12 Ağustos 2026, Çarşamba 13:50
35°C İzmir

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan tarihi güvenlik mesajı: Mekke Anlaşması’yla birimizin güvenliği hepimizin güvenliğidir!

Londra merkezli Şarku'l Avsat gazetesine dış politika gündemine ilişkin açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'na dair hayati mesajlar verdi. Anlaşmanın kolektif caydırıcılığı esas aldığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, taraf ülke sayısını artırmaktan çekinmediklerini vurgulayarak, "Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın mesajı gayet açıktır; birimizin güvenliği hepimizin güvenliğidir" ifadelerini kullandı.

  • Oluşturulma:
  • Kaynak: AA
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan tarihi güvenlik mesajı: Mekke Anlaşması’yla birimizin güvenliği hepimizin güvenliğidir! haberinin görseli
16 dk okuma süresi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Şarku'l Avsat gazetesinin sorularını yanıtlayarak Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın ortaya çıkış sürecini değerlendirdi. Anlaşmanın konjonktürel bir gelişme değil, stratejik bir irade olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, şunları söyledi: "Türkiye olarak biz, geçmişte olduğu gibi bugün de barıştan, istikrardan ve kardeşlikten yana tavır koymaya devam ediyoruz. Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nı da bu iradenin somut bir tezahürü olarak görüyor ve taraf ülke sayısını artırmaktan da çekinmiyoruz. İnşallah Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye olarak bölgemizde yeni bir işbirliği ve dayanışma döneminin kapısını araladık. Bu kapıyı hep açık tutmak, barış ve istikrarın güçlenmesine katkıda bulunmak iradesine sahip ülkeleriz."

"GÜNÜBİRLİK GELİŞMELERE VERİLMİŞ BİR TEPKİ DEĞİL"

Anlaşmanın ABD ile İran arasındaki gerilimle doğrudan bağlantılı olup olmadığı yönündeki soruyu da yanıtlayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51'inci maddesinde tanımlanan meşru müdafaa hakkını teyit ettiklerini belirtti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, şu ifadeleri kullandı: "Ancak Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nı da yalnızca bu gerilimin ortaya çıkardığı konjonktürel bir gelişme olarak değerlendirmek ülkelerimizin siyasetini ve niyetini doğru anlamamak olur. Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51'inci maddesinde tanımlanan savunma hakkını da teyit eden anlaşma, hiçbir ülkeyi hedef almadığı gibi bölgemizin huzurunu, refahını ve istikrarını amaçlayan bütün kardeş ülkelerin katılımına açıktır. Nitekim bizim vizyonumuz üç ülkeyle sınırlı kalmayarak daha da büyümek ve mümkünse bir gün bölgedeki bütün ülkelerin bu çatının altında toplanmasını sağlamaktır. Bu, bölgeye kalıcı istikrarı getirecek en önemli adım olacaktır. Bugün attığımız adımın da evveliyatı elbette vardır. Çok uzun zamandan beri bu anlaşma, birlikte imza attığımız ortaklar ve diğer bölge ülkeleriyle görüşmelerimizde ele aldığımız konulardan birisini oluşturmuştur." Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dışarıdan dayatılan reçetelerin felaket getirdiğini hatırlatarak şunları ekledi: "Dolayısıyla Mekke'de ortaya çıkan üçlü mekanizmayı, günübirlik gelişmelere verilmiş bir tepki olarak göremeyiz. Attığımız adım değişen bölgesel şartlar karşısında ortaya konulan stratejik bir iradedir. Türkiye olarak her zaman gerilimin değil diplomasinin, çatışmanın değil diyaloğun, ayrışmanın değil bölgesel işbirliğinin güç kazanmasından yana olduk. Biz, bütün taraflarla konuşabilen ve gerektiğinde zor meselelerde sorumluluk üstlenebilen bir ülke olarak, bölgemizde kalıcı barış ve istikrarın tesisi için üzerimize düşeni yapmaya devam edeceğiz."

"KOLEKTİF CAYDIRICILIK ESAS: BİRİMİZİN GÜVENLİĞİ HEPİMİZİN GÜVENLİĞİDİR"

