BERKAY ERDEN / ÖZEL HABER - İzmir’in doğa harikası ve oksijeni bol bölgelerinden biri olan Yamanlar’daki eski Verem Savaş Dispanseri diğer adıyla Yamanlar Sanatoryumu, bir dönem verem hastalarının şifa aradığı bir yer iken günümüzde kaderine terk edilmiş durumda. İzmir’e 1923 yılında İktisat Kongresi için gelen Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla Behçet Uz tarafından o dönemki adıyla “Veremle Savaş Cemiyet-i Hayriyesi” kurulan tesis yıllarca şifa dağıttıktan sonra 1960’lı yıllarda verem ile mücadelede modern yöntemlerin gelişmesiyle kamp olarak kullanılmaya başlanmıştır. İzmir Verem Savaş Derneği’nce 2000 yılına kadar kullanılan tesisin daha sonra Karşıyaka Belediyesi ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Grand Plaza şirketi tarafından değerlendirilmesi düşünüldüyse de tesis şu an Orman Müdürlüğü himayesi altında metruk bir yapı halini almış durumda. Tesisin İzmir’e tekrar kazandırılmasının şehrin sağlık tarihi açısından önemli olacağını vurgulayan İzmir eski İl Sağlık Müdürü Yardımcısı ve Acil Afet Ambulans Hekimleri Dernek Başkanı Dr. Turhan Sofuoğlu ile İzmir Tabip Odası Başkanı Dr. F. Yüce Ayhan, eski dispanserin Sağlık Müzesi olarak hizmet verebileceğini dile getirdiler. Sofuoğlu, İzmir’in binlerce yıllık bir sağlık geleneği olduğunu ve bunun bir müzeye ihtiyaç duyduğunu belirtirken, Ayhan ise, teknolojinin hızla gelişmesiyle araç ve gereçlerin hızla antikalaştığını ve buna saygı göstermek amacıyla kente bir sağlık müzesi kurulması gerektiğini söyledi.
İZMİR’İN SAĞLIK MÜZESİ YOK
İzmir’in binlerce yıllık sağlık geleneği bulunmasına rağmen bir sağlık müzesi olmadığına dikkat çeken Sofuoğlu, eski dispanserin bu ihtiyacı karşılayabileceğini söyledi. Değişen tedavi yöntemleri ve anlayışı nedeniyle eski dispanserin hastalık tedavisinde kullanılamayacağını belirten Sofuoğlu, “Ormanlık bir alan olduğu için yapılmış. Akciğer hastaları için kullanılıyordu. Verem o yıllarda çok yaygın bir hastalıktı. Tedavisi de bugünkü kadar kolay değildi. O yüzden hastaları şehirden uzak, temiz havanın ve oksijenin bol olduğu yerlere götürüyorlardı. İstanbul’da da böyle sanatoryumlar vardı. Tepecik’teki göğüs hastalıkları hastanesi de o amaçla kurulmuş yerlerden biridir. Ama zamanla tedavi yöntemleri değişti, ilaçlar gelişti. Artık verem tedavi edilebilen bir hastalık haline geldi. Bu yüzden o tür sanatoryumlara ihtiyaç kalmadı. Bugün artık hastaları ormanın içine götürüp temiz hava alsın diye tedavi etme anlayışı yok. O dönemlerin koşullarında böyle düşünülüyordu. Ama günümüzde cihazlarla, modern tedavi yöntemleriyle bu hastalıklar tedavi edilebiliyor. O yüzden o amaçla kullanılması artık mümkün değil. Ama orası müze gibi bir yer olabilir ya da başka bir amaçla değerlendirilebilir. Urla’daki eski hastane için de aynı şeyi söylemiştim. Orayı eğitim amaçlı kullanalım, afetlere hazırlık merkezi yapalım, bulaşıcı hastalıklar için hazır bir alan olsun diye öneriler olmuştu. Bir ara Libyalı hastalar bile oraya getirilmişti. Sonra deprem dayanıklılığı tartışıldı, yıkılsın mı kalsın mı denildi ve öylece kaldı. O zaman ameliyathaneleri bile sağlamdı ama şimdi büyük ihtimalle çürümüştür. Kapıları pencereleri açık olduğu için kaderine terk edilmiş durumda. İzmir’in çok köklü bir sağlık tarihi var. Bergama’dan başlayan iki bin yıllık bir sağlık geleneğinden bahsediyoruz. Balçova’daki kaplıcalar, antik sağlık merkezleri… Ama İzmir’de büyük bir sağlık müzesi yok. Bursa’da var, Edirne’de var, İstanbul’da var, Adana’da var. Ama İzmir gibi iki bin yıllık sağlık geçmişi olan bir şehirde böyle bir müze olmaması gerçekten eksiklik. Eski hastanelerin fotoğrafları, maketleri, tıbbi aletler, belgeler bir araya getirilip büyük bir sağlık müzesi yapılabilir. Bu alan da çok büyük bir alan. Böyle bir yer eğitim amaçlı kullanılabilir. Çocuklara sağlık eğitimi verilebilir. Ama bunu kimin yapacağı önemli. Sağlık Bakanlığı mı yapacak, Kültür Bakanlığı mı yapacak, belediye mi yapacak” dedi.
