MERVE AĞRIÇ- ÖZEL HABER / Karaburun’da son yıllarda artan yenilenebilir enerji yatırımları, kapasite artışları ve yeni GES projeleriyle birlikte bölgenin doğal yapısı ve tarımsal faaliyetleri üzerindeki etkileri yeniden gündeme geldi. Karaburun Kent Konseyi Başkanı Mustafa Özer, enerji projelerinin mera, zeytinlik, tarım ve sulak alanlara yayıldığını savunarak, RES ve GES yatırımlarının Yarımada’nın ekolojik dengesi ile hayvancılık faaliyetlerini tehdit ettiğini söyledi. Özer, özellikle mevcut rüzgâr santrallerinde kapasite artışı taleplerinin sürdüğüne dikkat çekerek, türbinlerin yerleşim alanlarına yakın kurulmasının bölgede yaşayanlar açısından da çeşitli sorunlara yol açtığını öne sürdü. RES’lerin oluşturduğu ses, gürültü ve gölge etkileri nedeniyle vatandaşların kulak çınlaması, baş dönmesi, dengesizlik, bulantı, aşırı sinirlilik ve kalp çarpıntısı gibi şikayetler yaşadığını belirten Özer, Yaylaköy’de bazı vatandaşların antidepresan ilaçlara bağımlı hale geldiğini ifade etti. Enerji yatırımlarının doğal yaşamın yanı sıra bölgenin geleneksel hayvancılığını da giderek daha fazla baskı altına aldığını dile getiren Özer, yeni projelere ve kapasite artışlarına karşı yürüttükleri hukuki mücadelenin sürdüğünü belirtti.
HAYVANCILIK BİTME AŞAMASINDA
Bakanlığa sürekli kapasite artış taleplerinin gittiğini dile getiren Özer, “Karaburun enerji üretim şirketleri için cazibe alanı haline getirilmiş durumda. 2013’te 7 tribün ile üretime başlayan Lodos A.Ş. bugün 87 tribün ile 268 mw üretim yaparken kapasite artışı ile28 tribüne ve 455 mw güce ulaşmak istiyor. Bakanlığa sürekli kapasite artışı talepleri geliyor. Ayrıca RES ne yardımcı kaynak olarak bölgeye GES Güneş Paneli Tarlaları konmak isteniyor bu sayıda; 300 bin panel. 2013 yılından başlayarak bölgede RES tribünlerinin kurulması ile doğal yapıda gözle görülür bozulmalar yaşanmaya başlandı. Bölgeyi önce arılar terk etti, arının olmadığı bir ortamda doğal yaşamın devamlılığı, canlı kalması söz konusu olamaz. Meraların, sulak alanların kapatılması ile hayvancılık bitme aşamasına geldi. RES’lere yardımcı kaynak olarak gösterilen GES panelleri tarlalarının kurulması ile de toprağın verimli yüzü tıraşlanıp alınacak, panellerin altında kalacak toprakta canlı yaşamı da son bulacak” dedi.
ANTİDEPRESAN İLAÇ BAĞIMLILIĞI
RES projelerine ait rüzgâr tribünlerinin kurulması ile ortaya çıkan gürültü ve manyetik alan rezonansı ile bölgede yaşayan kuşların, sürüngenlerin, arıların ve yarasaların bölgeyi terk ettiğinin altını çizen Özer, “RES tribünlerinin uluslararası kabul edilir normlara göre yerleşim merkezlerine kuş uçuşu uzaklığının minimum bin 400 metre olması gerekirken bu mesafe yer yer20 metreye kadar düşmüştür. Rüzgâr tribünlerinin dönmesi ile oluşan ses, gürültü ve gölge etkileri ile bölge halkında sürekli kulak çınlaması, baş dönmesi ve dengesizlik, bulantı, aşırı sinirlilik, kalp çarpıntısı gibi olumsuzluklar görülmüştür. Yaylaköy’de yaşayan insanlar antidepresan ilaçlarına bağımlı hale gelmiştir. Enerji yatırımları için verilen alanlar, Karaburun Yarımadası’nın meraları, sulak alanlar, tarım yapılabilir alanlar, zeytinlikler ve kısmen ormanlık alanlardır. Meraların kapatılması ve yok olması ile Karaburun’un simgesi kara kıl keçisi üretimi bitme noktasına gelmiştir. Hayvan popülasyonu 55-60 bin adetlerden yapılan destek uygulamalarına rağmen bugün2 bin adet civarında” diye aktardı.
