KEMAL ÖZKURT/ÖZEL HABER / Türkiye ekonomisi 2026 yılının ikinci çeyreğinde yüzde 2,3 büyürken, tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörü yüzde3,3 ile ekonominin en hızlı büyüyen ana faaliyet kolu oldu. Ancak tarımsal girdi maliyetleri yıllık yüzde 32,06 artarken, tarım ürünlerinin üretici fiyatlarındaki artış yüzde8,81’de kaldı. Gübre ve toprak geliştiricilerinde maliyet artışı yüzde 50,99’a ulaşırken, tarımda üretim artmasına rağmen üreticinin artan maliyetler karşısındaki gelir kaybı büyüme rakamlarıyla ters yönde ilerledi. Tarımda üretim hacminin büyüdüğünü ancak çiftçinin gelirinin küçüldüğünü belirten Çiftçi-Sen Genel Örgütlenme Sekreteri Adnan Çobanoğlu, “Bütün girdilerin maliyeti artmasına rağmen ürünlerin tarladaki fiyatı 2-3 yıl öncesinin bile gerisinde. Hemen hemen her ürünün tarladaki satış fiyatı TL bazında artmayı bırakın, geriliyor bile” dedi. Üzüm, incir, zeytin ve domateste tüm girdi maliyetlerinin arttığını belirten Çobanoğlu, “Tarımda yüzde3,3 büyüme var ama üreticiler ‘bizim cebimize para girmiyor’ diyor. Bunun nedeni uygulanan tarım politikalarının üreticiyi korumaktan çok gıda şirketlerinin önünü açmasıdır” diye konuştu. Çobanoğlu, üretici ve tüketicinin zarar gördüğünü, kazananların ise aracılar, tüccarlar, marketler ve şirketler olduğunu söyledi.
ÜRETİM ARTIYOR ÇİFTÇİNİN GELİRİ DÜŞÜYOR
Tarımda büyüme rakamlarının çiftçinin gelirine yansımadığını belirten Çobanoğlu, üretim hacmi artarken üreticinin gelirinin aksine küçüldüğünü söyledi. Çobanoğlu, “TÜİK verilerine baktığımızda tarım, ormancılık ve balıkçılık sektöründe yüzde3,3’lük bir büyüme görülüyor. Ama üretim hacmi büyüyor, çiftçinin geliri aksine küçülüyor. Bütün girdilerin maliyeti artmasına rağmen ürünlerin tarladaki fiyatı 2-3 yıl öncesinin bile gerisinde. Örneğin 2024 yılında kilogramı20-130 TL’ye, 2025 hasat döneminin başlarında00-110 TL’ye alıcı bulan kuru üzüm, bu yıl 80 TL’ye bile zor alıcı buluyor. Yaş üzüm de aynı şekilde geçmiş yılların çok altında. Bu durumda çiftçi nasıl para kazanacak? Sonuçta çiftçi iflasa sürükleniyor” dedi.
TARLA FİYATIYLA MARKET FİYATI AYRILIYOR
Tarımsal ürünlerde üretici ve market fiyatlarının birbirinden ayrılması gerektiğini ifade eden Çobanoğlu, “TÜİK’in açıkladığı tarımsal girdi fiyat endeksinde yüzde 32,06’lık bir artış var. Tarım ÜFE’de ise yüzde8,81’lik bir artış söz konusu. Burada tarım ÜFE ile gıda fiyatlarını birbirinden ayırmak gerekiyor. Tarımsal ürünlerde market fiyatlarıyla tarladaki fiyatları karıştırmamak lazım. TÜİK gıdadaki enflasyonu hesaplarken market fiyatlarını baz alıyor. Tarla fiyatları ise çok farklı. Hemen hemen her ürünün tarladaki satış fiyatı TL bazında artmayı bırakın, geriliyor bile. Market fiyatlarının artmasının sebebi üreticilerin sattığı ürünün fiyatının artması değil, gıdayı ve gıda piyasasını şirketlerin kontrol etmesidir” diye konuştu.
