KEMAL ÖZKURT – ÖZEL HABER - Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM), hayata geçirildiği ilk günden bu yana eğitim çevrelerinde tartışma konusu olmaya devam ediyor. Öğrencileri erken yaşta üretim sürecine dahil ederek hem meslek kazandırmayı hem de istihdama katkı sunmayı amaçlayan model, sanayi ve ticaret odaları tarafından “nitelikli ara eleman açığını kapatan stratejik bir insan kaynağı sistemi” olarak savunuluyor. Ancak eğitim sendikaları ve eğitimciler, çocukların pedagojik, fiziksel ve duygusal gelişiminin ikinci plana itildiğini, MESEM’lerin ucuz iş gücüne kapı aralayabileceğini belirterek uygulamaya eleştirel yaklaşıyor. İzmir Ticaret Odası (İZTO) MESEM’lere yönelik eleştirilerin gerçeği yansıtmadığını savunurken, EBSO ise projenin çocukların gelişimini gözeten bir çerçevede yeniden düzenlenmesi gerektiğine dikkat çekti. MESEM’leri savunan oda üyelerine cevap veren Eğitim Sen İzmir 1 No'lu Şube Başkanı Hamdi Çalık, mevcut sistemin bir eğitim modeli değil, ‘vahşi kâr hırsı’ ile şekillenmiş bir çocuk sömürüsü olduğunu belirten Çalık; öğrencilerin Milli Eğitim Bakanlığı eliyle denetimsiz işletmelere, yani “Çocuk köleliğine” terk edildiğini savundu. İşverenlerin çocukları değil, sadece ucuz iş gücü ve kârlılığı öncelediğini ifade eden Çalık, devletin kendi sorumluluğunu iş dünyasının insafına bırakamayacağının belirtti.
ÇOCUK KÖLELİĞİ
İşverenlerin çocuklardan elde edeceği karı ve kazancı düşündükleri için MESEM’leri savunduklarını belirten Çalık, “Ne yazık ki meseleye çocuk işçiliği, çocukların güvenliği ya da sağlığı açısından bakmıyorlar. Kendi temsil ettikleri sermaye gruplarının ne kadar kâr edeceği, nasıl daha fazla kazanç sağlayacağı üzerinden değerlendiriyorlar. Hatta hiç ücret ödenmese bile bundan daha memnun olurlar, MESEM uygulamalarını daha fazla beğenirler. Oysa bu konu işveren gözüyle ele alınamaz. Eğitimciler ‘ne kadar kâr elde edilir’ mantığıyla bakmaz. Eğer bu bir mesleki eğitim olarak tanıtılıyorsa, çocukların güvenliğinin sağlandığı, çalışma saatleri ve koşulları belli olan, tatili olan, işverenin insafına bırakılmamış bir sistem kurulması gerekir. Devletin gözetiminde, kuralları belirlenmiş, güvenliği sağlanmış ve sertifikalı eğitimcilerin sorumluluğunda yürütülen bir mesleki eğitimden söz edilebilir. Mevcut hâliyle MESEM uygulamaları bir mesleki eğitim değil, çocuk emeği sömürüsü, hatta adeta çocuk köleliğidir. Bu kabul edilemez” diye konuştu.
MESLEKİ EĞİTİM MODELİ DEĞİL
Bunun bir mesleki eğitim modeli olmadığın, mevcut uygulamanın çocukların eğitim hakkını değil ucuz iş gücü ihtiyacını öncelediğini belirten Çalık, “İşverenler bunu mesleki eğitim olduğu ya da ideal bir eğitim modeli sunduğu için savunmuyor. Kendilerine daha fazla kazanç getiren bir istihdam yöntemi olduğu için savunuyorlar. Oysa bu çocuklar istihdam çağında değil, eğitim çağında. 9’uncu sınıftan 12’nci sınıfa kadar, 15 ile 18 hatta 20 yaş aralığındaki çocuklardan söz ediyoruz. Bu yaştaki çocuklara işverenler ucuz iş gücü gözüyle bakıyor, ‘Ne güzel bize ucuz iş gücü sağlandı’ anlayışıyla yaklaşıyorlar. Herhangi bir güvencesi olmadan, masrafı karşılanmadan, güvenliği sağlanmadan, sigorta giderleri ödenmeden, emeğinin karşılığı verilmeden ve çalışma süreleri belirlenmeden, tamamen işverenin insafına bırakılmış bir çocuk işçiliğini savunuyorlar. Bu, vahşi kâr hırsının geldiği noktadır. Asıl üzücü olan ise devletin ve Milli Eğitim yönetimlerinin buna bu şekilde yol vermesi. Bu çocuklar istihdamın değil eğitimin parçası olacaksa, eğitim bu şekilde olmaz” dedi.
ÇOCUK ÖLÜMLERİ MEŞRULAŞTIRILAMAZ
İZTO Meclis üyelerinin MESEM’leri savunurken, “İş güvenliği sadece MESEM’de yok, tüm çalışma hayatında var. Bu yüzden MESEM’leri hedef almak doğru değil” açıklamalarını da sert sözlerle eleştiren Çalık, “Buna ne açıdan bakarsanız bakın, savunulacak bir tarafı yok. İş güvenliği sorunu her yerde var demek, MESEM’lerde yaşanan çocuk ölümlerini ya da sakatlanmaları masum göstermez. Her yerde olması da kabul edilemez. İş cinayetlerinin, iş güvenliği önlemlerinin alınmamasından kaynaklı yetişkinlerin yaralanması veya ölmesi olağanlaştırılamaz. Örnek göstererek ‘Ne yapalım, işin doğasında var, iş güvenliği sorunu her yerde var, çocuklar da iş güvenliği olmadan çalıştırılabilir’ demek asla kabul edilemez. İş güvenliği sorunları yetişkinler için bile olmamalı. Hele hele eğitimlerini tamamlamaları için işletmelere gönderilen çocukların güvenliği, bizzat devlet denetiminde ve gözetiminde olmalıdır” diye konuştu.
İŞLETMELERİN İNSAFINDA
Mevcut sistemde çocukların Milli Eğitim Bakanlığı eliyle işletmelerin kaderine, insafına ve kâr hırsına teslim edildiğini vurgulayan Çalık, “Örneğin ağır bir fabrikada bir işçi, iş güvenliği sorunundan kaynaklı bir kaza yaşarsa, bunun hesabı öncelikle işverene, o işletmenin sahibine sorulur. Neden iş güvenliği tedbirlerini yeterince almadın diye hukuk önünde hesap sorulur. Ama şimdi söz konusu olan çocuklar ise, eğitime devletin gözetimi ve denetiminde işletmelere eğitim amacıyla gönderilen çocuklar, buralarda yaşanacak iş güvenliği sorunlarının sorumlusu bizzat Milli Eğitim’i yönetenler, devletin kendisidir. Dolayısıyla hesabı vermesi gerekenler de onlar olur. Kesinlikle. Devlet kendi sorumluluğunu başka bir yerden arayamaz. Eğer çocukları gönderdiği işletmeler bunu sağlayamıyorsa, bu çocukları mesleki eğitim adı altında gönderemezler. Ama zaten şu anki sistem bir mesleki eğitim değildir” diye belirtti.