Şengör, Kuzey Anadolu Fayı'nın teorik olarak 8 büyüklüğüne kadar deprem üretebilecek bir yapıya sahip olduğunu, ancak yapılan gemi tabanlı araştırmalar sonucunda büyük İstanbul depreminin en kötü senaryoda 7,6 şiddetinde gerçekleşeceğinin belirlendiğini söylüyor. Bu araştırmaların Avrupa'dan yaklaşık 70 milyon dolarlık bütçeyle desteklendiğini ve dönemin İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden beklenen katkının son anda geri çekildiğini de hatırlatıyor.
Bir başka değerlendirmesinde ise fayın doğuya doğru genişleme olasılığını ele alan Şengör, Silivri'den İzmit'e kadar olan bölümün kırılmasının 7,2 büyüklüğünde bir deprem üreteceğini, bunun ardından Silivri'den Tekirdağ'a uzanan kısmın da kırılabileceğini söylüyor. 1766'da benzer bir art arda kırılma örneğinin yaşandığını belirten Şengör, eğer iki kırılma "tek nefeste" gerçekleşirse büyüklüğün 7,6-7,8 aralığına çıkabileceğini ifade ediyor.
Tsunami riski
Şengör'e göre olası bir İstanbul depreminde, Marmara Denizi tabanında bir yer kayması meydana gelmesi halinde 5 ile 8 metre arasında bir tsunami oluşma ihtimali bulunuyor.
En riskli ve en sağlam ilçeler
Şengör, kentin farklı bölgelerinin deprem karşısında farklı risk seviyelerine sahip olduğunu vurguluyor. Tuzla'dan Silivri'ye kadar sahil kesiminin büyük bir yıkıma uğrayacağını öngören Şengör, Kadıköy ve çevresindeki bazı semtlerin zemin açısından faya yakınlığı nedeniyle bu konuda yaygın algının aksine güvenli olmadığını söylüyor. Buna karşılık Beykoz, Anadolu Hisarı, Bebek, Ataşehir, Şişli, Nişantaşı, Ümraniye ve Beyoğlu gibi bölgelerin zemin yapısının daha sağlam olduğunu, bu bölgelerdeki riskin esas olarak bina kalitesinden kaynaklanacağını belirtiyor.
İstanbul'un kendi sınırları içinde de fay hatları bulunduğunu, bunların bir öğrencisiyle birlikte haritalandığını söyleyen Şengör, uzun süre yalnızca Kuzey Anadolu Fayı'nın kentin güneyinden geçtiği için tehlike oluşturduğu zannedildiğini, ancak şehir içindeki fayların da göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguluyor.
Deprem sonrası senaryo: "Keşke ölseydik diyecekler"
Şengör'ün en çok tartışılan açıklamalarından biri, büyük depremin ardından yaşanacak süreçle ilgili. Gazeteci Fatih Altaylı'ya verdiği bir röportajda, depremden sonra hayatta kalanların yaşayacağı zorluklara dikkat çekerek bazı kişilerin "keşke ölseydik" diyeceğini söyledi. Şengör'e göre kent dışından gelecek yardım ve kurtarma ekipleri de büyük ölçüde aksayacak; çünkü bugün Türkiye'deki afet bölgelerine giden ekiplerin yüzde 60'ı İstanbul merkezli. İstanbul'un yıkılması durumunda bu ekiplerin kendisi de etkileneceği için dışarıdan gelecek desteğin sınırlı kalacağını söylüyor.
Şengör ayrıca, dolgu zemin üzerine inşa edilen yeni İstanbul Havalimanı'nın muhtemelen hasar görüp bir süre kullanılamayacağını, Atatürk Havalimanı'nın da en iyi pistinin kırılması nedeniyle yalnızca yarım kapasiteyle hizmet verebileceğini öne sürüyor. Deprem sonrası birkaç gün içinde kentte açlık, yağma ve ardından salgın hastalık riskinin oluşabileceğini, enkazların uzun süre kaldırılamayacağını belirtiyor. Bu değerlendirmeler doğrultusunda kendisinin Çanakkale civarına taşınmayı düşündüğünü de söylemişti.
İzmir ve Ege için uyarı
Şengör, riskin sadece İstanbul'la sınırlı olmadığını da vurguluyor. Bir televizyon programında, "İstanbul ve İzmir'i tehdit eden ciddi faylar var" diyen Şengör, dünyadaki bütün kıtalar içinde depremselliği en zengin bölgenin Batı Anadolu, Ege ve Yunanistan olduğunu söylüyor. Maraş depremlerinin ardından bölgedeki fayların yeniden hareketlendiğine dikkat çeken Şengör, Ege'deki fayların teorik olarak 9 büyüklüğüne kadar deprem üretebilecek bir potansiyele sahip olduğunu, ancak bu bölgede yeterli jeolojik haritalandırma yapılmadan yapılaşmaya devam edildiğini eleştiriyor.
0 Yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Bir Yorum Bırakın