Anlaşmadaki "bir ülkeye yapılan saldırı üç tarafa yapılmış sayılır" maddesine açıklık getiren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, şu değerlendirmeyi yaptı: "Evet, Mekke Ortak Savunma Anlaşması, isminden de anlaşılacağı üzere ortak bir savunma yaklaşımını temel almakta. Mekke Ortak Savunma Anlaşması her şeyden önce kolektif caydırıcılığı temel alan bir anlaşma. Güvenlik ve savunma işbirliğimizi ilerletecek, savunma sanayisinde ortak projeler geliştirecek ve terörizmle mücadelede bizlere güç verecek bir anlaşma. Bu anlaşma ile hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz, amaç sadece bölge huzuru, istikrarı ve halklarımızın refahı. Anlaşma maddelerinde de açık, net ifade edildiği gibi burada esas olan, taraflardan herhangi birinin güvenliğine yönelik bir tehdidin diğer taraflarca da ortak bir güvenlik meselesi olarak değerlendirilmesidir. Ancak bunu yalnızca askeri bir hüküm şeklinde değerlendirmemek gerekir. Anlaşmanın asıl amacı caydırıcılığı güçlendirmek, tarafların güvenliğini karşılıklı dayanışma anlayışı içerisinde tahkim etmek ve bölgesel istikrarı korumaktır." Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin savunma sanayisindeki atılımlarına değinerek sözlerini şöyle sürdürdü: "Aynı zamanda, bu ittifaka imza atan ülkeler olarak birbirimize tehdit teşkil etmeyeceğimiz, aksine birbirimizin güvenliğini garanti etme taahhüdünde bulunduğumuz ve içeride birbirimizle dayanışma halinde olduğumuz mesajını veriyoruz. Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın mesajı gayet açıktır, birimizin güvenliği hepimizin güvenliğidir. Bu anlayışı bölgemizde kapsayıcı bir yaklaşımla hayata geçirdiğimiz takdirde kalıcı barış, istikrar ve refah ortamını hepimizin faydasına olacak şekilde hayata geçireceğimize inanıyoruz."

"BÖLGENİN GELECEĞİ, BÖLGE ÜLKELERİNİN İRADESİNDEN BAĞIMSIZ ŞEKİLLENDİRİLEMEZ"

Orta Doğu güçlerinin güvenlik sorumluluğunu üstlenmesi gerektiğine işaret eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, şu ifadeleri kullandı: "Artık bölge ülkeleri kendi güvenlikleri, kendi istikrarları ve kendi geleceklerinin sorumluluğunu daha fazla üstlenmek durumundalar. Bizim öteden beri savunduğumuz yaklaşım da zaten aynen budur. Bölgenin meselelerini en iyi bilenler, o bölgenin ülkeleri ve halklarıdır. Bölgesel sahiplenmenin, bölgesel dayanışmanın ve ortak iradenin güçlendirilmesi küresel istikrarın güçlenmesine de katkıda bulunacaktır. Bu çerçevede, bölge ülkelerinin kendi güvenlik ve ekonomik istikrarlarını kendi aralarında kurumsal hale getirecek ilişkiler vasıtasıyla garanti altına almaları gerektiğine inanıyoruz. Bugün ortaya çıkan tablonun en net gösterdiği durum da şu, bölgenin geleceği, bölge ülkelerinin iradesinden bağımsız olarak şekillendirilemez. Bizim hedefimiz, dışlayıcı bloklaşmalar değil, egemenliğe ve toprak bütünlüğüne saygıya, karşılıklı güvene ve ortak çıkarlara dayalı bir bölgesel işbirliği düzenidir. Türkiye bu anlayışla hareket etmeye, gerektiğinde sorumluluk almaya ve bölgemizde barışın, istikrarın ve güvenliğin güçlendirilmesi için diplomatik girişimlerini kararlılıkla sürdürmeye devam edecektir."

- REKLAM -

"HÜRMÜZ BOĞAZI KÜRESEL EKONOMİNİN ATARDAMARIDIR"

