YUSUF ÇAĞIRTEKİN-ÖZEL HABER - Dijitalleşmenin etkisiyle artan sosyal medya kullanımı artık aileyi tamamen dönüştürüyor. Eskiden aile bireylerini aynı televizyon ekranı, aynı gazete ve ortak gündem bir araya getirirdi. Bugün ise aynı evde yaşayan insanlar, sosyal medya algoritmalarının oluşturduğu farklı dijital akışlarda zaman geçiriyor. Anne başka içeriklerle, baba başka haberlerle, çocuk ise tamamen farklı bir dijital dünyanın içinde gününü geçiriyor. Uzmanlara göre bu durum yalnızca teknoloji kullanımını değil, aile içi iletişimi, ortak kültürü ve toplumsal dayanışmayı da dönüştüren yeni bir sosyolojik sürecin habercisi.
ORTAK KÜLTÜREL REFERANSLARI AZALTIYOR
Günümüzde aynı evde yaşayan aile bireylerinin, sosyal medya algoritmaları nedeniyle aynı olaylara bambaşka pencerelerden bakması sizce yeni bir sosyolojik olgu olduğuna vurgu yapan Sosyolog Sadık Aktaş, “Aynı evde yaşayan bireyler artık aynı fiziksel mekânı paylaşsalar da algoritmalar sayesinde farklı bilgi evrenlerinde yaşıyor. Bu da ortak gerçeklik algısının parçalanmasına neden oluyor. Bizi bir arada tutan toplumsal doku kaygan ve esnek hale geliyor” diye konuştu. Geçmişte aileyi ortak medya ve ortak gündem bir arada tutarken, bugün herkes kendi dijital akışı içinde farklı içeriklerle karşılaştığını belirten Sosyolog Aktaş, “Bu durum ortak kültürel referansları azaltıyor ve aile içindeki ortak sohbet alanlarını daraltıyor. Bir anlamda farklılıklar artarken anlama kapasitesi değişiyor. Aynı konularda bile uzlaşamaz hale geliyoruz. Milyonlarca algoritma verisi bizi etkilerken her bireyde yaşanan gerçeklik algısı da değişiyor” dedi.
AİLE İÇİ ORTAK DEĞER ÜRETİMİ AZALIR
Aynı çatı altında yaşayan ancak farklı dijital gerçekliklerde bulunan bireylerin çoğalması, aile içi iletişim ve kuşaklar arası ilişkiler üzerinde nasıl bir değişim yarattığını açıklayan Sosyolog Aktaş, “Farklı dijital gerçeklikler, aile bireylerinin birbirini anlamasını zorlaştırabiliyor. Özellikle kuşaklar arasında sadece yaş farkı değil, algoritmaların oluşturduğu farklı dünya algıları da iletişim sorunlarını artırabiliyor. Bu çatışma zeminine dönüşme potansiyeli de taşıyor” ifadelerini kullandı. Algoritmaların şekillendirdiği bu yeni iletişim düzeninin gelecekte aile yapısı ve toplumsal dayanışma açısından nasıl sonuçlar doğurabileceği üzerine öngörülerini de paylaşan Sosyolog Aktaş, “Bu eğilim devam ederse aile içinde ortak değer üretimi ve toplumsal dayanışma zayıflayabilir. Bu nedenle algoritmaların aile ilişkileri üzerindeki etkisini inceleyen yeni bir aile sosyolojisi yaklaşımından söz etmek mümkündür. Bu yaklaşım, dijital çağın aileyi nasıl dönüştürdüğünü anlamak açısından önem taşımaktadır” değerlendirmelerinde bulundu.
ALGORİTMALAR GÖZETLİYOR
Yaşar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü Öğretim Üyesi Doç.Dr. Ferah Onat, aynı olayı farklı kişilerin tamamen farklı şekillerde görmesinin temel nedeni nedenlerini anlattı. Algoritmik sistem, işinin ilgi duyup zaman geçirdiği içeriklere göre içerik gösteren bir yapıya sahip olduğunu söyleyen Doç.Dr. Onat, “Ancak sistem bölgeye, trendlere, yaşa, cinsiyete ve ilgi alanlarına göre içerik değişiklik gösterebiliyor. Sosyal medya platformunun aldığı reklamlar yanında platformun etkilendiği politik yapı da içerik türlerini değiştirebiliyor” dedi. Bugün aynı evde yaşayan aile bireylerinin her birinin farklı bir dijital dünyada yaşamasının nasıl mümkün olduğunu açıklayan Doç.Dr. Onat, “Algoritmalar kullanıcıların hangi içerikleri, ne zaman ve nasıl tükettiklerini gözlemliyorlar. Ayrıca kullanıcıların sosyal ağlarındaki kişilerin beğenip paylaştığı, yorum yaptığı içerikleri de kullanıcıların önüne daha yoğun olarak getiriyorlar. Bu da yankı odalarının oluşmasına neden oluyor. Ülkelere, coğrafi bölgelere, yaş gruplarına, farklı cinsiyetlere göre şekillenen özel algoritmalar da yaratılıyor. Bunlar bir toplumun iyiliği bazen de kötülüğü için oluşturulmuş algoritmalar olabiliyor. Kullanım süresi arttıkça da bu algoritmalar daha belirgin türde içerikler üzerinde yoğunlaşabiliyor” ifadelerini kullandı.
