1 Mart 2026, Pazar 19:45
14°C İzmir

Global ölüm ticareti

Avrupa’da suç örgütleri her yıl tehlikeli atık ticaretinden büyük karlar elde ediyor ancak bu suçlar yeterince yargıya intikal etmiyor. Gaziemir’deki kurşun fabrikası arazisinde Europium 152 izotoplarının gömülü bulunması, nükleer santral bulunmayan Türkiye’de de, atık ticareti yapıldığının ispatı niteliğindeydi. Ancak cezasızlık nedeniyle kirlilik tüm boyutlarıyla ortaya çıkarılamadı

Global ölüm ticareti haberinin görseli
ÇAĞLA GENİŞ-ÖZEL HABER

Avrupa’da suç örgütleri her yıl tehlikeli atık ticaretinden büyük karlar elde ediyor ancak bu ekolojik suçlar yeterince yargıya intikal etmiyor. Suçların yeterince rapor edilmemesi nedeniyle çoğu zaman söz konusu kişi ve kurumlar cezalandırılmıyor. İzmir’in Gaziemir ilçesindeki Aslan Avcı Kurşun Fabrikası’nın arazisinde yalnızca nükleer reaktörlerde oluşturulan, çevre ve insan sağlığını hasara uğratan Europium 152 (Eu-152) izotoplarının gömülü bulunması, nükleer santral bulunmayan Türkiye’de de, atık ticareti yapıldığının ispatı niteliğindeydi. İlk olarak 2008 yılında tespit edilen fakat Türkiye Atom Enerjisi Kurumu(TAEK) tarafından önlem alınmayan, 2012’ye gelindiğinde sivil toplum eliyle başlatılan dava süreci üzerinden bugün hala yürütülen bir mücadele söz konusu. Gaziemir’deki kirliliğin tüm boyutları ile ortaya çıkarılması gerektiğini söyleyen Avukat Arif Ali Cangı, “Bu atıkların oradan temizlenmiş olması iş bitmiş anlamına gelmez. Atıkların oraya; hangi yolla, kim tarafından ve nasıl getirildiğinin de mutlaka ortaya çıkarılması lazım. Birilerinin ceza almasından öte bu açık noktanın ortaya çıkarılması gerekiyor. Bir açık nokta, denetimsizlik var ki; bu atıklar Türkiye’ye giriyor. Belki başka yerlerde de gömülü duran tehlikeli atıklar var ama biz bilmiyoruz. Zaten ne yazık ki Türkiye, Avrupa’nın ve diğer ülkelerin tehlikeli atık çöplüğü haline geldi” ifadelerini kullandı.



5 YIL BOYUNCA GİZLENDİ
Fabrika sahibinin hayatını kaybetmesinin ardından varisler arasında yaşanan anlaşmazlık sonucu yapılan ihbarla alanda tehlikeli atıkların depolandığının ortaya çıktığını belirten Avukat Arif Ali Cangı, “Mirasçılar kendi aralarında bir anlaşmazlığa düşünce damatlardan biri, ‘Fabrika alanında tehlikeli atıklar depolanıyor’ diyerek Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne ihbarda bulunmuş” dedi. İhbarı yapan mirasçının kimya mühendisi olduğunu ve şirketten ayrılmadan kısa bir süre önce kurşun kaplarının içinde nükleer yakıt çubuğu getirildiğine dair beyanı olduğunu anlatan Cangı, “Kaplara bakınca yakıt çubuğu olduğunu anlamış, tehlikeli ve yasak olduğunu söylemesinin ardından nereden getirdiklerini sormuş. Ucuza olduğu için aldıklarını söylemişler. İhbarın ardından dönemin Çevre ve Orman İl Müdürü Osman Tatar, hemen bir ekip göndererek inceleme başlatmış. Geçici olarak atık depolama izni verildiği halde sürekli depolamaya yaparak orayı bir atık deposu haline getirdikleri ortaya çıkmış. Oysa oraya geçici depolama izni bile verilmemesi lazım! Bunun üzerine şirkete para cezası kesilmiş ve uyarı yapılmış. Şirket kamyon ve TIR’larla atıkları Kocaeli’nde bulunan Tehlikeli Atıklar Bertaraf Tesisi’ne taşımaya başlamış. Tesis girişinde cihaz kontrolünden geçen kamyonların birinde radyoaktif kirlilik uyarısı verilmiş. Bunun üzerine Türkiye Atom Enerji Kurumu (TAEK) yetkilileri fabrika sahasında ölçümler yapmış ve yüksek oranda radyasyon tespit etmişler. 2007 yılında tespit edilmesine rağmen İzmirler bu olayı 2012 yılında bir gazete haberi ile öğrendi. Oysa radyoaktif atıkların olduğu orada yaşayan insanlara haber verilmeli,  sağlık açısından gerekli önlemlerin alınması gerekirdi. İzmir Valiliği, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Gaziemir, Karabağlar ve İzmir Büyükşehir Belediyesi! Hepsi biliyor olmasına rağmen İzmirlilerden gizlemişler” dedi.

