GÜNDEM

Kadın örgütleri: Boşanmak isteyen, şikayet eden kadınlar korunmuyor

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, 2026'nın ilk altı ayında öldürülen kadınlara ilişkin verileri paylaşarak, boşanma sürecindeki ve şikâyette bulunan kadınların yeterince korunmadığını belirtti 

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP), 2026 yılının ilk altı ayında öldürülen kadınlara ilişkin yaptığı değerlendirmede, şiddetten uzaklaşmak isteyen kadınların etkili şekilde korunamadığını vurguladı. 
Platform, boşanma aşamasında olan veya resmi makamlara başvuruda bulunan kadınların da cinayetlerin hedefi olduğunu belirterek, koruma mekanizmalarının etkin işletilmesi ve kadınların ekonomik koşullarını ortaya koyan verilerin kamuoyuyla daha şeffaf paylaşılması gerektiğini ifade etti.

ŞİDDET KARŞISINDAKİ KIRILGANLIK

Platformunda yazılı açıklamasında yer alan ifadeler şöyle: “Boşanmak isteyen, şikayet eden kadınlar korunmuyor. Ulaşabildiğimiz verilere göre 2026 yılında öldürülen50 kadının 9’u, yani % 6’sı boşanma aşamasındaydı. 4 kadının polis ya da savcılığa şikâyette bulunduğu, 3 kadının ise hem boşanma aşamasında olduğu hem de adli başvurusunun bulunduğu biliniyor. Bu veri, kadınların ayrılmak, boşanmak ya da şiddetten uzaklaşmak için başvuru mekanizmalarına yöneldiklerinde de yeterince korunmadığını gösteriyor. Kadınların yaptığı başvurular etkin biçimde takip edilmediğinde, koruma mekanizmaları zamanında işletilmediğinde kadınlar öldürülüyor.34 kadının, yani yüzde 89’unun adli başvuru durumuna ilişkin bilgiye ulaşılamadı. Bu yüksek oran, kadın cinayetlerinde başvuru süreçlerinin, şikâyetlerin ve risk değerlendirmelerinin kamuoyuna yeterince yansımadığını gösteriyor… Kadın cinayetlerinde kadınların çalışma durumuna dair veriler çoğu zaman kamuoyuna yansımıyor. Oysa bu bilgi, kadınların ekonomik bağımsızlığı, sosyal güvencesi, destek mekanizmalarına erişimi ve şiddet karşısındaki kırılganlıklarını anlamak açısından son derece önemli. Bu nedenle basın mensuplarının kadın cinayetlerini haberleştirirken kadınların çalışma durumuna ilişkin bilgiyi de görünür kılması gerekiyor.”

YALNIZCA BİR VERİ EKSİKLİĞİ DEĞİL…

Devamında ise “TÜİK’in Mayıs 2026 işgücü verilerine göre kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 35, istihdam oranı ise yüzde 31,4. Aynı verilerde işgücüne dahil olmayan kadınların sayısı 21 milyon 982 bin olarak yer alıyor. Bu tablo, kadınların çalışma yaşamına eşit ve güvenceli biçimde katılamadığını; istihdamdan uzaklaştırıldığını ya da bakım ve ev içi sorumluluklar nedeniyle işgücünün dışında bırakıldığını gösteriyor. TÜİK’in sınıflandırmasında ‘ev işleriyle meşgul’ olanlar, kendi evindeki ev işleri nedeniyle iş aramayan ve işbaşı yapmaya hazır olmayan kişiler olarak işgücü dışında sayılıyor. Ancak bu tanım, kadınların ev içinde harcadığı emeğin ekonomik ve toplumsal değerini görünmez kılıyor. Yemek, temizlik, çocuk, yaşlı ve hasta bakımı gibi işler ücretlendirilmeyen ama hayatın sürmesini sağlayan gerçek bir emek biçimi. Bizim ulaşabildiğimiz verilere göre 2026 yılının ilk 6 ayında öldürülen kadınların5’inin bir işyerinde çalıştığı biliniyor. Ancak kadınların büyük çoğunluğunun çalışma durumuna dair bilgiye ulaşılamıyor. Bu belirsizlik, yalnızca bir veri eksikliği değil; kadınların emeğinin, ekonomik konumunun ve yaşam koşullarının sistematik biçimde görünmez bırakıldığını da gösteriyor. Kadınları yalnızca ev içi rollerle tanımlayan, bakım emeğini doğal görev gibi kadınların üzerine yıkan ve onları güvenceli istihdamdan uzaklaştıran her politika, kadınları daha korunmasız hale getiriyor. Kadınların yaşam hakkını korumanın yolu; onları eve hapsetmekten değil, eğitimde sadece şekli olarak değil gerçek anlamda bir eşitlik halini sağlamaktan geçiyor” sözlerine dikkat çekildi.