Körfez bölgesinin güvenliği ve Hürmüz Boğazı’ndaki kritik seyre de değinen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, şu değerlendirmeyi aktardı: "Elbette inanıyorum, inanıyoruz. En başından beri ifade ettiğim üzere bölgenin refahına, huzuruna ve güvenliğine hizmet edecek bir anlaşmaya imza attık. Enerji arz güvenliğinden deniz yollarının emniyetine, ticaretin sürekliliğinden küresel ekonomik istikrara kadar pek çok başlık doğrudan bu bölgenin huzuruyla bağlantılı. Bu teorik bir ifade değildir, son birkaç ayda yaşanan gelişmeler bize bunu gösterdi. Dolayısıyla Körfez'de güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesine yönelik her adımı, yalnızca bölgesel değil, küresel barış ve refah bakımından da değerli buluyoruz. Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın, bölgenin ortak güvenlik ve dayanışma anlayışına büyük katkı sağlayacağına ve bölgede paradigmayı değiştireceğine inanıyoruz. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa örneğini vererek şöyle devam etti: "Siyasi istikrar ve ekonomik kalkınmanın da atbaşı ilerlediğini hep ifade etmişimdir. Avrupa yaşadığı büyük savaşların ardından önce birlikte istikrar ve güvenlik, sonra ekonomik entegrasyon ve refah noktasına geldi, biz bu kadar acıyı yaşamadan bu noktaya birlikte gidebiliriz. Huzurun olmadığı yerde ticaretin, yatırımın ve refahın sürdürülebilir olması mümkün değil. Körfez'in istikrarı, aynı zamanda Asya, Avrupa ve Afrika arasındaki ekonomik bağlantıların güvenliği bakımından da stratejik bir meseledir. Körfez'in barış ve istikrarını kendi güvenlik ve bölgesel barış perspektifimizden ayrı görmüyoruz. Bu nedenle üzerimize düşen her türlü sorumluluğu almaya ve yapıcı diplomatik çabalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz." Hürmüz Boğazı’nın stratejik önemine vurgu yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, şu ifadeleri kullandı: "Dolayısıyla burada yaşanabilecek herhangi bir gerilimin, etkileri itibarıyla yalnızca bölge ülkeleriyle sınırlı kalmadığını petrol fiyatlarıyla tüm dünya gördü, hissetti. Hürmüz Boğazı, küresel ekonominin adeta atardamarlarından biri olduğunu kanıtladı. Bizim temennimiz ve beklentimiz, mevcut gerilimin bir an önce sona ermesi ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden güvenli, istikrarlı ve kesintisiz bir şekilde uluslararası ticarete hizmet etmesi yönünde. Hiçbir zaman gerilimin tırmanmasından yana olmadık, aksine bütün taraflarla diyalog kurarak sorunların müzakere yoluyla çözülmesini savunacağız. Tarafları aynı masada buluşturmaya gayret ettik. Çünkü biliyoruz ki Hürmüz'de ya da Ukrayna'da, Filistin'de kalıcı çözümün yolu çatışmadan değil, diplomasiden geçiyor. Böylesine kritik bir su yolunun güvenliği konusunda bölge ülkelerinin sorumluluğu büyük. Biz, bölgesel sahiplenmenin ve ortak güvenlik anlayışının güçlendirilmesinin, Hürmüz Boğazı'nın istikrarına önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz. Hedef, Hürmüz Boğazı'nın yeniden güvenli ve istikrarlı normal seyrine dönmesi ve bunun kalıcı hale gelmesi olmalıdır."

"SUUDİ ARABİSTAN İLE STRATEJİK BİR İLİŞKİYE SAHİBİZ"

Suudi Arabistan ile ilişkilere verilen değeri ifade eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, şunları belirtti: "Suudi Arabistan ile ilişkilerimizi, ortak tarihimizin, kardeşlik bağlarımızın ve karşılıklı çıkarlarımızın şekillendirdiği stratejik bir ilişki olarak değerlendiriyoruz. Türkiye ile Suudi Arabistan, yalnızca dost ve kardeş değil, aynı zamanda bölgesel barış, istikrar ve refah bakımından önemli sorumluluklar taşıyan iki ülkedir. Son dönemde ilişkilerimizde yakaladığımız ivmeden memnuniyet duyuyoruz. Siyasi diyaloğumuzu güçlendirirken, ekonomi, ticaret, yatırım, savunma sanayii, enerji ve turizm başta olmak üzere pek çok alanda işbirliğimizi de geliştiriyoruz. Suudi Arabistan ile ilişkilerimizi dönemsel gelişmelerin ötesinde, uzun vadeli ortak menfaatler ve karşılıklı saygı temelinde ele alıyoruz." Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, iki ülke arasındaki dayanışmanın önemini vurgulayarak ekledi: "Bölgemizin huzuru ve istikrarı bakımından ortak sorumluluklarımızın bilincindeyiz ve ona göre hareket ediyoruz. Türkiye olarak, Suudi Arabistan'ın ve bölgedeki diğer ülkelerin istikrarını ve güvenliğini önemsiyoruz. Zira, bölgemizdeki en ufak bir krizin, başta göç ve terör olmak üzere, yarattığı etkileri tüm bölge ülkeleri hissediyor. Önümüzdeki dönemde de iki ülke arasındaki ilişkileri çok daha ileri seviyelere taşıyacak adımlar atacağımıza inanıyorum."