YASADIŞI TEHLİKELİ ATIK TİCARETİ
Türkiye’de bulunmayan nükleer çubukların (Europium 152) tesise getirilerek kurşun ve gümüşün geri dönüştürüldüğünü, bu işlemlerin ardından ise kalan tehlikeli atıkların rastgele etraftaki araziye gömüldüğünü söyleyen Cangı, “Türkiye’nin nükleer yakıt çubuğu atığı üretecek bir tesisi yok. Bu şu demek: Türkiye’ye yasadışı yollarla nükleer atık girmiş! Bunun iki yolu var. Zaman zaman Aliağa’daki Gemi Söküm Tesisi’nde denizaltılar sökülüyor. Araştırmalar sonucunda 1990’lı yıllarda nükleer yakıtla çalışan bir Rus denizaltının Aliağa’da söküldüğüne dair haberlerin çıktığına rastladım.  Tesiste sökülen o denizaltına ait nükleer yakıt çubukları, hurdacılar aracılığıyla tesisi gelmiş olabilir. Ya da yurtdışından yasadışı yapılan nükleer atık ticareti yoluyla gelmiş olabilir. Dünyada nükleer santrallerin atıklarının bu şekilde yasa dışı yollarla dünyaya yayıldığı bilinen bir gerçek. Çünkü yakıtı üreten devlet/şirket o atıkların saklanması için ciddi bir maliyet üstlenmesi gerekiyor. Atıkların saklanması yüksek maliyetli olunca o maliyetten kurtulmak için ellerinden çıkarmak istiyorlar. Bizim gibi denetimsiz ülkelerde o atıklardan ekonomik gelir elde etmek için bekleyenler var. Ayrıştırıp ürün elde etmek için bu tehlikeli atıkları alıyorlar. Bir hocanın verdiği bilgiye göre; tesiste bulunan nükleer çubukların yüzde 80’i gümüş. Bu dünyanın her yerinde yasa dışı bir ticaret. Türkiye’de de öyle ama yasa dışı bir şekilde giriyor. Kim bilir henüz bizim bilmediğimiz daha nerelerde bu tür tehlikeli atıklar var. Bu yasadışı nükleer atık ticaretinin ortaya çıkarılması gerekiyor. Mesele sadece Gaziemir’deki atıklar meselesi değil; bu yasadışı atık ticareti nükleer santraller var olduğu sürece dünyada yaşanacak sorunlardan biri” ifadelerini kullandı.



İZMİR BU MESELEYE İLGİSİZ KALDI
Mahallede zeka geriliği yaşayan çocukların sayısında ciddi artış olduğunu gözlemlediklerini ancak buna ilişkin henüz hiçbir bilimsel çalışma yapılmadığını kaydeden Cangı, şunları söyledi: “Bu aslında İzmir’i aşan bir sorun ama İzmir açısından ele alacak olursak, ciddi bir ilgisizlik ve duyarsızlık var. Bu kadar önemli bir kirliliğin şimdiye kadar sorumlu kamu görevlileri hatta İzmirliler tarafından ilgisiz bırakılmış olması başlı başına sorundur! Oradaki insanlar yıllardır bu kirliliğin içinde yaşıyorlar. Bir süre mücadele yürütmüşler ama sonuç alamamışlar ve pes etmişler. ‘Artık biz ne yapalım?’ diyorlar. 10 tane kadın başlattı bu mücadeleyi! Eşlerini çocuklarını zorla getiriyorlardı. Ama yaşlı ve hasta insanlar var. Bir süre sonra pes edip çekilenler oldu. Mahallelinin şu an bu konuya sessiz kalmasını bizim eleştirmeye hakkımız yok. Bu işin bilincinde olan, İzmir’in geleceğini koruma iddiası bulunan insanların mutlaka bu konuyla ilgilenmesi gerekiyor.”

