GÜLPERİ TİBİN/ İzmir’in kronikleşmiş sorunlarından olan Körfez temizliğine ilişkin çalışmalar devam ediyor. Bu kapsamda son olarak İZDENİZ, İZSU ve İzmir Sivil Toplum Örgütleri Platformu (İSTÖP) ortaklığında 2025 Körfez Buluşması gerçekleştirildi. Bergama Vapuru’nda gerçekleştirilen programa İzmir Büyükşehir Belediye Başkanvekili Zafer Levent Yıldır, İZSU Genel Müdürü Gürkan Erdoğan, İZDENİZ Genel Müdürü Salih Erdoğan, akademisyenler ve sivil toplum örgütleri katılım gösterdi. Programda açıklamalarda bulunan Yıldır, “Bu konuda söylenecek çok şey var, öncelikle programda yetkili ağızlardan yapılanları net bir şekilde dinleyeceğiz. Aslında bu tür toplantıların çok daha sık yapılması gerekiyor. Çünkü ne kadar bilgi sahibi olursa insanlarımız sürece o kadar da katkıda bulunabilirler” dedi.
YILDIR: GEDİZ NEHRİ KİRLİLİK SAÇIYOR
Yıldır, Körfez’e ilişkin çalışmaları da anlattığı konuşmasının devamında şu ifadeleri kullandı:
“Bugün sivil toplumun bilim dünyasının ve yerel yönetimlerin aynı masa etrafında toplanarak sorunu ortak akılla çözebileceğini göstermek için buluştuk. Nisan 2025’te çok önemli bir iş yaptık. Arıtma tesisinin 4’üncü fazını işlemeye aldık, diğer fazlarla ilgili bakımları da tamamladık. Ve kapasiteyi de yükselttik. Körfez kirliliğinden bahsederken uzun dönemli bir kirlilikten bahsediyoruz. Ne yazık ki belki de toplum olarak böyleyiz bilemiyorum, ancak uç noktaya gelince doğrudan yaşama dokunmaya başlayınca bir şeylere müdahale etmeye alışığız galiba. Ama bazı şeyleri öngörüp bazı tedbirler alsak sorunları böyle büyük şekilde yaşamayız. Bu aralar e büyük sorunlarımızdan biri sus orunu. BU arada İZSU ciddi çalışmalar yapıyor. Dördüncü fazın ötesinde kent merkezinde atık su ve yağmur suyunun ayrıştırılması işi var. Onunla da uğraşıyoruz. Ne kadar kısıtlı bir bütçeye sahip olsak da elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Bütün konulara ortak akılla ortak elle çözüm bulmak zorundayız. 4 ilden geçen Gediz Nehri geldiği son noktada büyük kirlilik saçıyor. Gerekli denetimler ve arıtmalar sağlanamadığı için ki bu denetimleri yapabilecek yetkiye sahip değiliz. Belki ileride bu konuda çalışmalar olabilir.”
BAKANLIĞIN BU KONUDA BİR ÇALIŞMASI GERÇEKLEŞMEDİ
Büyükşehir’in Körfez temizliği konusunda çalışmalar yaptığını anlatan Yıldır, “Bir de modifiye kil konusu var. Bu konuda da izdeniz bilgilendirecek. Körfez üzerinde uygu ve dron görüntülerin takibinin sağlamaya çalışıyoruz. Tarama faaliyetleri yapılıyor. Kirlilik ve koku konusunda adım attık. Ancak bakanlığın henüz bu konuda bir çalışması gerçekleşmedi” diye konuştu.
