- Gündem
- 12.01.2026 10:24
Balda veriler tatlı, gerçekler acı
Türkiye bal üretiminde dünya sıralamasında üst sıralarda yer alırken, İzmirli üretici Devrim Kıyak, sahte bal, yetersiz analizler ve plansız destekler nedeniyle gerçek üreticinin emeğinin değersizleştiğini ifade etti.
- Oluşturulma Tarihi :
- Güncelleme Tarihi :
- Kaynak : HABER MERKEZİ
BERKAY ERDEN / ÖZEL HABER - Bal üretimi konusunda dünyada önde gelen ülkelerden biri olan Türkiye’de bal üretimi giderek artsa da arıcılık yapan üreticinin de dertleri bir o kadar artıyor. Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre dünya genelinde kovan sayısı bakımından Hindistan ve Çin’in arkasından üçüncü, bal üretimi konusunda ise Çin’den sonra ikinci sırada yer alan Türkiye’de arıcılar değişen iklim koşulları, doğal afetler ve yetersiz kamu desteği nedeniyle zor zamanlar geçiriyor. Bakanlığın verilerine göre ürettiği 3 bin 626 ton bal ile Türkiye’de 6’ncı sırada yer alan İzmir’de arıcılık yapan Devrim Kıyak, üretim aşamasında bütüncül bir yaklaşım izlenmediğini söyledi. Kovanları taşıyacak yer bulmak konusunda da sıkıntılar yaşadıklarını belirten Kıyak, buldukları yerlerde de kendilerine yeterli konaklama süresi tanınmadığını dile getirdi. Sahte bal ile mücadele ve kalite testleri konusunda yeterli çabanın sarf edilmediğini vurgulayan Kıyak, 2024 yazında Çeşme’deki yangında gördükleri zararın yaralarını da kendilerinin sardığını ifade etti.

BİREYSEL ÇABALAR YETERSİZ
Arıcılıkta üreticilerin bireysel çabalarının sorunları çözemeyeceğini söyleyen Kıyak, Avrupa’da ilaçlamaların arıcı birlikleri tarafından koordineli şekilde yapıldığını aktardı. İklim koşullarının da üretimi etkilediğini belirten Kıyak, “İklim koşullarının mevsim normallerinin dışında seyretmesi arı popülasyonunu ciddi şekilde etkiliyor. Doğadaki denge bozulduğunda bundan ilk etkilenen canlı arılar oluyor. Arılar kış uykusuna ve salkıma sağlıklı şekilde geçemiyor, bu da dirençlerinin düşmesine neden oluyor. Ancak asıl sorun, arıcılık alanında merkezi ve bütüncül bir çalışmanın olmaması. Herkes kendi başına hareket ediyor, ortak projeler ve standartlar yok. Avrupa’da kış sezonunda ilaçlamalar tüm arıcı birlikleri tarafından aynı dönemde ve aynı ilaçlarla yapılıyor. Bu uygulama hastalıklarla mücadelede çok ciddi fayda sağlıyor. Türkiye’de ise bir arıcı ilaçlama yaparken diğeri yapmıyor, biri farklı ilaç kullanıyor, diğeri daha güçlü bir ilaç tercih ediyor. Bu durum özellikle Varroa parazitiyle mücadeleyi etkisiz hale getiriyor. Bir arılıkta temizlik sağlansa bile, aynı sahayı kullanan başka arılıklardan yeniden bulaşma oluyor. Diğer arı hastalıklarında da benzer bir tablo var. Standart olmadığı için bireysel çabalar yeterli olmuyor ve sonuç alınamıyor” dedi.

