Sayfa Yükleniyor...
Gıda Mühendisleri Odası İzmir Şube Yönetim Kurulu Başkanı İ. Uğur Toprak, Birleşik Metal İş Sendikası’nın 2021 yılı Nisan ayı raporunda yayınladığı yoksulluk ve açlık sınırı rakamları hakkında değerlendirmede bulundu
BURCU YANAR/RÖPORTAJ
Birleşik Metal İş Sendikası 2021 yılı Nisan ayı açlık ve yoksulluk sınırı rakamlarını açıkladı. Açıklanan raporda yer alan rakamlara göre açlık sınırı 18 yılda 8 yıl artarak 2 bin 816 TL oldu. 2021 yılı asgari ücret rakamının sadece 9 lira 90 kuruş altında olan açlık sınırı ise vahim durumu ortaya koydu. Gıda Mühendisleri Odası İzmir Şube Yönetim Kurulu Başkanı İ. Uğur Toprak, FAO verilerine göre dünyada her dokuz kişiden birinin yatağa aç girerken, 1.4 milyar kişinin de obezite olduğunun altını çizerek gıda enflasyonu ve gıdadaki dengesizlik hakkında görüşlerine yer verdi.
Birleşik Metal İş Sendikası’nın yayınladığı rapora göre 2021 yılı nisan ayında açlık ve yoksulluk sınırı açıklandı. Buna göre 18 yılda açlık sınırı 8 kat artarak 2 bin 816 liraya yükseldi. Bu hızlı yükseliş hakkında ne söylemek istersiniz?
Gıda enflasyonunun yüksek olması, gıda harcamalarının toplam harcamasının büyük bir bölümünü oluşturan dar gelirli kesimleri çok daha fazla etkilemektedir. Bu da özellikle gıda ithalatçısı az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en temel sorunlarından biridir. Asgari ücretin açlık sınırıyla denk olduğu ülkemizde gıda harcamaları, çok büyük bir kesim için en fazla harcama kalemidir ve hane bütçesinde önemli bir paya sahiptir. Yükselen döviz fiyatları ve artan işsizlikle birlikte gıda enflasyonundaki artış vatandaşın alım gücünü büyük ölçüde azaltmakta, özellikle de dar gelirli kesimi daha fazla etkilemektedir. Yurttaşlar indirim günlerini takip etmekte, hangi ürün nerede daha uygun fiyatlı diye araştırmakta, halk ekmeklerin önünde uzun kuyruklarda dakikalarca beklemekte, çünkü 5 kuruşun dahi önemi oldukça büyük. Pazarın kapanma saatlerine yakın alışverişe giden hatta ne yazık ki pazar toplandıktan sonra geride kalanları toplamak zorunda kalan yurttaşlarımız da var. Sonuç olarak enflasyon sabit bir geliri olan ve emek gücüne dayanan kesimler için yıkıcıdır.
ÜRETİM VE TÜKETİMDE ADALET GEREKİYOR
Rapora göre 4 kişilik bir ailenin sağlıklı beslenebilmesi için aylık yapması gereken harcama tutarı 2 bin 816 TL. Bu harcama sadece gıda için yapılması gereken minimum tutar olarak gösteriliyor. Neredeyse asgari ücrete yaklaşan açlık sınırını siz doğru buluyor musunuz?
2021 yılı için ülkemizde belirlenen asgari ücret 2 bin 825 lira 90 kuruş. Yani ülkemizdeki asgari ücret ne yazık ki açlık sınırına denk. 1966 yılında kabul edilen Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesinde, ‘Cinsiyeti ve yaşı ne olursa olsun, her insanın her zaman sürekli, yeterli, güvenli ve kültürel tercihine uygun gıdaya veya gıda üretmek için gerekli araçlara ulaşma hakkı vardır. İnsanlar gıda ihtiyaçlarını kendi kontrollerinin dışında, engelli, yaşlılık, ekonomik yetersizlikler, hastalık, felaket ya da ayrımcılık gibi durumlarda karşılayamadıkları zaman gıda ihtiyaçları devlet tarafından karşılanmalıdır’ denmektedir. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre dünyada her dokuz kişiden biri yatağına aç girerken, yaklaşık 1,4 milyar kişi ise obezdir ve bu nedenle sağlık sorunları yaşamaktadır. Aslında, yaşanan açlık ve yetersiz beslenmenin nedeni üretim yetersizliği değil, üretim ve tüketimin adaletli bir şekilde sağlanamamasıdır.
Özellikle pandemi döneminde paketli gıda tüketiminin artması ve gıda israfının artması ile ilgili de pek çok haber yayılmıştı. İsrafın bir türlü önlenemediği dünyamızda açlık sınırı rakamları nasıl düşürülebilir?
