Sayfa Yükleniyor...
Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi ‘Kürt Kimliğine Yönelik Irkçı Saldırılara İlişkin Basın Taraması’ raporunu açıkladı: “Hiçbir zaman ayrımcılığa uğramadığını söyleyenlerin oranı yüzde 21,3”
SULTAN GÜMÜŞ KAYA
Son yıllarda Türkiye’deki toplumsal davranış biçimlerini; ayrıştırma, ötekileştirme, kutuplaştırma, dışlama gibi kavramlarla tanımlayan; kişilerin etnik, cinsel, bölgesel, inançsal farkları nedeniyle ilgili davranış kalıplarına uğradıklarını savlayan çok sayıda haber ve çalışmayla karşılaşıyoruz.
Ağırlıklı olarak mülteciler, kadınlar, LGBT+İ bireyler, Kürtler ve Aleviler işaretlenerek gerçekleşen bu davranış kalıplarına dair haberler ve olaylar Türkiye’de artan biçimde ‘ırkçılık’ tartışmalarını da gündeme getirmiş durumda. Konuya ilişkin yapılan araştırmaların önemli kısmı ağırlıklı olarak ‘Türkiye’de ayrımcılık hallerine’ ilişkin verilere odaklanmış olmakla birlikte; artık ‘ırkçılık’ kavramının da güncelleştirilerek olay ve olguların tariflendiğine tanıklıklar artıyor.
SON 6 AYA AİT BASIN TARAMASI
Konunun önemine binaen, Sosyo-Politik Saha Araştırmaları Merkezi ‘Kürt Kimlikli Yurttaşlara Irkçı Yönelim” kapsamında son 6 yıla ait basın taraması gerçekleştirdi. Gerçekleşen taramaya göre sadece 2021 yılının ilk 8 ayı içerisinde, Kürtlere yönelik bahsedilen saiklerle basında en az 9 saldırı haberi yer aldı. 12 Mayıs 2021’de ilk olarak Konya’da Karslı Dedeoğlu ailesine yönelik linç girişimiyle başlayan (akabinde 30 Temmuz tarihinde aynı aileden 7 kişinin katledilmesine kadar varan), HDP İzmir İl binasında Deniz Poyraz’ın ve sonrasında yine Konya’da Hakim Dal’ın öldürülmesi ve Ağustos başında Antalya/Elmalı’da mevsimlik işçi olarak çalışan Kuğra ailesinin linç edilerek çalıştıkları yerden kovulmalarıyla devam eden olaylar zinciri bu basın taraması gerçekleştiği esnada henüz durulmadı.
ANADİL GİZLENİYOR!
Bu ve benzeri olaylar zincirinin olası etki ve sonuçları üzerine henüz gerçekleşmiş yeterli araştırmalar olmamakla beraber, Türkiye de yaşayan farklı kimliklere ilişkin araştırmalar; Kürtlerin önemli bir kesiminin kendilerini güvende hissetmediklerini, bu bağlamda özellikle batı illerinde dil ve kültürel aidiyetlerini gizleme, aidiyetlerinden uzaklaşma, görünmez kılma gibi eğilimler içine girdiğini, kamusal alanda tedirginlik hissiyatlarının arttığını gösteriyor. Örneğin; Anadilini yüzde 94,9 oranında Kürtçe olarak tarifleyen ilgili araştırma grubunun, bu dili sokakta/sosyal hayatta kullanma oranı toplamda yüzde 37,6’da kalıyor.
‘KAMUSAL ALANDA AYRIMCILIK’ DÜŞÜNCESİ
Aynı araştırmaya göre anadili nedeni ile resmi devlet dairelerinde, okulda, hastanede, sokakta, toplu taşımada, iş ortamında gündelik hayat akışının sürdüğü pek çok kamusal alanda ayrımcılığa uğradığını, dışlandığını düşünenlerin oranı hiç de azımsanmayacak oranda. Öte yandan, devlet dairelerinde hiç ayrımcılığa uğramadığını düşünenlerin oranı sadece yüzde 5,3 iken; sosyal çevresinde hiçbir zaman ayrımcılığa uğramadığını söyleyenlerin oranı yüzde 21,3 olarak ölçülmüştür. Yine devamla, sosyal medyada hiçbir zaman ayrımcılığa uğramadığını düşünenlerin oranı yüzde 12,4; iş ortamında hiçbir zaman ayrımcılığa uğramadığını düşünenlerin oranı yüzde 21,8; yaşadığı kentte hiçbir zaman ayrımcılığa uğramadığını düşünenlerin oranı ise yüzde 24,6’da kalıyor.
‘TEHLİKE ÜRETEN UNSUR’ ALGISI
Ayrıca Saha Merkezinin ilgili çalışmasında görüşmecilerin en az üçte ikisi değişik oranlarda ayrımcılığa maruz bırakıldıklarını ifade ediyorlar. Araştırma verileri anadilin, ayrımcılığa maruz bırakılmada önemli bir etken olduğunu gösteriyor. İlgili araştırma; bu ayrımcılık ve dolayımında gelişen ırkçı yönelimler nedeniyle, kimliği güçlü biçimde işaretleyen anadilin kullanılmasına dönük, Kürtlerde yaygın bir oto-sansür davranışının geliştiğini de gösteriyor. Ayrıca anadilin artık bir kesim Kürt nezdinde ‘tehlike üreten unsur’ olarak algılanıp, kullanımından kaçınılmaya başlandığına da veriler işaret ediyor.
Haber Merkezi