GİRDİ MALİYETLERİ ÜRETİCİYİ SIKIŞTIRIYOR
Üzüm, incir, zeytin ve domates başta olmak üzere tarımsal üretimde bütün girdi maliyetlerinin yükseldiğine dikkat çeken Çobanoğlu, bu durumun üreticinin doğrudan tüketiciye ulaşmasını da zorlaştırdığını belirtti. Çobanoğlu, “Üzümde, incirde, zeytinde, domateste bütün girdi maliyetleri artıyor. Tarım kimyasallarındaki artış yüzde 40-60 arasında değişiyor. Bir yıl içerisinde mazot fiyatı neredeyse yüzde 60 arttı. Bu da üreticilerin ürünlerini yakın pazarlara götürüp doğrudan tüketicilere satmasının önündeki en büyük engellerden biri. Kentlerde sadece üreticilerin katıldığı pazar yerlerinin olmaması, pazaryeri kiralarının yüksek olması da ürünlerin doğrudan tüketiciye ulaşmasını olumsuz etkiliyor. Zararı gıdaya ihtiyaç duyanlarla üreticiler çekiyor; kazananlar ise aracılar, tüccarlar, marketler ve şirketler oluyor” dedi.
İKLİM KRİZİ ÇİFTÇİYİ DAHA ÇOK ZORLUYOR
Tarım politikalarının üreticiyi korumak yerine gıda şirketlerinin önünü açtığını savunan Çobanoğlu, “Tarımda yüzde3,3 büyüme var ama üreticiler ‘bizim cebimize para girmiyor’ diyor. Bunun nedeni uygulanan tarım politikalarının üreticiyi korumaktan çok gıda şirketlerinin önünü açmasıdır. İklim kriziyle birlikte de bu durum daha fazla önem kazanıyor. Büyük tarım şirketleri gerektiğinde seraya geçebiliyor, farklı alanlara yatırım yapabiliyor. Ama borç içerisinde olan çiftçinin böyle bir şansı yok. Devletin iklim krizine karşı önlem alması, madenlerin ve enerji santrallerinin önünü açmak yerine bunların yarattığı tahribatı azaltacak politikalar uygulaması gerekiyor. Özellikle kimyasal madde kullanmayan ya da daha az kullanan üreticilere maddi ve eğitimsel destek verilmesi lazım” diye belirtti.
ÜRETİCİ ÖRGÜTLENMESİ GÜÇLENDİRİLMELİ
Ürün fiyatlarının belirlenmesinde üretici örgütlerinin söz sahibi olması ve kooperatiflerin demokratikleştirilmesi gerektiğini belirten Çobanoğlu, “Ürün fiyatlarının belirlenmesinde çiftçilerin sendikaları da dahil olmak üzere bütün yerel ve genel örgütlerin devreye girmesi gerekiyor. Kooperatiflerin çalışmalarını sınırlandıracak değil, demokratikleştirecek yasalar çıkarılmalı. Geçmişte IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü'nün baskılarıyla ‘15 Günde5 Yasa’ çıkarıldı. TEKEL, şeker fabrikaları, Sümerbank gibi üreticiyi ve ülkenin tarımsal yapısını ilgilendiren birçok yapı özelleştirildi. Kooperatiflerin önleri kesildi, entegre tesisler anonim şirketlere dönüştürüldü, TARİŞBANK’a el konuldu. Bugün üreticinin para kazanabilmesi için örgütlenmesi gerekiyor. Devletin kimyasal girdileri kontrol etmesi, az veya hiç kimyasal kullanmayan çiftçilere maddi ve eğitimsel destekler vermesi gerekiyor. Tüketicilerin de örgütlenerek aracıları kaldıracak şekilde doğrudan üreticilerden ürün alması hem üreticilerin hem tüketicilerin menfaatine olacaktır. Böylece üretici para kazanacak, tüketici de daha sağlıklı ve daha uygun fiyatlı ürüne ulaşacaktır. Örgütlenme ve demokratikleşme bu sorunların panzehiridir” dedi.