KÖRFEZ SADECE BİR COĞRAFYA DEĞİL
Son olarak İzmir Körfezi’nin sadece bir coğrafya olmadığını belirten Yıldır, açıklamasını şöyle noktaladı:
“Geçtiğimiz günlerde bayraklı açıklarında yaşanan bir kirlilik oldu. Kaynağı bilinmese de bir yük gemisi ya da tersane kaynaklı olduğunu düşünüyoruz. Körfezde yaşanan her türlü olaylarla ilgili bize yüklenilmesi çözüm getirmiyor. Bu alanda 3 bakanlık yetkili. Onların desteği ve sahip çıkmasıyla körfezde çok ciddi adımlar atmamız ve körfezi yeniden kazanmamız mümkün olabilecek. Aramızda bulunan uzmanlar dayanışmanın en güzel örneği sayılır. Körfez bizim için sadece bir coğrafyadan ibaret değil. Bugün attığımız her adım çocuklarımızın temiz bir körfezde yüzebilmesi demektir.”
ERDOĞAN KÖRFEZDEKİ ÇALIŞMALARI ANLATTI
Yıldır’ın ardından konuşan İZSU Genel Müdürü Gürkan Erdoğan, Körfez temizliğine ilişkin çalışmaları şöyle anlattı:
“Herkesin Körfez için ne yaptığını anlatması gerekiyor. Tüm kurumlarımızın İzmir Körfezi için ne yaptığını açıklığıyla paylaşması gerekir. Biz Körfezi çok uzun zamandır izliyoruz. Birçok alada izleme faaliyeti sürdürüyoruz. İzmir Körfezi, 3 buçuk milyon nüfusun etrafında barındığı, akıntının çok düşük bir seviyede olduğu hatta hemen hemen hiç olmadığı bir bölge. Biz gemiyle birlikte körfezi izliyoruz. Kirlilik değerlerini de kamuoyuyla paylaşıyoruz. İzmir Körfezi’nde ne olduğunu anlattığımız basın toplantılarında da anlattı. İki problemimiz var, biri kirlilik baskısı biri de akıntı hızın düşük olması. İzmir Körfezi’ne gelen burada kalıyor. Bu anlamda en büyük dip tarama faaliyetini başlattık. Sirkülasyon kanalı dediğimiz temel akıntı kanalında herhangi bir kirlilik döküntüsünü oraya bırakıyor. Taramanın yanında kanal ve yağmur suyu ayrıştırma faaliyetleri sürüyor. Şu an 30 kilometresi yapıldı 100 kilometresi de yapılıyor. Burada toplamda 620 km yağmur suyu olduğunu düşünürsek yüzde 125 bir artışa tekamül ediyor. 2.5 milyar dediğimiz Not1, Not 2, Not 3 projeleri kapsamında yeni yağmur suyu hatları yaparak kanalların taşmamasını sağlamayı hedefliyoruz. İzmir’in dere haritası, 33 tane dere var İzmir Körfezi’ni çevreleyen. Atılan izmaritler bile körfeze gelebiliyor. Bu derelerde de büyük temizlik çalışmaları yapılıyor. Önleme çalışmalarında bir ana kuşaklama çalışmamız var. İzmir’in merkezinin tüm suyunun yüzde 96’sı çiğli atıksu arıtma tesisine gidiyor. 4’üncü fazın inşaatı tamamlandı ve hizmete alındı, diğer fazların da temizliği yapıldı.”
