Bergama, tarihi küplerini geri istiyor

İzmir, tüm enerjisini Zeus Sunağı’na çevirmişken tarihçiler, Bergama’da bulunan Helenistik döneme ait 3 küpe dikkat çekti. Tarihçiler, yaklaşık 2400 yıllık küplerin de Bergama’ya kazandırılmasını istedi


  • Oluşturulma Tarihi : 23.12.2020 07:55
  • Güncelleme Tarihi : 23.12.2020 07:55
  • Kaynak : HABER MERKEZİ
Bergama, tarihi küplerini geri istiyor

Tarihi binlerce yıl önceye dayanan ve birçok medeniyete ev sahipliği yapan Bergama, kendi bünyesinden çıkan ve başka şehir ve ülkelere dağılan tarihi eserlerini geri istiyor. Bu çerçevede son dönemlerde Zeus Sunağı için önemli girişimlerde bulunuyor. Bunun yanında tarihçiler, Bergama’da 14. yüzyılda bulunan ve tarihi M.Ö 4. yy Helenistik döneme dayanan 3 küpe dikkat çekti ve bu küplerin de tekrardan Bergama’ya kazandırılması gerektiğini söyledi. Osmanlı’da Mahmut adında bir çiftçi tarafından bulunan bu 3 küpün 2’si en son olarak Ayasofya Camii’nde sergilendi. Diğer küp ise II. Mahmut zamanında bugün hala mevcudunu koruyan ve adını bizzat küpten alan “Küplü Hamam”dan alınarak Fransa’ya verildi. Bugün için bu küp hala ünlü Louvre Müzesi’nde sergilenmekte. Küplerin önemine dikkat çeken Tarihçi Orhan Beşikçi ve Mehmet Gülümser, özellikle Ayasofya’nın tekrardan camiye dönüştürülmesi sonrasında boşta kalan ve Ayasofya’nın karşısında yer alan Tapu Kadastro Müdürlüğü’ne taşınacağı belirtilen küplerin, ait olduğu yere, yani Bergama’ya getirilmesi gerektiğini söyledi.

BERGAMA’YA KAZANDIRILMALI

Küplerin Bergama tarihi açısından çok değerli olduğunu belirten Tarihçi ve Rehber Mehmet Gülümser, özellikle Ayasofya’dan kaldırılan ve şu an boşta bulunan küplerin Bergama’ya getirilmesi için acil çalışma başlatılması gerektiğini söyledi. Gülümser, “Son dönemlerde Zeus Sunağı için yoğun bir çalışma yapılıyor. Bu güzel bir şey. Yetkililerin aynı hassasiyeti Bergama’da bulunan küpler için de sergilemesini istiyoruz. Bergama’nın tarihi eserlerin ait olduğu yere getirilmesi çalışmaları bu küplerle başlanabilir. Bu minvalde Ayasofya’dan ayrılan iki küpün Bergama’ya kazandırılması gerekir. Bu küpler gideceği söylenen Kapu Kadastro Müdürlüğü yerine buraya getirilip sergilenmeli. Küpler yerinde değer bulsun” dedi.

TURİZMİ CANLANDIRIR

Küplerin Bergama’ya kazandırılması ile kentin değerinin artacağına dikkat çeken Gülümser, “Bergama binlerce yıllık tarihi ile İzmir için önemli bir kent. Helenistik dönemden kalan bu muazzam eserlerin getirilmesiyle kentin değeri daha da artacaktır. Kültür turizmi bakımından ziyaretçi sayısı hem yerli hem yabancı turist bakımından yükselecektir. Bu da hem Bergama’nın hem de İzmir’in kalkınmasına katkı sağlayacaktır” ifadelerini kullandı.

