Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi, otizm spektrumundaki bireylere yönelik kullanılan dil tercihlerini inceleyen kapsamlı bir araştırmaya imza attı. Çalışma, EÜ Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sezen Köse liderliğinde ve farklı üniversitelerden bilim insanlarının katkılarıyla yürütüldü. Toplam 951 katılımcının yer aldığı araştırma, Türkiye’deki otizm topluluğunun sesini yansıtmayı hedeflerken, otizm spektrumundaki bireyleri tanımlarken doğru ve kabul gören terminolojinin önemine dikkat çekti.
ÇALIŞMA 951 KİŞİNİN KATILIMIYLA TAMAMLANDI
Prof. Dr. Sezen Köse, çalışması hakkında bilgi verdi. Köse, “Türkiye’de otizme yönelik dil tercihlerini inceleyen bu geniş katılımlı araştırma; otizm spektrumundaki 42 yetişkin birey, 783 bakım veren ve bu alanda çalışan 126 profesyonel olmak üzere toplam 951 kişinin katılımıyla tamamlandı. Araştırma, kullanılan kelimelerin sadece birer iletişim aracı değil, aynı zamanda bireyin kendilik tanımını destekleyen ve toplumdaki önyargıları kıran birer enstrüman olduğunu vurguluyor. Elde edilen bulgular, uluslararası literatürdeki eğilimlerin aksine, Türkiye’nin kültürel yapısına özgü dil tercihlerinin öne çıktığını gösteriyor” diye konuştu.
“OTİSTİK” TERİMİ TÜRKİYE’DE OLUMSUZ ALGILANIYOR
Araştırmanın öne çıkan bulgularından biri, uluslararası literatürde yaygın kullanılan “otistik” teriminin Türkiye’de kabul görmemesi oldu. Prof. Dr. Sezen Köse, verileri değerlendirerek, “Yetişkinlerin yüzde 52,4’ü, bakım verenlerin yüzde 89,9’u ve profesyonellerin yüzde 82,5’i ‘otistik’ terimini olumsuz buluyor. Bu durum, Türkiye’de kelimenin kültürel olarak olumsuz bir damgalanma mirasına sahip olmasından ve kimlik odaklı dilin henüz beklenen ölçüde kabul görmemesinden kaynaklanıyor” ifadelerini kullandı.
OTİZMDE KAPSAYICI DİL TERCİHİ ÖNE ÇIKIYOR
Çalışma, Türkiye’deki bireylerin ve uzmanların otizm tanımlamalarında daha çok betimleyici ve tanıya dayalı ifadeleri tercih ettiğini ortaya koydu. Prof. Dr. Sezen Köse, “Katılımcıların büyük çoğunluğu ‘otizm spektrumunda’, ‘otizm tanılı’ ve ‘otizm spektrum bozukluğu tanılı’ gibi ifadeleri daha kapsayıcı ve saygılı bulduklarını belirtti. Bu bulgular, Türkçenin yapısına ve toplumsal hassasiyetlere uygun bir dil geliştirilmesinin, otizmli bireylerin toplumsal kabulünü artıracağını gösteriyor” dedi.
“DİL SAYGININ TEMEL UNSURU”
Prof. Dr. Sezen Köse, dilin toplumsal kabul ve saygının temel unsuru olduğunu vurgulayarak, “Araştırma sonuçlarımız, doğru dil kullanımının damgalanmayla mücadelede en etkili araçlardan biri olduğunu gösteriyor. Otizm topluluğunun dil tercihleri konusunda farkındalık yaratmak, daha kapsayıcı ve yaşanabilir bir toplum için kritik bir adım” ifadelerini kullandı.