Milli Eğitim Bakanlığınca (MEB) Liselere Geçiş Sistemi (LGS) kapsamındaki merkezi sınav sonuçlarının açıklanmasının ardından başlayan tercih sürecinde eğitim uzmanları ve akademisyenler, ailelere önemli uyarılarda bulundu. Uzmanlar, lise tercihinde yalnızca okulun taban puanı ya da başarı sıralamasına odaklanılmaması gerektiğini, öğrencinin ilgi alanları, yetenekleri ve kişisel özelliklerinin de mutlaka dikkate alınması gerektiğini belirtti.
DOÇ. DR. METİN KOCATÜRK: ÇOCUĞUN DEĞERİNİ SINAV SONUCU BELİRLEMEZ
İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Metin Kocatürk, ailelerin öncelikle sınav sonucunu çocuğun değerini belirleyen bir ölçüt olarak görmemesi gerektiğini söyledi. Velilerin ilk tepkilerinde eleştiri, kıyaslama ve hayal kırıklığı içeren ifadelerden kaçınması gerektiğini belirten Kocatürk, lise tercihinde sadece puan ve okulun başarı sıralamasının değil, öğrencinin ilgi duyduğu dersler, öğrenme biçimi, sosyal ihtiyaçları ve geleceğe yönelik eğilimlerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Kocatürk, “Okulun akademik programı, yabancı dil olanakları, sosyal etkinlikleri, ulaşım koşulları ve öğrenci profili çocukla birlikte incelenmelidir. Tercih sürecinde okul psikolojik danışmanlarının görüşünden yararlanılması, öğrencinin güçlü yönlerini daha gerçekçi biçimde görmesine yardımcı olur” dedi.

"LİSE TERCİHİ GELECEĞİ TEK BAŞINA BELİRLEMEZ"
Doç. Dr. Metin Kocatürk, lise tercihinin geri dönüşü olmayan tek bir karar olarak görülmemesi gerektiğini belirterek şunları söyledi: "Bir öğrencinin geleceğini yalnızca okulun adı değil, çalışma alışkanlıkları, sosyal ilişkileri, kendini geliştirme çabası ve karşısına çıkan fırsatları nasıl değerlendirdiği belirler. Aileler ve eğitimciler, felaketleştirici ifadeler yerine farklı okullarda da başarılı ve mutlu olunabileceğini somut örneklerle açıklamalıdır. Tercih listesi oluşturulurken öğrenciye seçenekler sunulması ve karar sürecine aktif olarak katılması, kontrol duygusunu artırarak kaygısını azaltır." Kocatürk, öğrencinin yalnızca akademik başarısına değil; sanat, spor, yabancı dil, teknoloji ve sosyal alanlardaki ilgilerinin de değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
"'DAHA FAZLA ÇALIŞSAYDIN BÖYLE OLMAZDI' TEPKİSİ KAYGIYI ARTIRIR"
Eğitim Uzmanı Banu Yapıcı, ailelerin sınav sonucunu çocuklarının kişiliği ve değeriyle özdeşleştirmemesi gerektiğini söyledi. Yapıcı, sınav puanının öğrencinin zekâsını, yeteneğini ya da gelecekteki başarısını tek başına göstermediğini belirterek, başka öğrencilerle kıyaslama yapılmasının veya "Daha fazla çalışsaydın böyle olmazdı" şeklindeki ifadelerin öğrencinin kaygısını artırdığına dikkat çekti. Ailelerin çocuklarına destekleyici yaklaşması gerektiğini ifade eden Yapıcı, "Sonucun ne olursa olsun senin yanındayız. Şimdi birlikte, senin için en doğru yolu belirleyeceğiz." yaklaşımının daha sağlıklı olacağını söyledi.

"TERCİH SÜRECİNİN ÖZNESİ ÖĞRENCİ OLMALI"
Eğitim Uzmanı Banu Yapıcı, tercih döneminin yalnızca bir okula yerleşme süreci olarak görülmemesi gerektiğini belirterek şu değerlendirmede bulundu: "Tercih süreci, öğrenciyi bir okulun puanına yerleştirme işlemi olarak görülmemelidir. Asıl amaç, öğrenciyi gelişebileceği doğru eğitim ortamıyla buluşturmaktır. Milli Eğitim Bakanlığının tercih bilgilendirme kılavuzu da tercih sürecinde öğrencinin akademik durumu, ilgi alanları, sosyal özellikleri ve gelecek beklentilerinin bütüncül biçimde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bu değerlendirme yapılırken üç temel soru sorulmalıdır. Öğrenci neyi yapmaktan hoşlanıyor? Fen bilimleri, teknoloji, yabancı dil, sanat, spor, sosyal bilimler veya üretim temelli çalışmalar arasında hangi alanlara doğal bir merak duyuyor? Hangi ortamda daha iyi gelişiyor? Burada yalnızca öğrencinin 'Hangi mesleği istediğine' bakmak yeterli değildir. On dört yaşındaki bir öğrencinin meslek kararının zaman içinde değişmesi doğaldır. Bu nedenle öğrencinin tek bir mesleğe yönlendirilmesi yerine ilgi ve yeteneklerini keşfedebileceği zengin bir lise ortamı seçilmelidir." Yapıcı, anne ve babaların rehberlik etmesi gerektiğini ancak öğrencinin yerine karar vermemesi gerektiğini de vurguladı.
GÜLCAN ÖNCEL: YALNIZCA PUANA GÖRE TERCİH YAPILMAMALI
Eğitim ve Pedagoji Danışmanı Gülcan Öncel de LGS sonucunun hiçbir çocuğun değerini belirlemediğini belirterek, tercih döneminde her öğrencinin bireysel özelliklerinin dikkate alınması gerektiğini söyledi. Öncel, "Bazı öğrenciler rekabet ortamında motive olurken bazıları daha sakin ve destekleyici bir ortamda kendini gösterebilir. Bu nedenle tercih yaparken yalnızca puana değil, öğrencinin ilgi alanlarına, güçlü yönlerine, sosyal yapısına ve gelecekte nasıl bir yaşam hayal ettiğine de bakmak gerekiyor" dedi.
"BUGÜN VAR OLAN BİRÇOK MESLEK DÖNÜŞÜYOR"
Sınav sonucundan memnun olmayan ailelerin ve öğrencilerin öz güveni zedeleyici tutumlardan uzak durması gerektiğini belirten Eğitim ve Pedagoji Danışmanı Gülcan Öncel, değişen dünyaya uyum sağlayabilen bireyler yetiştirmenin önemine dikkat çekerek şunları söyledi: "Ezber bilgi kadar, merak eden, araştıran, öğrenmeyi seven, problem çözebilen ve değişime uyum sağlayabilen bireyler yetiştirmek çok daha önemli hale geldi. Bence geleceğin en güçlü becerisi, öğrenmeye devam edebilmek. Çünkü bugün var olan birçok meslek dönüşüyor, yenileri ortaya çıkıyor ama öğrenmeyi bilen bireyler, bu değişime çok daha kolay uyum sağlayabiliyor."
0 Yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Bir Yorum Bırakın