BERKAY ERDEN / ÖZEL HABER - Türkiye’de her yıl milyonlarca öğrencinin geleceğini belirleyen Liselere Geçiş Sistemi (LGS) ve Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS), bu yıl da yoğun rekabet ve kaygı atmosferi içinde gerçekleşti. Yaklaşık 1 milyon öğrencinin katıldığı LGS ile 2 milyona yakın adayın başvurduğu YKS sonrası eğitim sistemine yönelik tartışmalar yeniden gündeme gelirken, Veli-Der İzmir Şube Başkanı Necati Kalafat sınav merkezli yapının çocuklar ve aileler üzerinde ciddi bir baskı yarattığını söyledi. Eğitimin giderek ekonomik gücü olanların avantaj sağladığı bir sisteme dönüştüğünü belirten Kalafat, “Çocukların bütün geleceği birkaç saatlik sınava bağlanıyor. Bu pedagojik değil, doğrudan bir eleme sistemi” ifadelerini kullandı.

DERECE YAPAMAYAN MESLEĞİNİ YAPAMIYOR
Lise ve yükseköğretim için milyonlarca öğrencinin sınava girdiğini ancak sadece çok düşük sayıdaki öğrencinin iyi okullara yerleşebildiğini söyleyen Kalafat, “Öğrenci merkezli baktığımızda çocuklarımız bizim en kıymetli değerlerimiz. Dolayısıyla onlar için önemli olan her şey bizim için de önemli. Ama bugün geldiğimiz noktada sınav kazanma ve kazandırma üzerine büyük bir sektör oluşmuş durumda. Eğitim sisteminin içinde olan çocuklar, gençler, veliler ve öğretmenler bunu çok iyi biliyor. Türkiye’de milyonlarca insan bu sınavlara giriyor. Örneğin YKS’ye 2 milyona yakın öğrenci başvurdu. Ancak bu öğrencilerin içerisinden mezun olduğunda tanımlı bir mesleğe sahip olup istihdama yönelik bir hayat kurabilenlerin oranı oldukça düşük. İlk 30 bine giren öğrencileri ayırırsanız iş bulma ihtimali ciddi şekilde azalıyor. Artık insanlar üniversitede okudukları alandan mezun olduklarında kendi alanlarında iş bulmakta zorlanıyorlar. İlk 20 bine girip iyi tıp fakülteleri, iyi mühendislikler ya da güçlü hukuk fakülteleri kazanamadığınızda mezuniyet sonrası çoğu zaman farklı iş alanlarına yönelmek zorunda kalıyorsunuz. Öğretmen olarak yetiştirilen gençlerde de tablo farklı değil. Kamuda öğretmen olarak atanabilenlerin oranı çok düşük. 40 öğrenciden ancak biri ya da ikisi öğretmenlik yapabiliyor. Diğerleri özel okullarda, dershanelerde düşük ücretlerle ve yıllık sözleşmelerle çalışmaya uğraşıyor ya da tamamen başka sektörlere yöneliyor” dedi.

MESEM’LERE YÖNLENDİRİLİYOR
Eğitim sisteminin sınav odaklı olduğunu ve sınav başarısının ise ekonomik bir sektöre dönüştüğünü ifade eden Kalafat, “Böylesine acımasız bir sistemin içinde çocukların önüne tek seçenek olarak sınavın konulması, çocuklarda ciddi kaygı ve anksiyete yaratıyor. Dün de gördük; daha 14 yaşındaki çocuklar ‘Sınava geç kaldım’, ‘Kötü geçti’ diye ağlayarak sınavdan çıktı. Bütün geleceğini iki saatlik bir sınava bağlayan çocuklar var. Veliler de çaresizlik içinde onların hayatlarını takip ediyor. Bu gerçekten çok ağır bir tablo. Bir çocuğun 8-9 yıllık eğitim hayatını 2 saatlik bir sınavla ölçmeye çalışmak ve bunun dışında başka seçenek bırakmamak eğitim sistemimizin en büyük yaralarından biri. Üstelik bunun etrafında büyük bir ekonomik sektör oluşmuş durumda. İyi okullara girebilmek için ailelerin çok ciddi paralar harcaması gerekiyor. Çocukların yıllarca dershaneye gitmesi, özel ders alması bekleniyor. Parası olmayan çocuklar bu imkanlara ulaşamayınca sistem giderek sadece maddi gücü olanların daha iyi eğitim alabildiği bir yapıya dönüşüyor. Diğer çocuklar ne oluyor? MESEM’lere yönlendiriliyorlar. Meslek lisesine gidip ardından daha 15-16 yaşında, haftanın dört günü düşük ücretlerle ucuz iş gücü olarak çalışmaya başlıyorlar. Eğitim adı altında hayatın içine erken yaşta emekçi olarak dahil ediliyorlar. Biz çocuklarımızın bu sınavları hayatlarının merkezine koymamasını istiyoruz. Velilerimize de çağrımız bu yönde. Örneğin İzmir’de sınavla öğrenci alan okulların büyük kısmı yüzde 1 ile yüzde 2,5’lik dilimlerden öğrenci alıyor. Yani 100 çocuktan sadece 2 ya da 3’ü bu okullara yerleşebiliyor. Bu durumda bir veli olarak şunu görmek gerekiyor: 97 çocuk bu okulları kazanamayacak. Bu yüzden sınavları çocukların gözünde büyütmemek gerekiyor” diye konuştu.

