İZMIR

Ziraatçılardan su tepkisi: Mehmet Ağanın suyu havuza gitmesin

Yaşanan su krizinin çözümünün tarıma ayrılan suyu kesmekten geçmediğini belirten Ahmet Tomar, tarım sektörünün su israf eden değil gıda güvenliği sağlayan bir sektör olduğunu vurguladı

Berkay Erden - Yaşanan su ve iklim krizinin en çok etkilediği sektörlerin başında gelen tarım sektörünün temsilcileri olan Ziraat Odaları İzmir Koordinasyon Kurulu, TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi, Sulama Kooperatifleri İzmir Birliği, Ziraatçılar Derneği İzmir Şubesi, İzmir Tarım Grubu, Kent Konseyi Tarım Çalışma Grubu düzenledikleri basın toplantısı ile son yıllarda artan kuraklığın ve iklim krizinin tarıma olan etkisine dikkat çekti. İzmir Kent Konseyi Tarım Çalışma Grubu adına Ahmet Tomar’ın okuduğu basın açıklaması ile soruna bütüncül bir yaklaşım ile yaklaşılması gerektiği belirtilirken, “suyun çoğu tarımda kullanılıyor” söylemine tepki gösteren Tomar, tarımda kullanılan suyun su döngüsü içinde kullanıldığını vurguladı.

TÜRKİYE SU STRESİ YAŞAYAN BİR ÜLKEDİR

Değişen iklim koşulları nedeniyle Türkiye’de kişi başına düşen su miktarının bin metreküpün altına düşmek üzere olduğunu belirten Tomar, “Son yıllarda artan kuraklık, iklim değişikliği ve su krizi tartışmalarında tarım sektörü sıklıkla su tüketiminin başlıca sorumlusu olarak gösterilmektedir. Ancak bu yaklaşım eksik veriye dayalı, bütüncül bakıştan uzak ve stratejik açıdan sakıncalıdır. Dünya genelinde su kullanımının yaklaşık yüzde 70’i tarımsal üretimde gerçekleşmektedir. Türkiye’de ise bu oran yüzde 75'dir. Bu tablo çoğu zaman ‘tarım suyu tüketiyor’ şeklinde yorumlanmaktadır. Oysa tarımda kullanılan suyun önemli bir bölümü doğal su döngüsüne geri dönmekte; toprak, yeraltı suyu ve atmosfer sistemi içinde yeniden dolaşıma katılmaktadır.  Dünya toplam işlenen tarım alanlarının yaklaşık yüzde 20’si sulanmaktadır.  Sulanan alanlar, dünya tarımsal üretiminin yaklaşık yüzde 40’ını sağlamaktadır.  Sulanan alanlar: Bitkisel üretim değerinin yaklaşık yüzde 50–55’ini, Sebze üretiminin yüzde 70’ten fazlasını, Meyve üretiminin büyük bölümünü, Pamuk, mısır, çeltik gibi stratejik ürünlerin neredeyse tamamını karşılamaktadır Türkiye, kişi başına düşen yaklaşık bin 300 metreküp su miktarı ile su stresi yaşayan bir ülkedir. Önümüzdeki yıllarda bu miktarın bin metreküpün altına düşme riski bulunmaktadır. Bu gerçek, suyun her sektörde daha verimli yönetilmesini zorunlu kılmaktadır. Ancak çözüm; tarımı ötekileştirmek, üreticiyi suçlamak ya da tarımsal üretimi kısmak değildir” şeklinde konuştu.

TARIM MİLLİ GÜVENLİK MESELESİDİR

Pandemi ve savaşlar gibi gıda krizinin yaşandığı durumlarda tarımın öneminin anlaşıldığını belirten Tomar, “Tarım; Gıda güvenliğinin temelidir. Milli güvenlik açısından stratejik bir sektördür. Kırsal istihdamın ve sosyal dengenin ana unsurudur. Pandemi süreci, Rusya Ukranya savaşı ve küresel krizler göstermiştir ki, gıda arzı en az enerji ve savunma sanayi kadar kritik bir konudur. Tarımı zayıflatan politikalar uzun vadede ülkemizi dışa bağımlı hale getirebilir. Sorunun kaynağı; Havza bazlı üretim planlamasının yetersizliği, Su tüketimi yüksek ürünlerin yanlış bölgelerde yetiştirilmesi. Açık kanalet sistemleri ve vahşi sulama yöntemleri, Yeraltı suyunun kontrolsüz kullanımıdır. Doğru yaklaşım; Havza bazlı üretim planlaması yapmak, Modern basınçlı sulama sistemlerini yaygınlaştırmak, Su verimliliği yüksek üretim modellerine geçmek, Arıtılmış atık suların tarımda kullanımını artırmak, Çiftçiyi teknoloji ve eğitimle desteklemektir. Tarım sektörü ‘su israf eden bir alan’ değil, doğru yönetilmediğinde risk oluşturan bir alandır.  Çözüm; üretimi azaltmak değil, verimliliği artırmaktır. Unutulmamalıdır ki, suyu ithal edemeyiz ama gıdayı ithal ettiğimizde aslında başka ülkelerin suyunu tüketmiş oluruz. Bu nedenle su politikaları ile tarım politikaları birlikte ele alınmalı; sürdürülebilir, bilimsel ve stratejik bir yönetim anlayışı benimsenmelidir” dedi.

SULU TARIM ÇİFTÇİSİ KURU TARIMA ÖZENDİRİLMELİ

Tarımsal üretimde ürün tercihinin az su tüketen çeşitlerden yana kullanımının özendirilmesi gerektiğini belirten Tomar, aradaki gelir farkının çiftçiye ödenmesi gerektiğini söyledi. Açılan su kuyularının da takibinin sağlıklı olmadığını belirten Tomar, “Küçük Menderes Havzası’nda 12 bin kaçak kuyu olduğu tespit edildi. Yasal olması gerekenin 3 katı. Gediz Havzası’na yine bir çözüm getirildi ancak Küçük Menderes’te geç kalındı. Vatandaş sulu üretim yapmak istiyor. Devletin 3-4 ay verdiği su ile bu iş olmayacağı için sondaj yapıyor. Kuraklığa dayanıklı çeşitler ekilmeli. Bunlar vatandaşa anlatılmalı. Sulu tarım yapan çiftçi desteklenerek kuru tarıma teşvik edilmeli. Kazanç farkı devlet tarafından desteklenmeli. Su kullanım yönetmeliği 1989 yılında çıkarıldı ilk olarak ve ilk 1 yılda değiştirildi Toyota’nın ihtiyaçları nedeniyle. Tasarruf kentsel kullanımdan ve sanayi kullanımdan yapılmalı. Biz diyoruz ki ‘Mehmet Ağa’nın suyu Çeşme’deki Ahmet Beyin Havuz suyu olmasın’. Küçük üreticinin ihtiyaçları ne yazık ki siyasete kurban gidiyor” ifadelerini kullandı.

ÇAKICI: DİNAMİK OLMAK ZORUNDAYIZ

Tarımsal üretimin çevresel faktörlere bağımlı olduğunu ve bu yüzden dinamik politikalar izlenmesi gerektiğini dile getiren Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Hakan Çakıcı, “Uyguladığımız tarım politikası dinamik olmak zorunda. Geçen senenin tümünde aldığımız yağış miktarını Şubat ayı içerisinde aldık. O yüzden duruma göre politikalarımızı değiştirmeliyiz” diye konuştu.