ARIYA FIRSAT TANINMIYOR
Kovanların konaklayacağı yer bulmakta zorlandıklarını ifade eden Kıyak, buldukları araziye ulaşmakta ve orada yeterli süre kalmakta da sıkıntılar yaşadıklarını aktardı. Yangın gibi afetlerde uğradıkları zararları da kendilerinin karşılamak zorunda kaldıklarını dile getiren Kıyak, “Bal üretiminde kovanları koyacağımız yer bulmak konusunda da sıkıntı yaşıyoruz. Arıcılık yönetmeliğine göre hiçbir kamu kurum ve kuruluşu arıcılardan konaklama ücretinin alınmayacağı söyleniyor. Sadece arazi sahiplerine bir ücret ödenmesi söz konusu. Burada şahıslar arıcılardan yüksek ücret talep edebiliyor. Kamu arazilerinin kullanımında ise uyulması gereken çok fazla kural ve kısıtlama var. En yakın kamusal binaya 200 metre dağınık yerleşimli bölgelerde ise en yakın eve 50 metre mesafede olmanız lazım. Trafiğin yoğun olduğu bölgede yoldan en az 200 metre içeride olmanız lazım. Tüm bunlar uygun alan bulmayı zorlaştırdığı gibi uygun alana gitmemizi sağlayacak yollarda da eksiklikler mevcut. İzin aldığınız zaman da arıcıya verilen konaklama süreleri çok kısa. Arı tam iş yapacakken arıyı kaldırın diyorlar. Arıcılar kamudan da yeterli desteği göremiyor maalesef. Çeşme’de 2024 yazında arılarını ve kovanlarını kaybedenler olarak yetkili kurumlardan da herhangi bir destek göremedik. Tüm zararımızı kendimiz karşıladık” ifadelerini aktardı.

SAHTESİ VE GERÇEĞİ YANYANA
Ürünün elde edilmesiyle sorunların bitmediğini belirten Kıyak, pazarda da sahte bal sorunu olduğunu aktardı. Sahte balların engellenmesi için yeterli yaptırımların uygulanmadığını ve kalite kontrolde yeterli testlerin yapılmadığını da aktaran Kıyak, “Ürün tarafında ise piyasa tamamen dengesiz ve bozuk durumda. Arıyı bile görmeden, fabrikasyon yöntemlerle çok düşük maliyetlerle bal üretenler var. Geçen yıl Ankara’da yaşanan ve tarihe geçecek nitelikte olan olayda, merkezde yaklaşık 5 bin ton sahte bal ele geçirildi. Bununla birlikte piyasada çok fazla taklit ve tağşiş ürün var. Bu da gerçek ürününün hak ettiği değeri bulamamasına neden oluyor. Bal satışı konusunda kimlerin, hangi standartlarla satış yapabileceğine dair net bir sistem yok. Oysa akaryakıt ya da ekmek gibi ürünlerde kimlerin üretici ve satıcı olduğu bellidir, standartları vardır. Balda ise herkes ne olduğu belli olmayan ürünü satabiliyor. Sahte bal da, gerçek bal da yan yana satılıyor. Bu tam anlamıyla bir ‘orman kanunu’dur. Sahte üretimi engelleyen etkili bir mekanizma yok. Piyasadaki fiyat uçurumları da bu düzensizliğin sonucu. Aynı ürün 300 liraya da satılıyor, 3 bin liraya da. Bir bölgede sınırlı miktarda üretilmesi mümkün olan Anzer balının internette binlerce ton satıldığı görülüyor. Bu durum sahteciliğin boyutunu açıkça ortaya koyuyor. Bal tahlilleri de standart bir yapıya oturtulmuş değil. Sadece glikoz oranına bakılıyor. Oysa balın içeriğinde farklı şeker türleri, polen oranları, diğer bileşenler ve hatta zararlı maddeler bulunabiliyor. ‘Şekersiz bal’ denilen ürünlerde bile ne kadar zararlı madde olduğu ölçülmüyor. Gerçek üreticiye teşvik yok, sahte üreticiye ise caydırıcı bir engel yok. Bu durum sektörün tamamen kaotik bir hale gelmesine neden oluyor. Tüm bu tablo, arıcılık sektöründe ciddi bir denetimsizlik, standart eksikliği ve destek yoksunluğu olduğunu gösteriyor. Gerçek üretici sistem içinde yalnız bırakılıyor, sahte üretim ise kontrolsüz şekilde büyüyor” ifadelerini aktardı.
Kaynak : HABER MERKEZİ