GERİ DÖNÜLEMEZ ZARARLAR
RES ve GES’ler ile enerji üretimi projeleri Karaburun’un doğal yapısını, faunasını, florasını yok ettiğini ve giderek Karaburun’da yaşamın yok olduğunu belirten Özer, “Projelere tahsis edilen alanlar ve uygulamalar yanlıştır. Bu geri döndürülemez zararlar yaratmaktadır. Kent Konseyi olarak yenilenebilir kaynaklar enerji üretimine ‘Yeşil Enerji’ tümden karşı değiliz. Enerji yatırımları için verilen alanların mera, tarıma elverişli topraklar, kısmen ormanlık alanlar olması, olumsuz sonuçlar yaratmaktadır. Öncelikle 2019 yılından bu yana ÖÇKB ilan edilen Yarımadamızda ÖÇKB koruma kuralları enerji üretimi şirketleri içinde geçerli olmalı. Kamu yararına olmayan, geri döndürülemeyecek zararlar vereceği bilim insanları bilirkişiler tarafından bilimsel veriler ile raporlanan tüm enerji yatırımı projelerinin ÇED Olumlu/Gerekli Değildir kararları iptal edilmeli- projeler tamamen sonlandırılmalı. Karaburun Yarımadası’nın kısa zaman sonra enerji santralleri çöplüğüne dönüşmesinin önüne geçilmeli. Doğal alanların korunmasının tek yolu enerji firmalarının Karaburun dan elini çekmesi, talanın durdurulması” ifadelerini kullandı.
ÖNEMLİ EKOLOJİK BÖLGELER ARASINDA
Karaburun Yarımadası’nın özelliklerini tüm olumsuzluklara karşın koruyan özel bir bölge olduğunu aktaran Özer, “Karaburun Yarımadası, ülkemizde bulunan9 Özel Çevre Koruma Bölgesinden biri. Karaburun ve Ildır Körfezi alanı,5 Mart 2019 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararı ile Özel Çevre Koruma Bölgesi (ÖÇKB) ilan edilmişti. Yarımada, ‘Sıfır Yok Oluş Bölgesi’ içinde ve ‘Başka Yerde Olmayanlar’ sınıflandırmasında dünyada önemli bölgeler içinde yer almaktadır. Yarımada deniz ve kıyı ekosisteminin yanı sıra, dağ ekosistemi, küçük de olsa orman ekosistemi ve sulak alan ekosistemini içermektedir. 70 familyaya ait 333 türün bulunduğu Karaburun Yarımadası florasında5 adet endemik tür, 4 adet nadir tür ve CITES kapsamında 5 adet tür tespit edilmiştir. Karaburun Yarımadası Florasında 76 tür tıbbi, 38 tür arıcılık, 30 tür gıda, 39 tür ticari, 34 tür peyzaj ve9 tür yem değerine sahip ekonomik değeri olan bitki türü yer alıyor. Doğal olarak yetişen sakız ve defne ağaçları bölgenin sahip olduğu katma değere dönüştürülebilecek önemli unsurlar arasındadır” dedi.
