
6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremlerinin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen, yaşam alanlarını daha dirençli ve afetlere hazırlıklı hale getirecek kalıcı ve sistematik adımların atılmadığı belirtildi. Oda, siyasi iktidardan yeni kitlesel can ve mal kayıplarını önleyecek somut politikalar beklenirken, kamu yararı yerine rant odaklı düzenlemelerin gündeme alındığını savundu. Açıklamada, TBMM gündemindeki “Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Torba Kanun Teklifi” ile zemin ve temel etüt çalışmalarının denetimden uzaklaştırılacağı, sermayeye yeni kazanç alanları açılacağı ve binlerce jeoloji mühendisinin işsiz kalacağı ifade edildi. Düzenlemenin, her zemin araştırmasından pay alınmasına olanak tanıyarak kamu güvenliği yerine rantı öncelediği değerlendirildi. Deprem bölgesinde yıkılan ve çok sayıda can kaybına yol açan binalara ilişkin açılan davalarda da beklenen adaletin sağlanamadığına dikkat çekilen açıklamada, sorumluların hesap vermediği ve cezasızlık algısının güçlendiği, “yapanın yanına kâr kaldığı” bir tablo oluştuğu kaydedildi.
YERİNDE DÖNÜŞÜM MODELİ ÇIKMAZA GİRDİ
6 Şubat depremlerinin üçüncü yılında düzenlenen törenlerle 455 bin kalıcı konutun hak sahiplerine teslim edildiği açıklansa da, Jeoloji Mühendisleri Odası’nın bölgedeki incelemeleri sahada farklı bir tabloya işaret etti. Konutların önemli bölümünün geçici teslim edilmesi, kiracıların hak sahibi sayılmaması ve mülkiyet belirsizlikleri nedeniyle depremzedeler arasında hayal kırıklığı ve umutsuzluğun büyüdüğü belirtildi. Enflasyon ve inşaat maliyetlerindeki sert artışın, “hibe yoluyla yerinde dönüşüm” projelerini de işlevsiz hale getirdiği aktarıldı. “750 bin lira hibe – 750 bin lira kredi” desteğinden yararlanan yurttaşların artan ek maliyetleri karşılayamadığı, dar gelirli depremzedelerin borç yükü altında kaldığı ifade edildi. Bu nedenle çok sayıda müteahhit firmanın inşaatları yarım bırakarak sözleşmeleri feshettiği, uygulamanın birçok yerde tamamlanamadığı ve yerinde dönüşüm modelinin depremzedeler açısından mağduriyete yol açtığı kaydedildi. Deprem öncesi rezerv alanlarda yaşayan binlerce yurttaşın ise kura sonrası konut ya da işyeri sahibi olamadığı, bu durumun yeni hak kayıplarına neden olduğu belirtildi. Üç yıldır süren yoğun inşaat faaliyetlerinin geçici bir istihdam yarattığı, ancak çalışmaların tamamlanmasıyla birlikte bölgede daha derin bir işsizlik sorununun ortaya çıkmaya başladığı da değerlendirmeler arasında yer aldı.
ALTYAPI EKSİKLERİ, PLANSIZ KENTLEŞME VE YENİ RİSKLER
Açıklamada, kalıcı afet konutlarının üstyapı inşaatları büyük ölçüde tamamlanmasına rağmen altyapı hizmetlerinin aynı hızda ilerlemediği vurgulandı. Adıyaman, Hatay, Kahramanmaraş ve Malatya başta olmak üzere birçok kentte yol, kanalizasyon, içme suyu, elektrik ve sosyal donatı alanlarının eş zamanlı inşa edilmemesi nedeniyle ciddi sorunlar yaşandığı, vatandaşların en temel ihtiyaçlardan biri olan suya erişimde dahi sıkıntı çektiği aktarıldı. Kent merkezleri ile kırsal yerleşimlerin bütüncül planlanmaması nedeniyle tarihi merkezlerin çöküntü alanına dönüştüğü, Elazığ örneğinde olduğu gibi konutların bağlantısız öbekler halinde inşa edildiği ve sosyal donatı alanlarından uzak yeni yerleşimlerin ortaya çıktığı belirtildi. Doğal, tarihi ve kültürel mirasın korunamadığı, özellikle Antakya’da kentin hafızasını oluşturan dokuların geri dönüşsüz biçimde tahrip edildiği ifade edildi. Planlama süreçlerinde meslek odaları, üniversiteler ve yerel yönetimlerin dışlandığı, kararların bakanlıklar tarafından kapalı kapılar ardında alındığı kaydedildi. Kalıcı konut ve işyerleri yapılmasına rağmen kaçak yapı sayısının on binleri aştığı, geçici ruhsat uygulamalarıyla kayıt dışı ticaretin yaygınlaştığı ve esnaf arasında gerilim oluştuğu bildirildi. Hasar tespitlerinin yetersizliği nedeniyle binlerce yurttaşın mahkemelere başvurduğu, davaların önemli bölümünün sürdüğü ve geciken kararlar nedeniyle mağduriyetlerin arttığı belirtildi. Enkaz yönetimi, zemin güvenliği, su kaynakları ve tarım alanları üzerindeki baskıların büyüdüğü, altyapı, ulaşım, çevre ve ekoloji sorunlarının kentlerin geleceğini tehdit ettiği vurgulandı. Kırsalda inşa edilen köy evlerinin ise köylü ve çiftçilerin ihtiyaçları gözetilmeden yapıldığı, bu nedenle çok sayıda konutun boş kaldığı ve “tatil beldesi konutu” anlayışının benimsendiği ifade edildi. Tüm bu aksaklıkların, depremin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen giderilemediği tespiti yapıldı.
TAKDİRİ İLAHİ DEĞİL, TAKDİRİ İDARİ
Jeoloji Mühendisleri Odası, mevcut gidişatın durdurulabilmesi için afetlere yaklaşımın köklü biçimde değiştirilmesi gerektiğini belirtti. Afetlerin “takdiri ilahi” değil, “takdiri idari” sonuçlar olduğuna dikkat çekilen açıklamada, 6 Şubat depremleri ile maden faciaları ve yangınlar arasında özünde bir fark bulunmadığı, ortak sorunun ihmal ve denetimsizlik olduğu vurgulandı. Afet suçlarına karşı müsamaha gösterilmemesi, ekosistemle uyumlu, katılımcı ve erişilebilir bir afet yönetim sistemi kurulması ve risk azaltım yatırımlarını önceleyen bir “afet ekonomisi” anlayışına geçilmesi çağrısı yapıldı. Ulusal afet yönetiminin serbest piyasa ve sermaye odaklı yaklaşımlardan arındırılarak kamu yararı ve bilimsel ilkelere göre yeniden yapılandırılması istenirken, zemin ve temel etüt raporlarını rant alanına dönüştüreceği belirtilen torba kanun teklifinin geri çekilmesi talep edildi. İmar ve planlama mevzuatının bütüncül biçimde düzenlenmesi, Afet Risk Azaltma Kanunu’nun çıkarılması ve jeolojik tehlikelere karşı 1/1000 ve 1/5000 ölçekli mikrobölgeleme haritalarının tamamlanması gerektiği kaydedildi. Afet, Acil Durum ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın oluşturulması ve Türk Ceza Kanunu’nda “afet suçu” tanımı yapılarak sorumluların hesap vermesinin güvence altına alınması istendi.