Denizlerde bitmeyen dram: 1 yılda 15 mezar daha!

2021 yılında Ege ve Akdeniz kıyıları, mülteci ve göçmenlerin umut köprüsü olmaya devam etti. Yıl boyunca 23 bin 556 mülteci ve göçmen geçiş yaparken durdurulurken, denizlerde hayatını kaybedenlerin sayısı ise 15 oldu


  • Oluşturulma Tarihi : 03.01.2022 07:57
  • Güncelleme Tarihi : 03.01.2022 07:57
  • Kaynak : HABER MERKEZİ
Denizlerde bitmeyen dram: 1 yılda 15 mezar daha!

ÇAĞLA GENİŞ-ÖZEL HABER

Dünyayı etkisi altına alarak yüz binlerce insanın ölümüne neden olan pandeminin zorlu şartları ülkelerindeki şiddet ortamından kaçarak başka ülkelere sığınan mülteci ve göçmenlerin hayatında daha yıkıcı sonuçlar doğurdu. Ekonomik zorlukların gölgesinde verilen yaşam mücadelelerinin ayrımcılık duvarına çarptığı süreçte Ege ve Akdeniz kıyıları, mülteci ve göçmenlerin Avrupa hayaliyle çıktıkları ‘umut’ yolculuğunda vazgeçilmez köprüleri olmaya devam etti. Denizlerde gerek hava koşulları gerekse de uygun olmayan tekneler ve geri itmelerle güvenliksiz bir şekilde geçmenin bedeli kimi zaman can kayıpları oldu. Sahil Güvenlik Komutanlığı ekipleri tarafından 2021 yılında yapılan devriye görevlerinde en çok Eylül, Ekim ve Kasım aylarında geçişlerin olduğu kayıtlara geçirildi. Sahil Güvenlik unsurları, yıl boyunca 843 olaya müdahale ederek 23 bin 556 mülteci ve göçmeni geçiş yaparken durdurdu. Geçen yıl ise bu sayı 20 bin 380’idi. Sahil Güvenlik unsurlarınca yakalanan organizatör sayısı da 2020’de 53 iken 2021’de 113 oldu. Hayatını kaybeden mülteci sayısında ise geçen yıla oranla düşüş görüldü. Denizlerde yaşanan ölümler, 2020 yılında 37 iken, 2021’de 15’e düştü. Son 7 yıl içinde denizlerde hayatını kaybeden mülteci ve göçmen sayısı ise 163...

SÜRDÜRÜLEBİLİR YAŞAM HALİ DEĞİL

Mülteci ve göçmenleri yıllardır tehlikeli yolculuğa iten koşulları değerlendiren Medya ve Göç Derneği Genel Koordinatörü Dilan Taşdemir, “Mülteci ve göçmenler için Türkiye hala bir geçiş ülkesi konumunda. Bu sebeple Türkiye’deki koşullar ve şartlardan bağımsız zaten hala burayı bir geçiş noktası olarak kullanmaya gelen insanlar mevcut. Özellikle AB-Türkiye Anlaşması’ndan sonra kapanan kapılar, özellikle Suriyeliler için ‘Artık bir yere gidemeyeceğiz’ gibi bir algı oluşturdu. Burada yerleşik bir hayat kurmaya niyetlenen milyonlarca insan vardı fakat özellikle son süreçteki ırkçı saldırılar ve ekonomik krizden en çok etkilenen kesim oldular. Mültecilerin kendi aralarında kurdukları iletişim ağları çok kuvvetli. Bilgiler çok hızlı bir şekilde yayılabiliyor. Örneğin Güzelbahçe’de 3 mülteci gencin yakılmasından sonra Suriyeliler arasında büyük bir kaygı oluştuğunu biliyoruz. ‘Bizi de mi yakacaklar’ kaygısı yaşıyorlar. Mülteci olduğunuzu ve bir akşam yakılıp yakılmayacağınıza dair bir endişe ile yaşadığınızı düşünün. Bu çok sürdürülebilir bir yaşam hali değil. Toplumda ırkçılık arttıkça bu saiklere sahip insanların cesaretleri de artıyor. Muhalefet sürekli mültecileri geri göndermeye yönelik politikalar üretiyor. İktidarın ise herhangi bir mülteci politikası olduğuna dair hiçbir izlenim yok. Şu ana kadar bir mülteci politikasının üretilmemiş olması onların güvensizliğini ortaya çıkaran ve gitmeye motive eden şeyler. Ekonomik kriz de çok etkili bir hale geldi” dedi.