SAĞLIK MÜZESİ İLE GELENEĞE SAHİP ÇIKILABİLİR
Teknolojinin hızla gelişmesiyle yakın zamanda kullanılan teknolojinin bile antik hale geldiğini söyleyen Ayhan, geleneğe ve tarihe sahip çıkılması gerektiğini söyledi. İzmir’in çeşitli yerlerinde olan ufak sağlık sergilerinin, sağlık müzesi ihtiyacını karşılamadığını belirten Ayhan, “O dönemlerde iyi havalı, oksijenden zengin bölgelerde verem hastalarının bakımının yapılması tarihsel bir gelenekti. Ancak günümüzde hastanelerde teknoloji çok gelişti. Artık pozitif ve negatif basınçlı odalar var. Hastaların oksijen ihtiyacını maksimize edecek ve optimize edecek teknolojiye sahibiz. Dolayısıyla teknik olarak orada bir hastane olması zorunlu değil. Ama tarihsel geleneğe saygı göstermek, kentin tarihine sahip çıkmak önemli. Böyle bir mekanın metruk hale gelmesi gerçekten çok üzücü. Bir şekilde değerlendirilebilir. Rehabilitasyon amaçlı bir ünite olabilir, yine bir sağlık tesisi olabilir. Mevcut teknolojinin iyi olması ve şehir içinde de bu imkanların sağlanabiliyor olması, oranın sağlık tesisi olarak kullanılmasına engel değil. Sosyal anlamda da bir sağlık tesisi olabilir. Bir müze de olabilir. İzmir’de aslında bir sağlık müzesi ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Katip Çelebi’nin içinde küçük bir bölüm var, çeşitli merkezlerde ufak tefek sağlık sergileri var ama bunlar bir sağlık müzesi ihtiyacını karşılayan şeyler değil. Teknoloji değiştikçe cihazlar, araç gereçler, eski kitaplar hızla antika değeri taşımaya başlıyor. Bunların yok edilmeden saklanması ve sergilenmesi çok kıymetli. Geleneğe ve tarihe sahip çıkmak açısından bir sağlık müzesi fikri çok doğru ve uygun. Yamanlar’daki tesis bir sağlık tesisi olarak tekrar değerlendirilebilir mi? Olmaz diye bir şey yok, bu tartışılabilir. Ama benim kanaatim daha çok sosyal ve tarihi önemi olan bir kurum olduğu yönünde. Harap olması, metruk hale getirilmesi bizim açımızdan da üzücü ve kabul edilebilir bir durum değil. Doğayla iç içe hastaneler elbette güzel bir fikir. Şehirlerimiz, evlerimiz, yaşam alanlarımız doğayla iç içe olsa bu hepimizin tercih edeceği bir şey. Ama bir hastane lojistiği sadece bulunduğu yerle ilgili değil. Ulaşım da çok önemli. Şu anda şehir hastanesine ulaşım bile ciddi bir sorun” şeklinde konuştu.