MARIM:ALG PATLAMASI İZMİR'E ÖZGÜ DEĞİL
İzmir Körfezi’nde 2024 ve 2025 yaz dönemlerinde yaşanan alg patlamalarına yönelik yürütülen bilimsel müdahale çalışmaları hakkında açıklamalarda bulunan İZDENİZ Genel Müdürü Gökhan Marım, modifiye kil uygulamasının UNESCO tarafından doğrulandığını, balık ölümlerini iki gün içinde kontrol altına alma kapasitesine sahip olduklarını belirterek, “Doğru zamanda müdahale ettiğimizde alg patlamalarını 48 saatte baskılayabiliyoruz. Bu yılın balık kayıpları, Haziran–Ağustos döneminde uygulamaya izin verilseydi yaşanmayacaktı. 1955 yılında Alman bilim insanları tarafından yapılan araştırmada Körfez’de alg patlamaları tespit edilmiş. 1987’de yine benzer olaylar yaşanmış. Ara yıllarda yapılan çalışmalar da bunu doğruluyor. Alg patlaması yalnızca İzmir’e özgü değil; Gölcük Gölü’nde, Manyas Kuş Gölü’nde de aynı süreçleri görüyoruz. Dokuz Eylül Üniversitesi’nin analizi, Körfez tabanının zaten kil içerdiğini gösterdi. Yani bu uygulama doğal yapıyla uyumlu. Balıklar ve bentik canlılar üzerinde de olumsuz bir etki tespit edilmedi. Bizler Uydu ve drone ile anlık takip yapıyoruz; 48 saatte yoğunluk düşüyor. Öğlen saatlerinde kırmızı yoğunluk görülen uydu görüntüleri, uygulamadan birkaç saat sonra dramatik biçimde düşüyor. Klorofil-A değerleri de aynı sonucu gösteriyor. İki gün içinde tabloyu kontrol altına alabiliyoruz. Haziran ayında bakanlığa başvurduk ama bilim kurulu kararı beklenmesi gerekçesiyle süreç durduruldu. Karar 21 Ağustos’ta geldi. Bu aralıkta uydu görüntülerinde alg yoğunluğunun hızla arttığını gördük. Onay geldikten sonra hızla müdahalelere başladık. Önümüzdeki yıl kil yöntemini düzenli uygularsak balık ölümleri olmayacak bunu hedefliyoruz."
ATIK BIRAKMA GİRİŞİMLERİ İZLENECEK
Marım, bu yazın önceki yıllara kıyasla çok daha olumlu geçtiğini belirterek, şöyle konuştu: “2024 yazına göre bu yıl koku şikâyetleri ve balık ölümleri yüzde 80 azaldı. Bilimsel yöntemle doğru zamanda müdahale ettiğimizde Körfez’in nasıl hızla toparlandığını görüyoruz. Her şehrin kendine has tarımsal ve kentsel girdileri var. Körfezdeki kirlilikte insan kaynaklı faktörler büyük rol oynuyor. Bu nedenle Başkanımız Cemil Tugay’ın talimatıyla 30’dan fazla kamera ve gemi denetim sistemi kuruyoruz. Körfeze yapılan izinsiz atık bırakma girişimlerini anlık izleyeceğiz. Bizim kil uygulaması bir anlamda yangını söndürmek. Ama asıl iş altyapıda: arıtma tesislerinin iyileştirilmesi, yağmur suyu – atık su ayrımı gibi süreçlerin tamamlanması. Körfezin kendini yenilemesi biraz zaman istiyor. Körfezde denizciliği artırmak için dört yeni tekne bağlama alanı belirlendi. Karşıyaka Semt Marinaları, Alaybey Semt Marinaları ve Pasaport Semt Marinaları öncelikli bölgeler. Pasaport için Koruma Kurulu’ndan yeni metodolojiyle ön onay alındı.”
