İZMIR

İzmir’de zirai ilaç kullanımı mercek altında: Yanlış ilaç, yanlış kullanım

Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre pestisit kullanımında İzmir’in 9’uncu sırada yer aldığı listede, Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Başkanı Dr. Hakan Çakıcı, asıl sorunun pestisit miktarından çok yanlış ilaç ve yanlış kullanım olduğunu vurguladı

MERVE AĞRIÇ- ÖZEL HABER - Türkiye’de tarımsal üretimde pestisit kullanımı gündemdeki yerini korurken, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın paylaştığı veriler iller arasındaki kullanım farkını ortaya koydu. Antalya’nın ilk sırada yer aldığı listede Manisa ikinci, Mersin üçüncü olurken İzmir 9’uncu sırada yer aldı. Kentteki tabloyu değerlendiren Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Başkanı Dr. Hakan Çakıcı, pestisit kullanımında asıl sorunun miktardan çok yanlış ilaç ve yanlış uygulama olduğunu vurguladı. Çakıcı, İzmir’de özellikle sebze, meyve ve bağcılığın yoğun olduğu bölgelerde zirai ilaç kullanımının öne çıktığına dikkat çekti. Üreticinin ekonomik kayıp endişesiyle ilaçlamaya yöneldiğini belirten Çakıcı, doğru uygulama, etkin denetim ve biyolojik mücadele yöntemlerinin yaygınlaştırılması gerektiğini ifade etti.

YANLIŞ KULLANILIYOR

İzmir’in en fazla pestisit kullanılan iller arasında 9’uncu sırada yer almasını değerlendiren Çakıcı, “İzmir’in ilk0 içerisinde yer alması, kentin sahip olduğu yoğun ve katma değeri yüksek tarımsal üretim potansiyelinin doğrudan bir sonucu. İlk sıralardaki illere baktığımızda da hem ürün çeşitliliği ve tarımsal ürün desenleri bunu doğruluyor. Ancak sıralama hem çevre ve toprak sağlığı hem de halk sağlığı açısından dikkatle ele alınması gereken bir uyarı niteliğinde. Bu tablo doğru planlama, entegre mücadele yöntemleri ve denetim mekanizmalarıyla kullanım miktarları çok daha makul seviyelere çekilebilir.  Burada kullanım miktarından ziyade doğru ilacı doğru dozda doğru zamanda doğru şekilde kullanmak önemli. Türkiye'de pestisit kullanımı miktarından çok, yanlış ilaç ve yanlış kullanım sorunudur” diye aktardı.

 YOĞUN OLDUĞU YERLER

İzmir’in, Akdeniz iklim kuşağında yer alması ve yılda birden fazla ürün alınabilen verimli tarım alanlarına sahip olması nedeniyle yoğun polikültür tarımın yapıldığı önemli havzalardan biri olarak öne çıktığını dile getiren Çakıcı, “Özellikle sulanabilir alanlarda nem ve sıcaklık koşullarının fungal ve bakteriyel hastalıklar ile zararlı popülasyonlarının artışını tetiklemesi, kimyasal mücadele ihtiyacını artıran temel etkenler arasında yer alıyor. Torbalı, Bayındır, Menderes ve Menemen havzalarında domates, salatalık, biber ve kışlık sebzelerin yoğun olarak yetiştirilmesi, pestisit kullanımının öne çıktığı alanlardan birini oluştururken; Kemalpaşa, Ödemiş ve Selçuk başta olmak üzere kiraz ve şeftali üretimi ile Menemen ve Menderes hattındaki sofralık ve kurutmalık bağ alanlarında da zirai mücadele ilaçları yoğun kullanılıyor. Seferihisar’da narenciye üretimi de pestisit kullanımının görüldüğü ürün grupları arasında yer alırken, Bakırçay ve Küçük Menderes havzalarında yetiştirilen pamuk ve mısır gibi endüstri bitkilerinde de zararlılarla mücadele kapsamında zirai ilaç kullanımının yoğunlaştığı görülüyor” dedi.