TAŞ YERİNDE AĞIRDIR

Kent Tarihçisi Orhan Beşikçi ise “taş yerinde ağırdır” diyerek küplerin İzmir’e kazandırılması gerektiğini söyledi. Beşikçi, “Herkes Zeus Sunağı’yla ilgileniyor. Ama Bergama tarihi sadece o sunakla sınırlı değil. Bergama’nın önemli tarihi eserlerinden biri olan bu küpler de Bergama için ayrı bir önem taşımaktadır. En azından İstanbul’da bulunan iki küpün İzmir’e geri kazandırılması gerekir. Çünkü bu küplerin Ayasofya’nın camiye çevrilmesiyle karşısında yer alan Tapu Kadastro Müdürlüğüne taşınacağı söylendi. Bu küpleri istemenin tam vakti… Küpleri Bergama’ya, vatanına taşısak, Küplü Hamam’da veya müzede sergilesek fena mı olur? Bu taşımadan cesaret alıp Louvre Müzesi’nde sergilenen sanat harikası süvari motifli diğer küpü de geri isteriz” diyerek çağrıda bulundu.

KÜPLERİN HİKAYESİ

14. yüzyılda “Mahmut” isminde olduğu belirtilen Bergama Kazası’ndan bir çiftçi, tarlasını sürerken içi altın dolu üç büyük yekpare oyulmuş küp bulur. Akıllı bir çiftçi olan Mahmut, gasp olaylarının fazla olması nedeniyle altınların ileride başına sorun açacağını düşünür. Düşünüp taşınır ve küp dolu altınları devlete vermeye karar verir. Bunun üzerine 3 küp Osmanlı Devleti’nin o zamanki başkenti Bursa’ya gönderilir. Zamanın tahta oturan padişahı I. Murat, Bergamalı çiftçinin bu davranışından çok etkilenir. Bunun üzerine çiftçiye; “İki küpü bizim, bir küp senin, hangisini istersen al” der.

Çiftçi, “Madem ki altınlar için böyle bir buyruk vardır, o halde şu ağzı kırık olan küp bana kalsın” der.

I. Murat, çiftçinin altınları önce kabul etmemesine, daha sonra ise buyruğu dolayısıyla içlerinden kırık olanını tercih etmesine şaşırır. Ama milletinden bir ferdin böyle tok gözlü davranış sergilemesi de onu duygulandırır. Bunun üzerine Sultan I. Murat, Mahmut’u paşalık ünvanı ve Bergama’da büyük bir arazi ile ödüllendirir. Üç küpten daha yüksek, daha büyük görünümlü, dış yüzeyi pürüzsüz ve söbü şekilli olan ikisi de başkentte kalır. O iki uzun küp en son olarak Ayasofya’da sergilendi. Hikayeye geri dönecek olursak zenginleşen Bergamalı çiftçi Mahmut Ağa’nın oğulları sonradan 1427 yılında hamam inşa ettirirler ve bu küpü de baş köşeye yerleştirirler. O günden sonra bu hamam, “Küplü Hamam” olarak tarihteki yerini alır. Bu hamam günümüzde de Bergama’da faaliyettedir. Tek eksiği olan küpüyle…

Güzel başlayan ve yaklaşık dört yüzyıl boyunca hamamın baş köşesinde duran küpün hikayesi, 17. ve 18. yüzyıllarda Bergama’ya gelen Avrupalı (talancı) gezginlerin küpü fark etmesiyle son bulur. Gezginler küpü satın almak için hamam sahiplerine para teklif ederler. Bergamalılar “dede” yadigarına sahip çıkıp Paşa’nın torunları küpü satmazlar. Küpün ünü ise çoktan Avrupa’da yayılmıştır. Nitekim herkes buna sahip olmak ister. İngilizler, Fransızlar, Avusturyalılar, Almanlar ve daha niceleri...

Konu başkent İstanbul’a taşınır. Fransız sefiri dönemin padişahı II. Mahmut’tan ricacı olur ve küpü ister. Osmanlı’nın en modernist padişahlarından olan II. Mahmut bu küpü isteyen Fransa’yı ve sefiri kırmaz ve Paşa’nın torunlarına bir ferman gönderip küpün derhal Fransız seferine hediye olarak verilmesini emreder. Böylece küp Paris’e taşınır. Bu küre şeklindeki antik küp, Paris’te Louvre Müzesi’nin nadide eserleri arasındadır.

*Küplerin hikayesinde tarihçi Eyüp Eriş’in kitabından ve Mehmet Gülümser’in anlatımından faydalanılmıştır. 

Haber Merkezi