“Ellerinizle konuşup, gözlerinizle duyabilirsiniz!”

Ege Üniversitesi öğrencileri toplumsal farkındalık yaratmak adına örnek bir çalışma gerçekleştirdi. Egeli öğrenciler hayata geçirdikleri proje ile işitme engellilerin sessiz dünyasının sesi oldu


  • Oluşturulma Tarihi : 17.05.2016 07:44
  • Güncelleme Tarihi : 17.05.2016 07:44
  • Kaynak : HABER MERKEZİ
“Ellerinizle konuşup, gözlerinizle duyabilirsiniz!”

ÖZKAN PEKÇALIŞKAN - ÖZEL HABER

Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi 2. sınıf öğrencileri güzel bir projeye imza attı. Türk işaret dilini öğrenen öğrenciler yaptıkları çalışma ile hem arkadaşlarından hem de hocalarından takdir topladı.

Öğrenciler, ‘Sesim Avuçlarımda’ projesi kapsamında Ziraat Fakültesi Prof.Dr. Feyzi Önder Konferansa Salonu’nda, İşaret Dilinin İşitme Engellilere Etkileri konulu seminer düzenledi. Seminer kapsamında İşaret Dili Çevirmen ve Eğiticileri Derneği Genel Başkan Yardımcısı Ayşe Gürbulak öğrencilere ve dinleyenlere işitme engelliler dünyası ile ilgili bilgiler verdi.

“TÜRKÇE BİLMEMİZ ONLARA BİR ŞEY İFADE ETMEZ

İşitme engellilerinin tek iletişim aracının elleri olduğunu ifade eden Gürbulak, “Yazılı iletişim için mutlaka iki tarafın da yazıyı bilmesi gerekir. Bizden çok farklı olan bir kesimden bahsediyoruz. Türkçe bilmemiz onlar için bir şey ifade etmiyor. Türkçe ile işaret dili arasında uçurumlar var. İşaret dilinde kesinlikle mecaz anlam yok. Bu duruma örnek vermek gerekirse eğer aklıma düştü dediğimde hatırlamak demek istemişimdir. Beni sattın dediğimde ise aldatılmak aklımıza gelir. Ama bunu işitme engelliye anlatamazsınız. Bir kelimenin mecaz anlamını bilmek işitme engelli biri için çok ütopik bir şeydir. Birde onlarla aramızda ek farkı var. Kullandığımız ekler onlar için hiçbir şey ifade etmiyor. Her şey ya kök olarak bırakılmalı ya da mastar ekleri kullanılmamalıdır. Ama işitme engellilerde böyle bir mekanizma yok” diye konuştu.

“İŞARET DİLİNDE MAKSİMUM İKİ BİN KELİME VAR”

İşitme engelliler için kelimelerin eklerini öğretmek diye bir alan olmadığı için kelimeleri kök ya da mastar olarak kullandıklarına dikkat çeken Gürbulak, “Türkçe konuşulan bir ülkede Türkçe anlamamak. Bu sizce nelere neden olabilir. Kelime sayısına baktığımızda Türkçe’de 111 bin kelime var. Türk işaret diline baktığımızda ise maksimum iki bin kelime var. Türkçe sunulan 110 bin kelime işitme engelli için hiçbir şey ifade etmiyor. Onun bildiği yapı ile onun bildiği kelimeler üzerinden konuşuruz. 110 bin kelimenin işitme engelli dünyasında bir karşılığı yok” dedi.

“TOPLUM TARAFINDAN YARATILDI”

Gürbulak, işitme engelliler için bir başkasına bağımlı olmadan yaşamanın ya da yanlarında sürekli bir başkası olmadan dolaşmanın çok büyük bir anlam ifade ettiğine değinerek, “İşitme engelli biri doktora gittiği zaman sorun üzerine sorun yaşamak istemediği için sürekli doktora gitmesini erteliyor. Bir de işitme engelli derdini anlatamadığı zaman ‘İşitme engelli sinirlidir’ algısı yaratılmıştır. İşitme engellilerin tepkileri daha da yükseldiği zaman polise şikayete kadar varan süreçler yaşanıyor. Toplum tarafından sürekli tepki ile karşılaşıyorlar. 8 defa işaretli dili ile hareket yaparken mahkemeye düştüğünü söyleyen işitme engelli bir genci tanıyorum. Bana benle dalga geçtiler o yüzden onlarla kavga ettiğini söyledi. Genç kız arkadaşına hem işaret dili hem de beden dili ile bir şeyler anlatmaya çalışırken otobüsteki diğer gençlerin onun yaptığı hareketler ile dalga geçtiğini söyledi. Gençlerin yüzünden kendisi ile dalga geçtiğini fark edip onlarla kavga etmek durumunda kaldığını söyledi. İşaret dilinde beden dili yüzde yüz kullanıma kadar varıyor. Bunun sonucunda o gençler işitme engelli gencin elinden aşkını aldılar. İşitme engelliler otobüste ve toplu taşıma araçlarında yaptıkları hareketlerden dolayı zor durumda kalırlar. İşitme engelliler toplum tarafından pek sayılmaz. Bedeni sağlam olduğu için pek engelli sayılmazlar. Onların şarkıları duyamaması toplum tarafından sorun olarak görülmez” şeklinde konuştu.

“OSMANLI’DA ÖĞRENİLEN İKİNCİ DİL İŞARET DİLİYDİ”

2016 yılı raporlarına göre doğuştan 3.5 milyon işitme engelli vatandaştan sadece 2 tanesinin lisans mezunu olabildiği gerçeğine dikkat çeken Gürbulak, “Geçtiğimiz yıllarda ENGELSİZMİR projesi kapsamında tercümanlık yaptım. Yurtdışından gelen konuşmacıların hepsi akademisyendi. Türk işitme engellinin adının karşısında ise sadece adı yazıyordu. Görevliler ‘Onun çok büyük bir özelliği var’ dediler. Kitap okuyor dediler. Benimle dalga geçtiklerini sandım. Ciddi ciddi kitap okuduğunu anlayınca çok sevindim. Bizim bir hayalimiz var. İşitme engelliler ile sanat, siyaset, kitaplar ve spor üzerine konuşmak istiyoruz. Sonra o gençle daha yakından tanışma fırsatım oldu. Bana üniversite sınavına girip İstanbul Hukuk Fakültesi’ni kazandığını ama engellilik oranının yüzde 40’dan fazla olduğu için okula kabul edilmediğini söyledi. Kazanmış ve maalesef okula kabul edilmemiş. Bunun üzerine yurtdışına sosyal sorumluluk projeleri kapsamında gittiğini belirtti. İsviçre’de IQ testine girerek bu testten 148 sonucunu alarak dahi sonucunu aldığını söyledi. Daha sonra yurtdışında birkaç yerden daha ve Amerika’dan da aynı dahi sonucunu aldığını söyleyen genç bana İstanbul’da bir belediyede temizlik işçisi olarak çalıştığını sözlerine ekledi. Yurtdışında birçok yerden teklif almasına rağmen yurtdışına gitmemiş ve ülkesini terk etmemiş. Bu benim karşılaştığım çok ciddi bir örnektir. Fatih Sultan Mehmet ve Yıldırım Beyazıd kendi isteği ile işaret dilini öğrenen ve öğrenilmesini isteyen padişahlardır. Osmanlı’da kadıların ve divan üyelerinin öğrenmekte mecburi tutulduğu bir dil işaret dilidir. 1400’lü yıllarda halka öğretilen ikinci dil işaret dilidir. Toplum olarak bu gerçeğe bilip buna göre hareket etmeliyiz” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi