Sosyal medya üzerinden açıklamalarda bulunan Uygur, İzmir Büyükşehir Belediyesi uhdesinde bulunan Meslek Fabrikası’nın 8 Ekim 2025 tarihinde vakıf adına tescil edilmesine ilişkin ciddi soru işaretleri bulunduğunu belirtti. Uygur, “Bayezid Baba Vakfı’nın bu tescili sağlayacak elindeki tüm bilgileri İzmir kamuoyunun bilmesi gerekmektedir. Tüm sorun da burada başlamaktadır” ifadelerini kullandı.
Meslek Fabrikası’nın (İzmir, Konak, Halkapınar Mahallesi, 1443 ada, 7 nolu taşınmaz) statüsüne ilişkin sürecin hem yasal düzenlemeler hem de devam eden yargı süreçleri açısından yakından takip edildiğini vurgulayan Uygur, özellikle Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine 10 Ekim 2025’te gelen, 20 Kasım 2025’te kabul edilip 5 Aralık 2025’te yasalaşan 7565 Sayılı Kanun’un 11. maddesine dikkat çekti.
İKİ KEZ REDDEDİLDİ
Uygur, söz konusu maddenin “vakıf kültür varlığı” tanımını son derece genişlettiğini belirterek, tarihinin herhangi bir döneminde vakıf kaynaklarından katkı görmüş yapıların da “vakıf yoluyla meydana gelmiş” sayılabildiğini ifade etti. Bu belirsiz ve geniş tanımın yalnızca İzmir’deki Meslek Fabrikası ile sınırlı kalmadığını, Türkiye genelindeki belediye ve kamu taşınmazlarını da kapsadığını vurgulayan Uygur, bunun yerel yönetimlerin mülkiyet hakkı açısından ciddi bir risk oluşturduğunu dile getirdi. Meslek Fabrikası ile ilgili bugüne kadar toplam 10 ayrı dava ve başvuru yapıldığını hatırlatan Uygur, bu davaların bir kısmında mahkemelerin olumsuz karar verdiğini belirtti. İlk idari davanın görev yönünden reddedildiğini ve istinaf aşamasında kesinleştiğini aktaran Uygur, tahliye işlemlerine karşı yapılan yürütmeyi durdurma taleplerinin iki kez reddedildiğini, tahliyeyi engellemeye yönelik tedbir başvurularından da sonuç alınamadığını ifade etti. Ayrıca taşınmazın mevcut durumunun tespitine yönelik başvurunun da reddedildiğini ve yürütmeyi durdurma kararının kaldırıldığını belirtti.
Buna karşın hukuki sürecin henüz sona ermediğini vurgulayan Uygur, özellikle tapunun iptali ve tescili gibi esasa ilişkin davaların hâlâ devam ettiğini, mülkiyet hakkı ve tahliye işlemlerinin hukuka uygunluğunun yargı mercileri tarafından incelendiğini söyledi. Uygur, üçüncü bir gözle bakıldığında söz konusu yasanın yalnızca bir ildeki durumu değil, Türkiye genelindeki vakıf, yerel yönetim ve bireysel mülkiyet hakkı ilişkilerini de derinden etkileme potansiyeline sahip olduğunu ifade etti. Yasanın vakıf kurucusunun iradesini koruma amacının ötesine geçtiğini savunan Uygur, yerel yönetimlerin tasarruf hakkını zayıflattığını ve taşınmazların Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devrini kolaylaştıran bir mekanizmaya dönüşebildiğini belirtti.
Bu durumun Türkiye çapında belediyelere ait pek çok taşınmaz için emsal teşkil edebileceğini dile getiren Uygur, hukuki süreçlerin devam ettiğini ve mülkiyet hakkı, tahliye işlemleri ile esasa ilişkin davaların yargı denetiminde şekillendiğini söyledi. Bu belirsizliğin hem kamu kaynaklarının hem de yerel yönetimlerin planlama ve yatırım yetkilerinin uzun vadede nasıl etkileneceği konusunda soru işaretleri yarattığını ifade etti. Son olarak İzmir Meslek Fabrikası örneğinin yalnızca hukuki bir ihtilaf olmadığını belirten Uygur, bunun aynı zamanda 7565 Sayılı Kanun’un uygulamadaki etkilerinin yargı denetimi altında şekillendiği bir örnek dava haline geldiğini söyledi. Uygur, yasanın genişletilmiş “vakıf kültür varlığı” tanımının pratikteki sınırlarının ve etkilerinin Türkiye genelinde nasıl uygulanabileceğinin bu süreçte netleşeceğini ifade etti.