2021 Birleşmiş Milletler (BM) Gıda İsrafı Endeksi Raporu’na göre Türkiye’de her yıl kişi başına 93 kilogram, toplamda ise 7,7 Milyon ton yiyecek çöpe atılıyor. Bu verilere göre ülkemiz Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Meksika’nın ardından üçüncü sırada yer alıyor. Tarım sektörü, küresel sera gazı salınımlarının üçte birinden sorumlu tutuluyor. Yapılan çalışmalarda, toprak kullanılmadan (topraksız) yapılan tarım ile ilgili olarak ilk çalışmaların 1860’lı yıllara dayandırıldığı belirtilmektedir. Toprak kullanılmadan yetiştirilen kültürlerin günümüzde tarım sektörü içinde en hızlı gelişen sektör olduğu bildirilmiştir. Beslenme eksikliğinin ve dengesizliğinin önüne geçebilmek için gıda atıklarının en az yüzde 50 oranında azaltılması ve sebze yoğunluklu beslenmenin daha fazla yaygınlaşması gerekiyor. Gıda atığı sorununu ortadan kaldırmamız için depolama, taşıma ve paketleme ile etiketlemeden oluşan tüm gıda zincirini etkileyen düzenlemelere ihtiyacımız var. Sıfır atıklı bir gıda zinciri oluşturmak için hem yasaları hem de sektörün iş yapış biçimlerini değiştirmek gerekiyor.
Bu konuda devlet ve ilgili makamlar nasıl çalışmalar yürütmelidir?
Dünyada milyonlarca çiftçi iflas etti. Küçük üretici tarımdan uzaklaştırıldı. Aile tarımı terk edildi. Aile çiftçiliği, özellikle de sosyal korumaya ve toplumların refahına yönelik politikalarla desteklendiğinde yerel ekonomilerin canlanması için de bir fırsat olarak ortaya çıkmaktadır. Ülkemizde yaygın olarak bulunan tarımsal üretim kooperatiflerinin gıda güvenliğini sağlayan bir biçimde, katma değerli ürün üreten sistemlere entegrasyonlarını teşvik edici devlet politikaları geliştirilmeli; ortaya çıkan ürünlerin tüketici ile buluşabileceği pazarlar yaratılmalıdır.
GIDA ENFLASYONU KANAYAN YARAMIZ
Rapordaki ifadelere göre 2003 yılında 4 kişilik bir aile günlük minimum 15.51 TL’ye sağlıklı beslenebilirken, günümüzde bu rakam 93.85 TL’ye yükselmiştir. Gıda fiyatlarındaki bu artışın nedeni nedir?
Gıda enflasyonu durdurulamaz artışı ile ülkemiz için adeta bir kanayan yara haline gelmiş durumdadır ve her ay artmasının ekonomik, sosyal, coğrafi, politik gibi birçok nedeni vardır. Tarımsal üretim yapısındaki gelişmeler, her yıl etkilerini çok daha fazla görmekte olduğumuz küresel iklim değişikliğine bağlı olarak yaşanan olumsuzluklar, mazot, gübre, yem ve elektrik gibi girdi fiyatlarındaki artışlar, tarım alanlarının madencilik, enerji, inşaat, sanayi vb gibi tarım dışı kullanılması, köyden kente göç, üretimin planlı ve verimli olmaması gibi etmenler gıdada fiyat artışlarına neden olmaktadır.
Tarım ve hayvancılık alanında üretim arttırılıp dışa bağımlılık azaltılırsa bu durumun önüne geçilebilir mi?
Tohum dahil dışa bağımlı olmamız girdi fiyatlarında yükselmeye, çıktı fiyatlarında da istikrarsızlığa neden olmaktadır. ‘Paramız var ki ithal ediyoruz’ mantığıyla fiyatı yükselen her gıda maddesi için çözüm olarak görülen ithalat da vatandaşın ucuz, yeterli ve güvenli gıdaya ulaşmasını sağlayamamakla birlikte, yerli üreticiyi de mağdur etmektedir. Meralarımızı ve tarım arazilerimizi korumadan ve sürdürülebilir kılmadan, çiftçilerimizi eğitip sözde değil emeklerinin karşılıklarını alabilecekleri şekilde destekleyip yeniden üretime yöneltmeden, biyoçeşitliliğe ve yerel tohumlarımıza sahip çıkmadan, üretici, tüketici ve dağıtıcı kooperatiflerin yaygınlaştırılmasını sağlamadan, ülkemizi ithalat sarmalından kurtarmadan, gıda egemenliği ilkelerine dayalı bir tarım politikasını derhal hayata geçirmeden gıda enflasyonuna dur diyemeyiz ve bu konuyu ne yazık ki her ay konuşmaya devam ederiz.
Haber Merkezi