NADİR TÜRLER YARIMADA’DA
Yarımada’nın, sahip olduğu ekosistem çeşitliliği, biyolojik çeşitliliği ve kuş popülasyonu açısından da 200’ün üzerinde türle önemli bir alan olduğunu belirten Özer, “Bu türler arasında, Ada Martısı, Yılan Kartalı, Küçük Kerkenez, Ada Doğanı, Akdeniz Nalburunlu Yarasası gibi, nesli tükenmekte olan/küresel ölçekte koruma önceliği olan nadir/azalan kategorilerinde yer alan türler de bulunmaktadır. Biyoma bağlı kuş türleri ve Bern Sözleşmesi uyarınca yasal olarak koruma altına alınmış olan yarasa türleri de Yarımada’nın değerli kuş varlıklarıdır. Karaburun Yarımadası denizleri, besin zincirinin birinci halkasında yer alan, Akdeniz’in oksijen stoklarını sağlayan ve yavru balıkların gelişimini tamamladığı yerler olması bakımından deniz faunası ve kıyı balıkçılığı açısından yaşamsal öneme sahip uluslararası düzeyde koruma altına alınmış Deniz Çayırları (Posidoniaoceanica) bakımından zengin. Karaburun Yarımadası, dünyanın en nadir memelileri arasında yer alan, IUCN (Dünya Doğayı Koruma Birliği) tarafından Kritik (CR) Kategorisi’ne alınarak, neslinin doğada tükenme riskinin aşırı derecede yüksek olduğu kabul edilen Akdeniz Fokunun, nadir kalan yaşama ve üreme alanlarından biri. Karaburun, tarımsal ve hayvansal ürünleriyle kendiliğinden ‘doğal ürün’ markası olmuştur. Yarımada’da yetişen tarımsal ürünler zeytin/hurma zeytin, nergis, sümbül, enginar mandalina doğal yapısını ve farklı özelliklerini korumuştur. Karaburun’un simgesi haline gelen kıl keçisi, yüz yıllardır süregelen kırkım şenlikleri, yöreye özgü peynir çeşitleriyle aynı zamanda Yarımada kültürel değerlerinin de çok önemli bir parçası. Karaburun Yarımadası’nın doğası, katlediliyor, Karaburun talan altında” ifadelerini kullandı.
HUKUKİ MÜCADELE SÜRÜYOR
Yarımadada yenilenebilir enerji yatırımlarının kurulacağı arazilerin tarım arazisi ya da zeytinlik, orman, çayır, mera alanı ve benzeri olmasının yatırımlar önünde bir engel olarak görülmediğini dile getiren Özer, şu sözlere yer verdi: “Karaburun Yarımadası’nın yüz ölçümü 484 kilometrekare. Bu alanın yüzde 86’sı ruhsat verilerek enerji üretimi yapan 7 şirkete tahsis edilmiş durumda. Geçen3 yıllık süreçte ÇED Olumlu kararlarını defalarca iptal ettirdiğimiz birçok yenilenebilir enerji projesi Karaburun’da ‘yeşil el koyma’nın sembolü haline gelmiştir. Karaburun Yarımadası, enerji üretim firmaları için cazibe alanı haline getirilmiştir. Mevcut firmalar sürekli kapasite artışı talep etmekte, yeni firmalar da projeleri ile Bakanlığa başvurmakta. Bölgede en geniş alanda ruhsat sahibi olan Lodos Karaburun Elektrik Üretimi A.Ş. 2013 yılında 7 rüzgâr türbini ile işe başlamış, kısa zamanda türbin sayısını 50’ye, bir sonraki kapasite artışı ile 87 tribüne çıkardı. Firmanın talebi asla bitmedi, son olarak da tribün sayısını28’e gücünü de 268 mw den 455,16 mw ye çıkarmak istiyor. Böylelikle Türkiye’nin en büyük üreticisi olmak isteğinde. ÇED olumlu raporları iptal edilirken, firma ve bakanlık bir üst mahkemenin yerel mahkemenin kararını bozmasıyla yoluna devam ediyor. Rüzgâr enerji santrallerine destek sağlamak amacıyla Güneş Enerji Santralleri ‘GES Tarlaları’ kurulmak isteniyor. Şu an için bakanlığa sunulan projeler ile 300 bin adet GES Paneli konulmak isteniyor. Bakanlık tarafından verilen ‘ÇED Olumlu / ÇED Gerekli değildir’ kararlarına karşı açılan iki davada da Bilirkişi Raporları projelerin uygulanması ile doğal yaşamın geri döndürülemeyecek zarara uğrayacağını, projelerin yapılmasının uygun olmadığını belirtir raporlarını sundu. Mahkemeler sonuçta ÇED kararının iptaline, yürütmenin durdurulmasına karar verdi, Bakanlık davayı üst mahkemeye taşıdı, süreç devam ediyor.”