KEMAL ÖZKURT – ÖZEL HABER - Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu’nun Mart 2026 tarihli “Halkın Enflasyonu” araştırması, gıda fiyatlarındaki sert yükselişi gözler önüne serdi. Verilere göre; Mart ayında açlık sınırı bir önceki aya göre 1.856 lira artarak 35 bin 819 liraya yükseldi. Bu rakamla birlikte, 28 bin 075 lira olan asgari ücret, açlık sınırının tam 7 bin 744 lira altında kalmış oldu. Temel ihtiyaçların tamamını kapsayan yoksulluk sınırı ise 3 bin liralık artışla 107 bin liraya dayandı.Yaşanan bu artışı değerlendirenEkonomist Dr. Ayhan Bülent Toptaş, enflasyon hedeflerinin hızla geçerliliğini yitirdiğini, enerji ve tarım girdilerindeki sert artışın ekonomide yeni bir şok dalgası yarattığını belirterek mevcut politikalarla 2026’nın kaybedilmek üzere olduğu uyarısında bulundu. Jeopolitik gerilimlerin enerji maliyetleri üzerinden gıda fiyatlarını daha da yukarı çekeceğine dikkat çeken Toptaş, bu sürecin açlık sınırının önümüzdeki dönemde daha da yükselmesini kaçınılmaz hale getirebileceğini ifade etti. İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği Başkanı Nesibe Gençer ise gıda fiyatlarındaki artışın dar gelirli kesimleri daha da yoksullaştırdığını, mevcut tabloyla birlikte halkın her geçen gün daha derin bir geçim kriziyle yüz yüze kaldığını ifade etti.
VATANDAŞ AÇLIĞA DAYANIKLILIK TESTİNDE
Mutfaktaki yangın sadece açlık sınırıyla sınırlı kalmadı; temel ihtiyaçların tamamını kapsayan yoksulluk sınırı da 3 bin liralık artışla 107 bin liraya dayandı. Emekliler için durum daha da vahim bir hal alırken; en düşük emekli aylığı, açlık sınırının 15 bin 819 lira gerisinde kaldı. Araştırmaya göre halkın en çok tükettiği 64 temel gıda maddesindeki fiyat artışı Mart ayında yüzde 8 olarak gerçekleşti. Yılın henüz başında olunmasına rağmen gıda enflasyonu ilk iki ayda yüzde 20’yi aşarken, son bir yıllık artış oranı ise yüzde 57 olarak kayıtlara geçti.
2026 KAYBEDİLMEK ÜZERE
Toptaş, Ocak ve Şubat verilerinin ardından önümüzdeki aylarda da mutfaktaki yangının sönmeyeceğini, aksine yeni bir şok dalgasının kapıda olduğunu vurguladı. Enflasyon raporundaki “60 dolarlık petrol” varsayımının savaşın patlamasıyla tamamen çöktüğünü belirten Toptaş, “Petrol, üre ve petrokimya ürünlerindeki fiyat patlaması ekonomide ağır bir şok yaratıyor. Yıl başında yüzde 16 olarak açıklanan enflasyon hedefi, Ocak ortasında yüzde 23’e revize edilmişti; ancak gelinen noktada tahminler yüzde 25 barajını da aşmış durumda. Bu rakamlar kağıt üzerinde kalsa da, sahada dar gelirli ve sabit gelirli insanların cebinden her gün parça parça aşınıyor. Sadece para politikasıyla, talebi kısarak bu yangını söndüremezsiniz. Arz tarafını, özellikle tarımı ayağa kaldıracak yapısal reformlar yapılmadığı sürece 2026 yılı şimdiden kaybedilmek üzeredir. Yapısal adımlar atılmıyor, 2026 şu an kaybedilmek üzere izlenimi yaratıyor; bu yıl da maalesef gitti gibi gözüküyor” dedi.
