ÇEVRE

Türkeş’ten orman yangınları için kritik risk uyarısı

Orman yangınlarında riskin yalnızca sıcaklıkla açıklanamayacağını belirten Prof. Dr. Murat Türkeş, kuraklık, düşük nem, kuru bitki örtüsü ve güçlü rüzgarların yanı sıra ormanlarla yerleşimlerin iç içe geçmesinin yangınların afete dönüşme riskini artırdığını söyledi

Akdeniz Havzası ve Türkiye’de tarihsel olarak doğal ekolojik süreçlerin bir parçası olan orman yangınları, iklim değişikliği ve insan faaliyetleriyle birlikte giderek daha büyük toplumsal, ekonomik ve ekolojik sonuçlar doğuran afetlere dönüşüyor.

Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (iklimBU) Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş Türkiye’nin değişen yangın rejimine ilişkin değerlendirmesinde, yangın riskinin yalnızca hava sıcaklığı üzerinden ele alınmasının eksik kalacağını belirtti. Aşırı yüksek hava sıcaklıkları ve sıcak hava dalgalarının yanı sıra meteorolojik ve tarımsal kuraklık, düşük bağıl nem, yüksek buhar basıncı açığı (VPD), kuruyan bitki örtüsü, fazla kuru yakıt yükü ve güçlü rüzgarların yangın tehlikesini artırdığını belirten Türkeş, bu koşulların yanıcı maddelerin nemini azaltarak yangınların başlamasını, hızla yayılmasını ve yüksek şiddette yanmasını kolaylaştırdığını ifade etti. İklim değişikliğiyle sıcak hava dalgalarının sıklaşması, kurak dönemlerin uzaması ve atmosferin kurutma gücünün artmasının Türkiye’nin birçok bölgesinde yangın havası koşullarını daha elverişli hale getirdiğini belirten Türkeş, “Orman yangınları yalnızca bir ateş olayı değil; iklim sistemi, ekosistemler ve insan etkinlikleri arasındaki etkileşimlerden kaynaklanan çok boyutlu bir afet riski problemidir” dedi.

YANGIN RİSKİNİ SICAKLIK TEK BAŞINA BELİRLEMİYOR

Orman yangınları Akdeniz Havzası’nın ve Türkiye’nin doğal ekolojik süreçlerinin tarihsel bir bileşeni olsa da son yıllarda yaşanan büyük yangınların yalnızca doğal olaylar olarak değerlendirilemeyeceğini belirten Türkeş, iklim değişikliği ve insan etkinlikleriyle birlikte yangın riskinin de değiştiğini söyledi. Günümüz afet bilimine göre yangınların afete dönüşmesinde tehlike, maruziyet ve etkilenebilirlik bileşenlerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Orman yangınlarında tehlikeyi oluşturan başlıca süreçlerin aşırı sıcaklıklar, sıcak hava dalgaları, meteorolojik ve tarımsal kuraklık, düşük bağıl nem, yüksek buhar basıncı açığı (VPD), kuruyan bitki örtüsü, kuru yakıt yükü ve güçlü rüzgarlar olduğunu belirten Türkeş, bu koşulların yanıcı maddelerin nemini azaltarak yangının başlamasını, yayılmasını ve yüksek şiddette yanmasını kolaylaştırdığını ifade etti. İklim değişikliğiyle sıcak hava dalgalarının sıklaşması, kurak dönemlerin uzaması ve atmosferik kurutma gücünün artmasının Türkiye’de yangın havası koşullarını daha elverişli hale getirdiğini söyledi.

TÜRKİYE’DE RÜZGARLAR KRİTİK ROL OYNUYOR

Türkiye’nin yangın klimatolojisinde rüzgarın özel bir öneme sahip olduğunu belirten Türkeş, Batı Karadeniz Havzası üzerinden Marmara ve Ege’ye yönelen Poyraz rüzgarları ile Batı ve İç Anadolu’dan Güneybatı Anadolu ve Akdeniz kıyılarına doğru alçalırken adyabatik olarak ısınan çok sıcak ve çok kuru kuzeyli-kuzeydoğulu fön rüzgarlarının yangın davranışını şekillendiren kritik atmosferik düzenekler olduğunu söyledi. Bu rüzgar sistemlerinin yalnızca alevlerin ilerleme hızını artırmadığını belirten Türkeş, aynı zamanda sıcaklığı yükseltip nemi düşürerek yakıt kuruluğunu şiddetlendirdiğini ifade etti. Ani hız artışları ve yön değişiklikleri gösteren hamleli rüzgarların da yangınların kısa sürede yüksek enerjili olaylara dönüşmesine zemin hazırladığını belirten Türkeş, Türkiye’de yangın riskinin değerlendirilmesinde meteorolojik koşulların birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı.

ORMANLA YERLEŞİMİN İÇ İÇE GEÇMESİ RİSKİ ARTIRIYOR

Yangın riskinin yalnızca iklimsel tehlikelerle açıklanamayacağını belirten Türkeş, orman alanlarıyla yerleşimlerin iç içe geçmesi, turizm ve rekreasyon faaliyetlerinin genişlemesi ile enerji ve ulaşım altyapılarının ormanlarla daha fazla kesişmesinin maruziyeti artırdığını söyledi. Özellikle orman-yerleşim-insan etkinlikleri ara yüzlerinin (Wildland–Urban Interface-WUI) yangın riskinin hızla büyüdüğü alanlara dönüştüğünü ifade etti. Etkilenebilirlik açısından ise ekosistem bozulması, orman parçalanması, yüksek yakıt yükleri, sürdürülebilir olmayan arazi kullanımı, yetersiz izleme ve erken uyarı sistemleri ile hazırlık kapasitesindeki eksikliklerin belirleyici olduğunu belirten Türkeş, aynı meteorolojik koşullardaki yangınların farklı bölgelerde çok farklı toplumsal ve çevresel sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti. Yangınların afete dönüşmesini önlemenin yalnızca söndürme kapasitesini artırmaktan geçmediğini vurgulayan Türkeş, tehlikenin azaltılması, maruziyetin yönetilmesi, etkilenebilirliğin düşürülmesi ve direngenliğin artırılması gerektiğini söyledi. Risk temelli ve bütünleşik afet yönetimi, erken uyarı sistemleri, ekosistem temelli uyum uygulamaları, yangına duyarlı arazi kullanım planlaması ile toplumun hazırlık ve ilk müdahale kapasitesinin güçlendirilmesinin Türkiye’nin değişen yangın rejimine uyum sağlamasında temel koşullar olduğunu ifade etti.