GÜNDEM

EŞİK: Engelli yakını intiharları, bir aile faciası değil, bakım krizinin sonucudur 

EŞİK Platformu, İzmir’de engelli oğlunu öldürdükten sonra yaşamına son veren Nurten Kandemir’in ölümünün ‘aile faciası’ olarak değerlendirilmesine tepki göstererek, bakım yükünün ailelere ve özellikle kadınlara bırakılmasını eleştirdi

İzmir’de lösemi hastası engelli oğlu Ahmet Barış Kandemir’i öldürdükten sonra yaşamına son veren Nurten Kandemir’in ölümünün ardından Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK), olayın ‘aile faciası’ ya da ‘bunalıma giren anne’ gibi ifadelerle açıklanmasının yaşananları bireysel bir çaresizlik ve aile içi meseleye indirgediğini belirtti. 
Platform, benzer vakaların geçmiş yıllarda da yaşandığına dikkat çekerek, ağır hastalık ve engellilik durumlarında bakım sorumluluğunun ailelere, özellikle de kadınlara bırakılmasının bir ‘bakım krizi’ yarattığını savundu.

KABUL EDİLEMEZ

Platformun açıklamasında yer alan ifadeler şöyle: “Engelli yakını intiharları, bir aile faciası değil, bakım krizinin sonucudur! İzmir’de lösemi hastası engelli oğlu Ahmet Barış Kandemir’i öldürdükten sonra kendi yaşamına son veren anne Nurten Kandemir’in yaşadığı durumu ‘aile faciası’, ‘bunalıma giren anne’ ve benzeri başlıklarla vermek, yaşananları bireysel bir çaresizlik ve aile içi meseleye indirgemektir. Oysa bu olay, sağlık ve bakım hizmetlerinin ailelere ve genellikle de aile içindeki kadınların üzerine bırakıldığı, insan hayatının ve bakım emeğinin değersizleştirildiği, sosyal devletin ortadan kaldırıldığı, yaşamı değil piyasayı merkeze alan bir düzenin ağır sonuçlarından biridir. Üstelik İzmir’de yaşananlar ilk değil; Denizli’de 2018’de, Bursa’da 2024’te benzer vakalar yaşandı. Trabzon’da da 2023’te 80 yaşındaki bir baba, zihinsel engelli 52 yaşındaki kızını öldürdükten sonra yaşamına son vermişti. Babanın bıraktığı notta ‘Ben ölürsem kızıma kim bakacak?’ diye sorması, bakım krizinin yakıcı sorusunu bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyordu. Lösemi gibi ağır hastalıkların tedavisi; ilaç ve tedavi giderlerinin yanı sıra sürekli bakım ihtiyacı doğurarak haneler üzerinde ağır bir ekonomik ve duygusal yük oluşturuyor. Hastalık, engellilik ve yoğun bakım ihtiyacının bir arada bulunduğu durumlarda ise artan bakım ihtiyacı, hanelerin ekonomik yükünü ağırlaştırırken duygusal yükü ve geleceğe ilişkin kaygıları da derinleştiriyor. Bu vakalar bize aynı zamanda önemli bir şeyi hatırlatıyor: Bakım yalnızca kadınların ve ailelerin işi değildir. Kadınlar bakım emeğinin yükünü tarihsel olarak çok daha fazla taşıyor olsa da herkes yaşamının farklı dönemlerinde bakıma ihtiyaç duyabilir; herkes bir yakınının bakımını üstlenmek zorunda kalabilir. Hastalık, engellilik ve yaşlılıkla birlikte bakım ihtiyacı ağırlaştığında bu sorumluluğun tek tek aile bireylerinin, kadınların ya da erkeklerin omuzlarına bırakılması kabul edilemez.”

TÜKENMİŞLİK, YALNIZLIK VE RUHSAL ZORLANMA…

“Yaşlı, engelli ve bakım ihtiyacı bulunan bireylerin kamusal bakım hizmetlerine erişimi bir sosyal yardım konusu değil, insan onuruna yaraşır bir yaşamın, sağlık hakkının ve sosyal devlet ilkesinin gereğidir” ifadelerine yer veren platform, “Bakım, bir insan hakkı olduğu kadar kamusal bir sorumluluktur. Sosyal devlet; bakım ihtiyacını ailelerin fedakârlığına ya da piyasanın insafına bırakmak yerine, herkes için erişilebilir, nitelikli ve güvence altına alınmış kamusal bakım hizmetleri sunmakla yükümlüdür. Kamusal bakım politikası yalnızca bakım alan bireyi değil, bakım veren aile üyelerini de hak sahibi olarak görmelidir. Bakım verenlere ekonomik desteğin yanında sosyal hizmet danışmanlığı, dinlenme/ara bakım olanakları ve ruh sağlığı desteği sunulmalıdır. Çünkü bakım yükü yalnızca maddi değil, aynı zamanda fiziksel, sosyal ve psikolojik bir yüktür. Kamucu sosyal politika, bakım sorumluluğunu ailenin özel meselesi olmaktan çıkarıp toplumun ve devletin ortak sorumluluğu haline getirmelidir. Özellikle uzun süreli ve yoğun bakım sorumluluğunun tükenmişlik, sosyal izolasyon, yalnızlık ve ruhsal zorlanma yaratabileceği dikkate alınarak ruh sağlığı desteği bakım politikasının tamamlayıcı değil, asli bir unsuru haline getirilmelidir” değerlendirmesinde bulundu.

TOPLUMSAL BİR SORUMLULUK

Son olarak ise “Kamucu bir bakım politikası, yalnızca ‘bakılanı’ değil, ‘bakım vereni’ de koruyan; bakım emeğini görünür, desteklenebilir ve toplumsal olarak paylaşılabilir hale getiren bir ‘mor, yeşil, kamucu’ bir sosyal devlet politikası ile mümkün olabilir. Bu yaklaşım, bakım sorumluluğunu ailelerin ekonomik ve duygusal kapasitesine terk etmek yerine, bakım hakkını bireysel bir ayrıcalık olmaktan çıkarıp herkes için güvence altına alınmış evrensel bir yurttaşlık hakkına dönüştürmeyi amaçlamalıdır. EŞİK’in savunduğu Mor-Yeşil-Kamucu politikalar tam da bu nedenle yaşamsaldır. Çünkü odağına kâr hırsını ve sağlıksız bir ekonomik büyümeyi değil; yaşamın sürdürülebilirliğini, bakım emeğini ve toplumsal refahı koyar. Gündüz ve gece kreşleri, yaşlı bakım merkezleri, engelli ve özel gereksinimli bireyler için rehabilitasyon merkezleri, bakım verenler için ‘mola evleri’, parklar vb. erişilebilir yaşam alanları gibi sosyal altyapı yatırımlarını ekonominin ana omurgası olarak görür. İnsanlara ve gezegene özen gösteren, bakım emeğini görünür ve değerli kılan, bakım hizmetlerini kamusal bir hak ve sorumluluk olarak örgütleyen politikalar olmadan eşit ve insanca bir yaşam mümkün değildir. Sorumluları göreve çağırıyor; bakımın aileler ve bireyler üzerine bırakılan bir yük değil, toplumsal bir sorumluluk olduğu ‘Bakım Toplumu’nu inşa edene kadar mücadelemizi sürdüreceğimizi hatırlatıyoruz” mesajı verildi.