Almanya’nın Bielefeld şehrinde yaşamını sürdüren Yazar İrfan Erdoğan ile röportaj gerçekleştirdik. “O da Bir İşçi Ben de”, “Bir Emekçinin Günlüğü” ve “Korona Günlükleri” kitaplarını yazan Erdoğan’ın ortaokul ve lise yıllarında okumaya olan merakı ilerleyen yıllarda onu yazmaya itmiş. Yaşamının her döneminde okuyan, araştıran yazar ilk olarak şiirleri ile edebiyat dünyasına adım atmış. Fakat ilerleyen yıllarda şiiri bırakıp farklı yazım yöntemlerine yönelmiş. Gündelik yaşamın sorunlarını, takdir ettiği olayları ve olguları kendine konu edinerek kağıda döken Erdoğan, yayınlanacak olan dördündü kitabında ‘kıskançlık’ konusunu işleyecek.
Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
1960 Kahraman Maraş´ın Elbistan İlçesi’ne bağlı eski ismiyle Çerkezusaği yeni ismiyle Gözecik Köyü’nde dünyaya geldim. İlkokulu burada köyümde bitirdim. Benden önce rahmetli annemin çok çocukları yokluktan, kıtlık kırandan, yoksulluktan öldükleri için bana oldukça düşkündü ve bunun için de beni bir yıl biraz daha büyüyeyim diye okula geç yolladı. Yani anlayacağınız 1968 yılında ilkokula başladım. İlkokulu bitirince babam beni önce Gaziantep’te yaşayan amcamın yanına götürüp merkez ortaokuluna kaydettirdi. Orada bir yıl okuduktan sonra bu defa Mersin Silifke’de yaşayan ablam ile eniştemin yanına yolladı 2 yıl kadar da orada okuduktan sonra köye geldiğim bir yaz tatilinde o zaman İstanbul da okuyan bir köylümün bana, “Gel seni de İstanbul’a götüreyim, orada birlikte okuruz hem ben de yalnız kalmam. Kaldığım yer bir öğrenci yurdu orada rahat edersin” deyince artık ben de niyetimi bozarak bu defa İstanbul’a gitmek için kolları sıvadım. Ve bir süre sonra Mersin Silifke’ye gidip Silifke Lisesinin orta kısmından tasdiknamemi aldıktan sonra köylüm ile birlikte İstanbul’a gidip o dönem yazar Nejat Birdoğan’ın müdürü olduğu İstanbul Esentepe Ortaokuluna kaydımı yaptırıp orada mezun oldum. Ortaokuldan sonra bir yarıyıl da yine İstanbul Mecidiyeköy Lisesinde okudum. Sonrasında Silifke Ticaret Lisesine kaydımı yaptırdım. Oradan mezun oldum. Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Bölümünün Halkla İlişkiler bölümünü kazanınca dışarıdan okudum ama eğitim ve öğretimin paraya dönüştürülmesi yüzünden kızarak son sınıftayken okulu bıraktım.32 yıllık fabrika işçisiyim, büyük bir dünya nakliyat firmasında işçi olarak çalışıyorum. Şu an Almanya’nın Kuzey eyaletine bağlı Bielefeld denen bir şehirde yaşıyorum.
Yazmaya olan merakınız nereden gelmekte?
Ortaokul ve lise yıllarımızda memleketin hatta dünyanın siyasal olarak bayağı çalkantılı olan yıllarıydı. O dönemler okumak araştırmak ciddi önemde bir olaydı. Okuyan araştıran eleştiren konuşan insana her şeye rağmen güzel gözle bakılıyordu seviliyordu. Durum böyle olunca ben de bunda payımı fazlasıyla aldım tabi. O dönemler bizlerden büyük abilerimizin bizlere verdikleri roman siyasi kitap ve dergileri büyük bir ciddiyetle ve hayranlıkla alıp, okuldaki derslerimizden daha fazla bir kıymet ve önemle köşe bucak okuyorduk. O dönemler okumaya alıştım. 78 ve 80’li dönemlerde. Siyasi teorik kitaplar da okuyordum ama daha çok roman öykü ve şiir kitaplarına merak sarmıştım. Yılmaz Güney’in kitaplarına merak salmıştım. Hepsini okudum. 12 Eylül Askeri Darbesi olmuştu. O dönemde yine bildiklerimi okumaktan, yazmaktan yılmadım. O dönemler Ankara´da nerden elime geçtiyse unuttum, Doğan yayınları tarafından çıkarılan “BAŞKENT” diye bir dergi vardı. Ben de o dönemler yine biraz şiire merak sardığım için zaman zaman şiirler yazıp kendi kendime evde yalnız kaldığım zamanlarda bağıra bağıra okur sonra da kendime not verirdim. Bir gün yazdığım bir şiiri bu dergiye göndermeye karar verdim ve neticede yolladım. Derginin bir sonraki sayısını alıp eve geldim ve evde baktığımda şiirimin yayınlandığını da görünce bayağı etkilenip cesaretlendim tabi.Bundan sonra da daha çok yazdım ama şiir yazmaya çalıştım kendimce. İlerleyen yıllarda artık şiir yazacağıma olan güvenim kaybolunca okumaya devam ettim ama şiir yazmayı beceremeyince bıraktım. Ama okumadan yazmadan ayrılmadım tabi… Sonrasında bildiklerimi yazdım. Ardından bu yazdıklarımı kitaplaştırma fikri ortaya çıktı. “Bir Emekçinin Günlüğü” adıyla ilk kitabımı çıkardım. Kitap tuttu, ilk baskısı da tükendi. Şu anda kara mizah ve kısa öyküler yazıyorum.
İlk kitabınız “Bir Emekçinin Günlüğü”nün hikayesinden kısaca söz eder misiniz?
İlk kitabım “Bir Emekçinin Günlüğü’nü” yaklaşık 2 yıl önce yazdım 2019 yılının mayıs ayında da 100 sayfa olarak yazar Turgut Türksoy’un editörlüğünde Favori yayınlarından çıktı. Aslında biraz aceleye getirdim sanırım ama sonra da 10 sayfa kadar genişlettim. Şu an birinci baskısı bitti eğer ikinci baskısı yapılırsa da genişletilmiş haliyle yapılacak. Ayrıca şu anda Almancaya da çevriliyor. Kısmet olursa Almanca da yayınlamak istiyorum.
Hemen ardından ikinci kitabınız “Oda Bir İşçi Bende” bu kitabınızın öyküsü ne idi?
“O da Bir İşçi Ben de” Almanya´daki yerli ve göçmen emekçiler arasında yaşanan önyargıları konu alan yazılardan oluştu. Yine bu kitaptaki yazılarım da küçük küçük öykülerden oluşuyor. Bunun içindeki öykülerden bazıları da yine değişik gazete ve dergilerde yayınlandı... Kitabın ismini şair ve yazar Gülsüm abla koydu. İsim annesi o yani. Kendisine kitabın içeriğini anlatınca Nazım Hikmet’in bir şiirinin ismi olan “O Da Bir İşçi Ben De” adını uygun görünce yayınevi de beğendi. Beğenince doğdu... Üçüncü kitabım “Korona Günlüğü” de ismi üzerinde korona günlerinde etrafımda yaşanan olaylarda insanların içine düştükleri ruh halini anlatan yazı ve fotoğraflardan oluştu. Ben fabrika işçisi olduğum için bu virüs ve salgının başladığı günlerde yaklaşık 2 ay evde kaldım. Evde kaldığım süre içinde kendi kendime bununla ilgili ne yapabilirim diye düşünürken kafamda “Korona Günlüğü” oluştu ben de oturup dinlenmeden gece gündüz yazdım ve “Korona Günlüğü” hayata geçmiş oldu.
Yazacağınız konuları nasıl belirliyorsunuz?
Konuları hayatın içinde benim de şikayetçi olduğum ya da takdir ettiğim olay ve olgulardan seçiyorum. Bunun dışından konu düşünemem. Çünkü hepimiz hayatın tam ortasındayız. Onun için her birimizi şekillendiren değiştirip dönüştüren etkileyen şeyler mutlaka vardır... Durum böyle olunca da ister istemez günlük hayata yüzümü dönüyorum. Çünkü ben de onun bir parçasıyım. Herkes gibi benim de kıstaslarım var tabi. Bir defa çok titizim düzenli insanım.Günlük normal yaşantımdan tutun da çalıştığım fabrikadaki işlerime kadar yaptığım işi yüreğimle yaparım karşıdakilerden de öyle isterim...
Son olarak sizden yakın zamanda yeni bir kitap görecek miyiz?
Birinci kitabım çıktıktan sonra bana hem ilham geldi hem de cesaret geldi. Tabi bu cesaretin en çoğu da yazmayı artık öğrendiğimden kaynaklı herhalde. Şimdi hem okuyorum hem yazıyorum tüm hızıyla böyle giderse epey kitap çıkaracağım herhalde. Şimdiki yeni kitabımın yanı dördüncü kitabımın konusu Kıskançlık bu kitap da yine yerli ve göçmen emekçilerin arasındaki kıskançlıkları konu alan küçük öykülerden oluşuyor. Sanırım yeni yılın başında yani 2021 yılının başlarında raflarda olur. Kıskançlık konusu hepimizin bildiği gibi toplumların kanayan yaralarından birisi. Her alanda nerde ne yaparsak yapalım mutlaka bir kıskançlık ve istememezlik ile karşılaşır dövüşürüz. Ben de bunu mutlaka yazmalıyım dediğim için zaten planlarımda vardı. Bundan sonra da bu ve buna benzer konuları mutlaka isleyeceğim yazdığım kitaplarda...