GÜLER'DEN SIĞLAŞMA VURGUSU
İzmir Körfezi’nde yıllardır devam eden sığlaşma ve sediman birikimi sorununa da dikkat çeken İZDENİZ Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Işıkhan Güler, şunları söyledi: “Körfezde dışa doğru bir su hareketi olsa bile, kıyı çizgisi boyunca ciddi bir sığlaşma görüyoruz. Haritalarda sarı olarak işaretlenen bölgeler sediman birikiminin en yoğun olduğu alanlar. Bu süreç körfezin zaman içinde bir göle dönüşmesine yol açabilecek bir risk taşıyor ve su kalitesini doğrudan olumsuz etkiliyor. Gemilerin geçiş yaptığı alan giderek daralıyor ve bu durum Yenikale Burnu ve Çakalburnu hattında kritik bir derinlik kaybına yol açtı. Bugün gemi trafiğinin kullandığı koridor son derece daralmış durumda. Sediman hareketine müdahale edilmezse Körfez’in dolaşım kapasitesi daha da zayıflayacak. Bu proje, Türkiye’de en kapsamlı ÇED süreçlerinden biri oldu. Size bir örnek vereyim: Akkuyu Nükleer Santrali’nin ÇED süreci yalnızca 6 ayda tamamlandı. İzmir Körfezi için yapılan ÇED ise 4,5 yıl sürdü. Çünkü buradaki çalışma çok daha karmaşık, çok daha fazla kurumun ve çevresel değişkenin dahil olduğu bir süreç. Uzmanlar, çıkarılacak malzemenin büyüklüğünün, Türkiye’de bugüne kadar görülmemiş bir çevre lojistiği ihtiyacı doğuruyor. Sirkülasyon kanalının uzunluğu 13,5 kilometre. Genişliği yaklaşık 250 metre ve nihai hedefte 6 metre derinlikte bir tarama öngörülüyor. Revirasyon kanalında ise 250 metre genişlikte ve 17 metre derinliğe ulaşan bir tarama var. Bu iki proje tamamlandığında çıkarılacak toplam malzeme miktarı 45 milyon metreküp civarında. Tarama yapmak nispeten kolay; asıl sorun malzemeyi nereye koyacağımız. 45 milyon metreküp malzemeyi kara yoluyla taşımaya kalksak milyonlarca kamyon seferi gerekir. Bu hem maliyet hem çevre açısından mümkün değil. Bu malzeme kirli değil; tehlikeli atık sınıfında değil. Yani yeniden kullanım için ideal bir malzeme. Çevre Bakanlığı’nın belirlediği mevcut döküm alanı Homa Dalyanı’nın açıklarında ancak orası özel çevre koruma bölgesine çok yakın olduğu için ciddi ekolojik risk taşıyor. Dünyanın birçok yerinde tarama malzemesi, doğal yaşam adasına dönüştürülerek değerlendiriliyor. Biz de Körfezin hemen dışında iki yapay ada oluşturmayı öneriyoruz. Bu adalar kuşlar, deniz canlıları ve lagün ekosistemleri için yeni bir yaşam alanına dönüşebilir."
MALZEMEYİ NEREYE ATACAĞIZ?
Güler, projenin çevresel ve teknik olarak uygulanabilirliği için gerekli imar ve kurum görüşlerinin büyük bölümünün alındığı, ancak henüz merkezi yönetimden onay çıkmadığı belirterek, “Tüm teknik raporlar hazırlandı, kurum görüşleri alındı. Ancak Çevre Bakanlığı projeyi onaylamayacağını bildirdi. ‘Peki 45 milyon metreküp malzemeyi nereye atacağız?’ Ramsar alanı olan Kuş Cenneti’ne dökülemez, karaya dökemezsiniz, denize rastgele bırakamazsınız. Sivil Toplum Örgütleri’nin desteği bu noktada çok önemli. Çünkü sirkülasyonun artırılması ve Körfezin temizlenmesi için en kritik adımlardan biri bu adaların onaylanması. Toplumsal destek olmadan bu projeyi hayata geçirmek çok zor” dedi.
KÖRFEZ İÇİN ORTAK HEDEF
Etkinlik sonunda İSTÖP üyeleri İZDENİZ ve İZSU temsilcilerine soru sorarak İzmir Körfezi’nin sağlıklı bir ekosistem haline gelmesi için, bilim kurulunun önerilerinin izlenmesi, arıtma tesislerinin kapasite ve teknoloji olarak güçlendirilmesi, dip tarama ve dere temizliği gibi kalıcı müdahalelerin sürdürülmesi, gemi kaynaklı kirlilikle aktif mücadelenin güçlendirilmesi konularında kararlı olduklarını duyurdu.