YANLIŞ YAPINCA DOĞRUNUZ BİLE GİDİYOR
Sınav sisteminin çocuklar ve ebeveynler üzerinde baskı kurduğunu ancak sınavların hayatı ölçmek için yeterli olmadığını vurgulayan Kalafat, “Esas mesele, çocuklara eğitim sürecinin sonunda iş bulabilecekleri mesleki yeterliliği kazandırabilmek. Baskıyı çocukların üzerine değil, sistemin eksiklerine yöneltmek gerekiyor. Çünkü sınavdan başarısız çıktığı için 14 yaşındaki bir çocuğa başarısızlık duygusu yüklemeye kimsenin hakkı yok. Hayat sadece sınavdan ibaret değil. Herkes kendi 14 yaşını düşünsün; o yaşta kurduğu hayallerle bugün geldiği yer arasında ne kadar fark var. İnsan hayatı çok hızlı değişiyor. Biz hep şu örneği veriyoruz: Dışarı çıktığınızda A sokağından da gitseniz B sokağından da gitseniz bir yere varabilirsiniz. Ama sınav sistemi çocuklara tek bir doğru olduğunu söylüyor. 4 şıklı, 5 şıklı sorularla hayat ölçülmeye çalışılıyor. Oysa gerçek hayatta yanlış gibi görünen yollar bile insanı doğru yere götürebilir. Bizim sınav sistemimizde ise bir yanlış yaptığınızda doğrunuz bile gidiyor. Bu pedagojik bir yaklaşım değil; bu bir eleme sistemi. Üstelik maddi gücü olanların avantajlı olduğu bir eleme sistemi. Bu yüzden velilere ve çocuklara daha rahat olmalarını öneriyoruz. Sınav bir gerçekliktir ama hayatın tamamı değildir. Çocuklar sınava kaygıyla değil, daha doğal bir ruh haliyle girdiklerinde çok daha başarılı olacaklardır. Asıl önemli olan; okumak, yazmak, düşündüğünü ifade edebilmek, sorgulamak ve haksızlıklara karşı durabilmektir. Bunları başarabilen çocuklar, sınav netlerinden çok daha değerli kazanımlar elde ederler. Dünya ölçeğinde daha güçlü bireyler olurlar ve eğitimlerini sürdürme ya da iş bulma ihtimalleri de artar” ifadelerini aktardı.

SERMAYENİN İHTİYACINA GÖRE ŞEKİLLENİYOR
Eğitim sisteminin istihdama yönelik düzenlemesi gerektiğini ancak tüm dünyada sermaye odaklı bir sistem oluştuğunu aktaran Kalafat, açıklamalarını şu sözlerle bitirdi: “Bugün dünyada neoliberal politikalarla birlikte insan merkezli değil, ucuz iş gücü odaklı bir düzen kurulmuş durumda. Eskiden Finlandiya, Almanya gibi sosyal devlet anlayışının güçlü olduğu ülkelerin eğitim modelleri örnek alınırdı. Ancak artık dünya daha çok sermayenin ihtiyaçlarına göre şekilleniyor. İnsanların, gençlerin ve çocukların değerinden çok büyük şirketlerin karı önceleniyor. Bununla birlikte özellikle Kuzey Avrupa ülkelerinde hâlâ daha çocuk merkezli ve sınav baskısının daha az olduğu sistemler var. Örneğin Finlandiya’da bir temizlik görevlisi, bir doktor ya da sanatçı da temel yaşam koşullarını sağlayabilecek bir gelir elde edebiliyor. Bu nedenle çocuklar sadece para kazanmak için değil, gerçekten istedikleri meslekleri seçebiliyorlar. Türkiye’de ise durum farklı. Eğer sınavda çok yüksek başarı elde edip belirli bölümlere girebilirseniz ekonomik olarak rahatlama şansınız oluyor. Ama daha standart bölümlerde okuyan gençler mezun olduklarında ciddi istihdam sorunlarıyla karşılaşıyorlar. O yüzden eğitim sisteminin istihdama yönelik olması gerekiyor. Çocukların temel yaşam ihtiyaçlarını düşünmeden yaşayabilecekleri koşullar sağlanmalı ki sınava sadece daha iyi olmak, akademik gelişim sağlamak için girsinler. Bugün Türkiye’de ilk 20 bine girebilenler sistem içinde daha rahat ilerleyebiliyor. Giremeyen çok sayıda genç ise yıllarca okuyup işsiz kalan bir kuşağın parçası haline geliyor. Bu nedenle Finlandiya, Norveç ve geçmiş dönem Almanya örneklerinde olduğu gibi çocuk merkezli, istihdam odaklı eğitim modellerinin önemli olduğunu düşünüyoruz.”
0 Yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Bir Yorum Bırakın