"İSRAİL'İN LÜBNAN'A SALDIRILARI İVEDİLİKLE SONA ERMELİDİR"

Lübnan'daki duruma değinen ve eski Lübnan Cumhurbaşkanı Michel Aoun ile eski Lübnan Başbakanı Tammam Selam ile gerçekleştirdikleri temaslara atıfta bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, şunları söyledi: "Lübnan, bizim için yalnızca coğrafi olarak yakın bir ülke değil; tarihsel bağlarımızın da bulunduğu dost ve kardeş bir ülkedir. Lübnan'ın huzuru, güvenliği ve istikrarı, bütün bölgemizin istikrarı bakımından büyük önem taşımaktadır. Bölgenin diğer ülkeleri gibi Lübnan'ın egemenliğinin, siyasi birliğinin ve toprak bütünlüğünün de korunması gerekmektedir. Lübnan'ın iç meselelerinin dış müdahaleler veya askeri yöntemlerle daha da karmaşık hale getirilmesine, ülkenin dış güçlerin rekabet alanına dönüştürülmesine de karşıyız. Ülkenin geleceğine ilişkin kararları Lübnanlıların kendi iradeleriyle alabilmesi gerektiğine inanıyoruz. Saldırgan ve yayılmacı politikaları bölgedeki temel sorunu teşkil eden İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarının ivedilikle sona erdirilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede, Lübnan'da ateşkesin temin edilmesi için devam eden görüşmeleri olumlu buluyoruz. Lübnan'ın güvenliği ve istikrarı bölgesel barıştan ayrı düşünülemez." Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bölgenin kaderine ilişkin şöyle devam etti: "Bölgemiz uzun yıllardır savaşla, gözyaşıyla anılıyor. Bunun değiştirilmesi için elimizden geleni yapmalıyız. Bizim arzumuz, tabiatıyla, Lübnan'ın yeniden istikrara kavuşması, kurumlarının güçlenmesi ve halkının güven içerisinde geleceğine bakabilmesinden yana. Bu çerçevede, her türlü teknik desteği sağlamaya ve işbirliğini tesis etmeye hazırız. Bu yöndeki irademizi yakın zamanda ülkemizde konuk ettiğimiz Sayın Cumhurbaşkanı Aoun ile Sayın Başbakan Selam'a da ifade ettik."

"SURİYE'NİN KUZEYİNDE GÜVENLİĞİMİZİ TEHDİT EDECEK YAPILARA MÜSAADE ETMEYECEĞİZ"

Suriye’deki son dönemece ilişkin kritik mesajlar veren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, şu ifadeleri kullandı: "Suriye'de yaşanan değişim sürecini, Suriye halkının kendi geleceğini belirleme iradesi bakımından tarihi bir dönüm noktası olarak değerlendiriyoruz. Suriye'nin kuzeyinde veya başka herhangi bir bölgesinde Türkiye'nin güvenliğini tehdit edecek yapılara da müsaade etmeyeceğiz. Suriye'nin toprak bütünlüğü bizim için ne kadar önemliyse, Türkiye'nin milli güvenliği de o derece önemli. Sürecin en başından beri arzumuz, Suriyeli kardeşlerimizin kendi ülkelerinde güven ve huzur içerisinde yaşayabilmesidir. Suriye, esasen Aralık 2024'ten bu yana ülkede güvenlik koşullarının iyileştirilmesi, ekonomik kalkınma zemininin hazırlanması ve toplumsal uzlaşının tesisi sürecinde önemli mesafe katetmiştir. Bu sonucun alınmasında tabiatıyla bölgesel sahiplenmenin ve Suriye Hükümetinin arkasında tesis edilen bölgesel desteğin önemli rolü olmuştur." Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye’nin geleceğine dair değerlendirmelerini şöyle tamamladı: "Bölgesel ve uluslararası toplumla iyi ilişkiler geliştirmiş olan Suriye Hükümeti, sürdürülebilir istikrar ve güvenlik gündemine odaklanmak suretiyle ilave çatışmaların dışında kalma maharetini de göstermektedir. Bugün Suriye'nin normalleşmesi esasen tüm bölge açısından stratejik önem taşıyan bir konu haline gelmiştir. İstikrarsızlık kaynağı olmaktan ziyade Suriye'nin adı artık bağlantısallık ve kalkınma projeleri ile anılmaya başlamıştır. Türkiye, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Suriye'nin istikrarı, yeniden ayağa kalkması ve bölgesel barışın güçlenmesi için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye devam edecektir. Bu istikamette Türkiye bölgesel ve uluslararası ortaklarla işbirliği içinde hareket etme iradesine de sahiptir. Suriye'de yeni bir sayfa açılmışken, bu sayfanın yeni acılarla değil, barış, kardeşlik, egemenlik ve ortak gelecek anlayışıyla yazılması gerekir."

- REKLAM -

Kaynak: AA

İlkses Gazetesi'nden sıcak gelişmeleri anında öğrenmek için Google Haberler'de bizi takip edin! Google News'te Abone Ol

0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Bir Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.