GERÇEKLİK YENİDEN TANIMLANIYOR
Özellikle bireyler diğer aile fertlerine ne izlediklerini ve onlar hakkında ne düşündüklerini sözlü olarak anlatmadıkça kendi dünyalarına gömülüyorlar” diyen Doç.Dr. Onat, “Buna bir örnek verebilirim. Üniversite öğrencileri ya da lise son sınıf öğrencileri üniversitelerle ilgili ve kariyerle ilgili aralarında konuşurlarken veya bu konularla ilgili içerik izleyip paylaşırken yurtdışı eğitimle ilgili pek çok reklama maruz kalıyorlar. Bunun yanında yurt dışı eğitimini yücelten, yurt dışında yaşamanın güzelliklerini abartarak anlatan pek çok influencer içeriği de karşılarına çıkıyor. Bunları sürekli alımlayan gençlerin yurtdışıyla ilgili kariyer ve iş planı yapmayla ilgili tutumları ve davranış niyetleri ortaya çıkabiliyor. Yaşı büyük olan aile fertleri farklı bir tutuma sahip olunca aile içinde kutuplaşmalar olabiliyor. Aynı durum siyasal tercihlerde de kendini gösteriyor. Bunu birebir yoğun olarak gözlemlediğim için söylüyorum” diye konuştu. Gerçekliğin yeniden tanımlandığı bir dönemde olduğumuza dikkat çeken Doç.Dr. Onat, “Değer yargılarına göre gerçeklik algısı ile ilgili tartışabilmek mümkündür, gerçeklikle ilgili felsefi pek çok tartışma var ve pozitif bilimlerde gözlenen fiziksel gerçeklik başka bir şey (suyun00 derecede kaynayıp 0 derecede donması gibi) sosyal ortamdaki gerçeklik maalesef kişilere göre değişip güçlü olanın yönetebildiği bir olgu. Gerçeklik algısını zayıflatmak isteyen güçlülerin gerçeklik algısını günümüz teknolojisiyle zayıflatabilmeleri mümkündür ve de zayıflatabilirler. Bu konudaki tabloyu hiç iyi görmüyorum. Yüz yüze iletişimden koptukça toplumu kaosa götürme potansiyeline sahip bir durum olarak yorumlamak mümkün” dedi.
ORTAK DİLDE İLETİŞİM KURULMALI
Peki aynı evde yaşayan aile bireylerinin, sosyal medya algoritmaları nedeniyle aynı olaylara tamamen farklı anlamlar yüklemesi aile içi iletişimi ve ilişkileri psikolojik açıdan nasıl etkiliyor? Bu soruya yanıt veren Psikolog Ümmü Gülsüm Kaplan ise “Sosyal medya algoritmaları her bireye kendi dijital ayak izine göre içerik sunduğu için, aynı olay hakkında aile üyelerinde bambaşka gerçeklik algıları oluşabiliyor. Fiziksel olarak aynı çatı altında yaşansa da bu durum aile içinde yanlış anlaşılmaları belirgin şekilde artırabiliyor. Farklı gerçekliklere inanan bireyler arasında zamanla güven zedeleniyor ve sağlıklı, ortak bir dilde buluşarak iletişim kurmak oldukça zorlaşıyor” dedi. Algoritmaların, bireylerin farklı görüşlere karşı empati kurmasını veya birbirini anlamasını zorlaştırdığına dikkat çeken Kaplan, son yıllarda dijital içerik tüketiminin aile içi dinamikler ve ilişkiler üzerindeki etkisini çok daha belirgin biçimde gözlemlediklerini belirtti. Kaplan, “Süreç genelde iletişim kopukluğu, sosyal medyadaki yanlış veya yanlı bilgilerden kaynaklanan tartışmalar ve ekran kullanımına bağlı olarak birlikte geçirilen kaliteli zamanın azalması şeklinde kendini gösteriyor. Bu durum, aile bireylerinin birbirine ayırdığı duygusal alanı daraltıyor” diye konuştu.
BİREYLERDEKİ YANLIZLIK HİSSİ ARTABİLİR
Bu durumun uzun vadede devam etmesi iletişim ve ruh sağlığı açısından doğuracağı sorunlara değinen Kaplan, “Fiziksel olarak aynı ortamda bulunmak, ne yazık ki her zaman duygusal bir yakınlık anlamına gelmiyor. Bireylerin aynı evde fakat farklı dijital evrenlerde yaşaması; uzun vadede ortak paylaşımların azalmasına, aidiyet duygusunun zayıflamasına ve aile içi iletişimin yüzeyselleşmesine neden oluyor. Tablo ilerledikçe bireylerdeki yalnızlık hissiyatı artabiliyor. Bu noktada koruyucu ruh sağlığı açısından, dijital kullanım sınırlandırılırken yüz yüze iletişimi ve bağları güçlendirecek ortak aktiviteleri desteklemek büyük önem taşıyor” değerlendirmelerinde bulundu.