GERİLİMLER DAHA YUKARI TAŞIYACAK
İsrail, ABD ve İran arasındaki gerilimin Türkiye ekonomisi üzerinde ağır bir şok yarattığını ifade eden Topbaş, enerji ve tarım girdilerindeki artışın doğrudan mutfağa yansıyacağı uyarısında bulundu. Tarım politikalarındaki karmaşa ve köylerin boşalması nedeniyle gıda arzında büyük sorunlar yaşandığını vurgulayan Topbaş, “Petrol fiyatlarındaki artış tüm gıda ürünlerini ve nakliyeyi etkiliyor. Üre ve gübre gibi temel girdilerin fiyatı patlamış durumda. Gıdaya yönelik özel bir çalışma yapılmadığı sürece bu tablo, açlık sınırının asgari ücretin çok daha üzerine çıkmasına neden olacak. Ekonomi yönetiminden beklenen performans gelmiyor; sanayici faiz artışı korkusuyla, dar gelirli ise sürekli aşınan geliriyle baş başa bırakılmış durumda” ifadelerini kullandı.
YENİ BİR ENFLASYON TSUNAMİSİ
Gıda fiyatlarındaki artışın hem ülkeye özgü yanlış politikalar hem de savaş kaynaklı enerji maliyetleriyle birleştiğini belirten Gençer, “Türkiye’nin yeni bir enflasyon tsunamisine girme tehlikesi her geçen gün artıyor. İktidarın yanlış politikaları yüzünden sürüklendiğimiz bu yüksek enflasyon süreci, gıda fiyatları aracılığıyla ücretliler, dar gelirliler ve yoksullara ağır bir fatura çıkarıyor. Alım gücümüz eriyor, yoksulluk derinleşiyor. Şubat 2026 itibarıyla açlık sınırı en iyimser tahminle 35 bin 819 TL, yoksulluk sınırı ise yaklaşık 107 bin TL oldu. Bu tablo karşısında emekliler, asgari ücretliler ve işsizlik cehenneminde yaşayan insanlarımızın acı gerçeği artık sadece ‘açlığa dayanıklı olmaktan’ geçiyor” dedi.
EMEKLİ BAYRAM HARÇLIĞINI UNUTTU
Mutfaktaki yangının sorumlusunun insani değer taşımayan kâr hırsı ve sermaye düzeni olduğunu vurgulayan Nesibe Gençer, “Rakamları az göstermek, emeklinin ve asgari ücretlinin maaşından, boğazından, eğitiminden hırsızlık yapmaktır. Ev kiralarının en ucuzu 20 bin lira olmuşken, emekli maaşı da 20 bin lira. Emeklilerimiz ömürlerinin sonbaharında ucuz otel odalarında huzurevi arıyor; pazar yerlerinde akşam saatlerinde çürük meyve toplayarak hayatını idame ettiriyor. Torunlarına bayram harçlığı verme geleneğini unutan emekli, neredeyse torunundan harçlık alacak duruma geldi. Bu işsizlik ve pahalılık cehenneminden kurtulmanın tek yolu, bu sömürü ve soygun düzenine karşı örgütlü mücadele etmektir. Unutmayalım ki; örgütsüz halk köle halktır, örgütlü halk yenilmez” ifadelerini kullandı.
ASIL SEBEP KARŞILIKSIZ PARA VE İSRAFTIR
Fiyat artışlarının bir sebep değil, yanlış politikaların bir sonucu olduğunu vurgulayan Gençer, “Faiz sebep, enflasyon sonuç” tezinin hayatın gerçeğiyle örtüşmediğini belirtti. Enflasyonun asıl kaynağının karşılıksız para basımı ve devletin lüks harcamaları olduğunu ifade eden Gençer, “Bankamatiklerden çıkan gıcır gıcır yeni banknotlar, paranın değer kaybının en çıplak kanıtıdır. Kağıt para, Merkez Bankası’ndaki altın ve döviz mevcudu kadar değer taşır; ancak bugün üretim yerine israf ve aşırı masraf politikası güdülüyor. Devletin gelirleri lüks harcamalara yetmeyince karşılıksız para piyasaya sürülüyor. Bilinçsiz üretim ve ticaret politikaları yüzünden alım gücümüz eriyor, yoksulluk derinleşiyor. İktidarın bu yanlış tercihlerinin faturası, gıda fiyatları üzerinden dar gelirli ve yoksulun sırtına yükleniyor” diye belirtti.