ONA BİZ KARIŞAMAYIZ!
Cangı, “2012 yılında gazete haberiyle konu gündeme geldiğinde kendimi çok kötü hissettim. Burada bir kurşun fabrikası var, atıklar var… 2007 yılında burada atık olduğu tespit edilmiş, aradan 5 yıl geçmiş ve bizim bundan haberimiz olmamış. Baya öz eleştiri verdim o dönem. Çünkü yıllar öncesinde kurşun fabrikası çalışırken mahalle sakinlerinden şikayetler gelirdi. Genzimiz yanıyor, dumanlar çıkıyor diye. EGEÇEP o dönem yeni kurulmuştu. Ama CHP orada bu işi yürütecekmiş gibi bir hava vardı. Onlar yürütsün biz de destek olalım dedik. Çok ciddi iddialar var. Belediye başkanını yanlarına çektikleri, şirketten alınan parayla bölgeye kültür merkezi yapıldığı gibi böyle tuhaf ilişkiler var. Ortaya çıktıktan sonraki aşamada hem kendimi sorumlu hissetmem nedeniyle hem de Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin Eş Sözcüsü olarak hem kamu görevlileri hem de şirketin yönetim kurulu üyeleri hakkında şikayette bulunduk. Çünkü ciddi bir ihmal vardı. O günlerde haberi yapan arkadaşımız da İzmir’e geldi. Birlikte soruşturmayı başlatan savcıya gittik. Bildiklerimizi aktardık. Nükleer atık ticareti yönünde de soruşturma yürütülsün istedik. Ama savcı, ‘Ona biz karışamayız, onu MİT araştırır’ dedi. Dolayısıyla o soruşturma basit bir çevre kirliliği soruşturması gibi değerlendirildi. Hatta TAEK olayı örtbas etmeye çalıştı. Sürekli basın açıklaması yaparak korkulacak bir şey olmadığını söyledi” dedi.

DOSYA CEZASIZLIKLA KAPANDI
Cangı, “Mahkeme, başlarda oldukça duyarlı davrandı. 1 ayda dava bitirilmeye çalışıldı ama biz bilirkişilerle keşif yapılmasını istedik. Ölçüm yapılsın ve elimizde bir rapor olsun istedik. Savunmalar alındı ve sonunda beraat kararı çıktı. Gerekçesi de, ‘Çevre kirliliği suçunun oluşabilmesi için izinsiz kirletme eyleminin olması gerekir’ idi. Aslan Avcı Kurşun Fabrikası’na zamanında Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından geçici atık depolama lisansı verildiği için suç unsurları oluşmadığından beraat kararı verildi. Biz kararı temyiz ettik ve dosya Yargıtay’a gitti. Yıllar geçti, öğrendik ki, Yargıtay dosyayı kapatmış. Uzun gerekçesinde; kirliliğin meydana geldiğini anlatmış, sorumluların olduğunu anlatmış ama zaman aşımına uğradı diyerek davayı düşürme kararı vermiş. Dolayısıyla cezasızlıkla dosya kapandı. Anayasa Mahkemesi’ne gittik ama hala bir gelişme olmadı. Birilerinin ceza alması değil derdimiz, suçu tespit edip olayın genişletilmesini sağlamak. Anayasa Mahkemesi şu an inceliyor neye karar verecek bilmiyoruz. Oraya inşaat yapmak isteyenlerin çıkar çatışması sonucunda ortaya çıkmış bir suç bu. O çıkar çatışması olmasa temizlenmiş gibi yapılıp binalar dikilecekti. Türkiye’de ne yazık ki pek çok suç bu şekilde ortaya çıkıyor.”