SINIRLARI KAPATMAK ÇÖZÜM DEĞİL

Ülkelerin mültecilere yönelik sınır politikalarının daha büyük sorunlara sebep olduğunu kaydeden Taşdemir, “Daha önce ben gitmeyi düşünmüyorum diyen kişilerin, artık gelecek kaygısı güderek gitmek istediğini duyuyoruz. Eskiden ‘daha iyi bir hayat’ umuduyla giderdi insanlar ama artık yalnızca hayatta kalma umuduyla gidiyorlar. 2016 yılından sonra sınırı izleyebilmek çok mümkün olmadı. Çünkü ciddi anlamda bir sınır güvenliği politikası geliştirildi. Sınırı kapatmak çözüm olamaz. Sınır kapatılınca Suriye’de sava bitmedi. Sıcak çatışma bitmiş olsa bile şimdi daha büyük tehlikenin Suriye’deki insan hakları ihlalleri olduğunu söyleniyor. Bu ihlallerin varlığı yeni kitlesel göçler yaratabilir. Sınırı kapatmak herhangi bir yerdeki ekonomik krizi de bitirmiyor. Göç yalnızca savaşla olmuyor. Sınırı kapatmak Taliban’ın kadın haklarına saygılı bir yönetim anlayışı geliştirmesini de sağlamıyor. Sınırı kapatmak daha fazla problem yaratıyor sadece” ifadelerini kullandı.

HER YER GEÇİŞ NOKTASI OLDU

Sınır politikaları sonucunda düzensiz geçiş noktalarındaki artışa dikkat çeken Taşdemir, şunları söyledi: “Sınırın kapatılmasıyla birlikte her yer birer düzensiz geçiş noktası olmuş durumda. Bu rotaların fazlalaşmasından kaynaklı organizatörlerin de fazlalaşması söz konusu olabilir. Artık eskiye nazaran bu işin nasıl yapılacağını çok iyi bilen insanlar oluşmaya başladı. Salgın ve sınır güvenliğinin artmasıyla birlikte geçiş ücretleri de çok artmaya başladı. Bu sebeple de daha fazla organizatör bu ‘sektöre’ girmek istiyor olabilir. Geçiş ücretlerinin 1500 dolar ya da euro bandından olduğunu duyuyoruz. AB ve Avrupa ülkelerinin, dünyanın en dezavantajlı insanlarını buralara sürüklemeleri çok korkunç... İnsanca yaşamak için böyle bir bedel ödemek zorunda kalmaları ve kimi zaman öleceklerini bile bile vermeleri bu parayı çok korkunç. Bu da dünyanın ayıbıdır. İtalya’nın artık bir rota haline geldiğini duyuyoruz. Dünyadaki en trajik toplu göçmen ölümlerinin o rotada olduğunu biliyoruz. Bu da çok korkunç bir şey...”

İNSAN HAKLARI MESELELERİNİN TUNUSOLÜ

“Denizler, insan haklarının, Avrupa değerlerinin ve mülteciler üzerine yapılmış tüm anlaşmaların mezarı” diyen Taşdemir, “Mültecilik tüm insan hakları meselelerinin turnusolü... ‘Ama’sız mülteci haklarını savunabilen herkes insan hakları savunucusudur. Sınır politikalarıyla hiçbir şey çözülmüyor, her şey çok daha kötüye gidiyor. Sınırlarını çok korumak istiyorlarsa, sınırlarından geçmesine izin vermedikleri insanların ülkelerine silah satmayacaklar! Ya da orada olup bitenlere dair daha öngörülü ve etkili politikalar izleyecekler! Sınırları kapatarak sınırlara daha fazla insan yığıyorlar. İnsanların artık dayanacak gücü kalmadı. Daha bütüncül politikalarla yaklaşılmadığı noktada dünyayı çok daha büyük göçler bekliyor diye düşünüyorum” açıklamasında bulundu.

Haber Merkezi