EN BÜYÜK ENGEL

“Üretici açısından pestisit kullanımını azaltmanın önündeki en büyük engellerin başında ekonomik kayıp riski ve yıllardır devam eden uygulama alışkanlıkları geliyor” diyen Çakıcı, “Yüksek girdi maliyetleri altında üretim yapan çiftçi, mahsulünü kaybetme endişesiyle koruyucu amaçlı ve zaman zaman gereksiz ilaçlamaya yönelebiliyor. Bunun yanı sıra iklim değişikliğinin hastalık ve zararlıların etkisini artırması da mücadeleyi zorlaştırıyor. Artan patojenler, hastalıkların daha hızlı yayılması ve zararlı böcek popülasyonlarındaki yükseliş, üreticinin ilaç kullanımını artırmasına neden oluyor. Pestisit kullanımının azaltılmasının önündeki bir diğer önemli engel ise biyolojik ve biyoteknik mücadele yöntemlerinin maliyeti. Faydalı böcekler, feromon tuzakları ve mikrobiyal preparatlar gibi çevre dostu alternatiflerin ilk yatırım ve uygulama maliyetlerinin yüksek olması, bu yöntemlerin üreticiler tarafından yeterince tercih edilmesini zorlaştırıyor. Bu alandaki destek ve sübvansiyonların yetersiz kalması da sorunun önemli başlıklarından birini oluşturuyor. Sahada yetkin teknik danışmanlık hizmetlerinin yeterince etkin olmaması da pestisit kullanımının azaltılmasını güçleştiriyor. Reçeteli ilaç satış sisteminin ve bağımsız ziraat mühendisi danışmanlığının sahada tam anlamıyla işletilememesi, üreticilerin ilaç seçimi ve uygulamalarında ticari kaygılarla hareket eden ilaç şirketleri ve bayilerin yönlendirmelerine daha açık hale gelmesine neden olabiliyor” ifadelerini kullandı.

TARLADAN SOFRAYA İZLENEBİLİRLİK

Kalıntı denetimlerinde ise kontrollerin çoğunlukla hasat sonrasında, pazar ve market raflarında veya ihracat analizlerinde yoğunlaşması, sorunun kaynağının çözülmesini zorlaştırdığını vurgulayan Çakıcı, “Bu sistem, tarladaki uygulama hatasını önlemek yerine çoğunlukla ortaya çıkan sonucu tespit ediyor. Bu nedenle denetim mekanizmasının hasat öncesini de kapsayacak şekilde güçlendirilmesi gerekiyor. Tarlada izlenebilirliğin artırılması için hasat öncesi numune alma sıklığının yükseltilmesi ve barkod ya da karekod entegrasyonunun yaygınlaştırılması önem taşıyor. Böylece her ürünün hangi parselde üretildiği ve hangi aktif maddelerin uygulandığı takip edilebilir hale getirilebilir. Bunun yanında çiftçinin hasat öncesinde ürünündeki kalıntı durumunu kolay ve düşük maliyetle kontrol ettirebilmesi için yerel akredite laboratuvar ağlarının oluşturulması ve hızlı analiz kapasitesinin artırılması gerekiyor. Sürdürülebilir tarım açısından uzun vadede kimyasal girdileri azaltacak toprak ve bitki sağlığı çözümlerine odaklanılması gerekiyor. Çiftçilerin ilaç seçimi ve doğru uygulama yöntemleri konusunda eğitilmesi, biyolojik ilaçların ve entegre mücadele yöntemlerinin sahada daha etkin hale getirilmesi önem taşıyor. Toprağın biyolojik yapısını güçlendiren organik ve mikrobiyal gübreler, biyokömür (biochar) ve faydalı toprak mikroorganizmaları da kimyasal baskının doğal yollarla azaltılmasına katkı sağlayabilir. Bu noktada kamunun biyolojik mücadeleye yönelik desteklerini artırması ve sahadaki ziraat mühendisliği denetim yetkisini güçlendirmesi gerekiyor. Asıl hedef, hastalık ortaya çıktıktan sonra kimyasal müdahaleye başvurmak yerine toprağı ve bitkiyi daha dirençli hale getirerek ilaca duyulan ihtiyacı kaynağında azaltmak olmalı” sözlerine yer verdi.