TEMİZLİĞE HALEN BAŞLANMADI
Sahanın temizlenmesi için 2014’te Turanlar A.Ş. ile anlaşıldı. Önce ‘ÇED gerekli değildir’ kararı alındı. Temizleme çalışmaları başladı. Ancak çevrecilerin itirazı sonucunda ÇED raporu hazırlanmasına karar verildiğini hatırlatan Cangı, “Halkın katılım toplantısı yapıldığı andan itibaren biz sürece dahil olduk. Turanlar A. Ş. yetkilileri süreci hızlandırmak istediklerini söyleyip, ‘Siz ne derseniz yapacağız’ dediler. Sonuç alabilmek için ‘Tamam’ dedik, projeyi inceledik. Projede, alana dışarıdan da atık getirip geri dönüşüm sağlamaktan bahsediliyordu. Biz oradaki atıkların temizlenmesi için uğraşırken, onlar orada bir ayrıştırma tesisi kurmaya çalıştı. ‘Kesinlikle olmaz, burası atık deposu haline gelir’ dedik. O maddeyi çıkaracaklarını ve bizi bütün gelişmelerden haberdar edeceklerini söylediler. Mahalle sakinlerinden Ayşe Hökerek, beni zaman zaman arayıp bilgi verirdi. Bir gün aradı, ‘Burada TIR’lar, kamyonlar bir şeyler götürüyor’ dedi. Henüz ÇED süreci tamamlanmamıştı ve hiçbir işlem yapılmaması gerekiyordu. Öğrendik ki oradaki atıkları hurda olarak satıyorlarmış. Arayıp şirket yetkililerine sordum, ‘Düzenleme yapıyoruz’ dediler. ‘Hurda ticaretine başlamışsınız, başka yeri kirletiyorsunuz böyle olmaz bu iş, şu an yasa dışı işlem yapıyorsunuz’ dedim. ‘Bir kere oldu, hata ettik. Şirketten para alamıyoruz. Bundan sonra sizden habersiz hiçbir şey yapmayacağız’ dediler. Sonra ilişkimiz bozuldu. 2017 yılında ÇED raporu çıktı ama sonradan öğrendik ki, şirket ve Turanlar A. Ş. arasında uyuşmazlık çıkmış. Mirasçılar kendi aralarında pay devri yapmış. Biri ben temizlik için Fransız şirket ile anlaşacağım demiş. Aradan geçti 2 yıl. ÇED olumlu belgesi alındığı halde temizliğe başlanmadı. Şu an kendi halinde terk edilmiş bir vaziyette” ifadelerini kullandı.

BÜYÜKŞEHİR KONUYA DUYARLI
Cangı, “Ne yapılması gerektiği konusunda ciddi bir bilimsel çalışma gerekiyor. Aslında bu işi TAEK yapar, ama onlar şu an tehlike yok diye umursamıyor. Çevre Bakanlığı, bizi ilgilendirmez diye umursamıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin, TAEK ve mülk sahipleri ile gerekli görüşmeleri sağlayıp bir kısım giderleri de belki kendi bütçesinden karşılayıp alanın temizlenmesi çalışmalarını başlatması lazım. Nükleer bulaşıklı atıklarla diğer atıkların ayrıştırılması çok mümkün gözükmüyor. Bu ayrıştırma işlemini yapmaya kalktığınız zaman kırma gibi işlerin orada yapılması riskli. Eğer bir ayrıştırma işlemi yapılacaksa bile orada yapılmaması lazım. Bu çok zahmetli ve masraflı bir iş. Bir şekilde başlanması gerekiyor. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in konuya duyarlığının devam etmesini ve bir şekilde bunun sonuca ulaştırılmasını diliyorum. EGEÇEP olarak sürece desteklemeye hazırız. Umarım yakın zamanda bir başlangıç yaparız” şeklinde konuştu.

TÜRKİYE ATIK ÇÖPLÜĞÜ HALİNE GELDİ
Dünyadaki tehlikeli atık ticaretinin korkutucu boyutlara vardığına dikkat çeken Cangı, “Bu atıkların oradan temizlenmiş olması iş bitmiş anlamına gelmez. O atıklar hangi yolla, kim tarafından, nasıl getirildiğinin de mutlaka ortaya çıkarılması lazım. Birilerinin ceza almasından öte bu açık noktanın ortaya çıkarılması gerekiyor. Bir açık nokta, bir denetimsizlik var ki; bu atıklar Türkiye’ye giriyor. Belki de başka yerlerde gömülü halde duran radyoaktif atıklar var ama biz bilmiyoruz. Zaten ne yazık ki Türkiye, Avrupa’nın ve diğer ülkelerin tehlikeli atık çöplüğü haline geldi. Nükleer santralimiz olmadığı halde bunlarla uğraşıyorsak bir de santralimiz olursa ne olur halimiz!” açıklamasında bulundu.
 

Kaynak: HABER MERKEZİ

0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Bir Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.