Sayfa Yükleniyor...
Politika faizinin 250 baz puan artırılarak yüzde 17,5’e çekilme kararını yorumlayan ekonomistler, faiz kararının yaratacağı etkiler konusunda ikiye bölündü
KEMAL ÖZKURT
Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında politika faizini 250 baz puanlık artışla yüzde 15’ten, yüzde 17,5’e yükseltti. Haziran ayında 850 baz puanlık artışla ciddi bir adım atan Merkez Bankası’nın yüzde 2,5’lik artışı ise beklentilerin altında kaldı. Piyasa beklentileri politika faizinin yüzde 20’ye çıkarılması yönündeydi. Ekonomistler MB’nin aldığı bu kararın ardından ikiye ayrılırken bir taraf yaşanan artışın kontrollü ve doğru karar olduğunu savunurken diğer taraf ise düşük tempolu faiz artırımının enflasyon yaratacağı şeklinde yorumladı.
ACAR: KONTROLLÜ ARTIŞ YAPILDI
Bir ay önce 650 baz puanında arttırılarak yüzde 15 olarak belirlenen faiz oranının sonuçlarının henüz görülmediğini belirten, Ekonomist Prof.Dr. İbrahim Attila Acar, “Henüz etkisi görülmeyen bir ortamda Merkez Bankası’nın aldığı bu karar ekonomide kontrollü artış açısından yerinde bir karardır. Bazı tahminciler yüzde 25’in üzerinde olmasını bekliyordu ama bu öyle el yordamıyla yapılan bir şey değil. Burada yapılan işin önce sonuçlarının görülmesi lazım. Faizi yükselttiğimiz zaman tüketici faizleri de yükselecek. Bu da satışların düşmesi ve tüketici kredilerinin talebin azalması anlamına geliyor. İkinci olarak yatırımlar maliyetleri artacak. Yatırımcı veya üretici yüksek maliyetle kredi kullanmak zorunda kalacak. Bütün bunlar bir sorun. O yüzden önce yapılan şeylerin etkisini bekleyecekler ve buna göre önümüzdeki aylarda her şey netleşmiş olacak” diye konuştu.
“ÖNCE SONUÇLAR BEKLENMELİ”
Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan’ın ‘Enflasyon görünümünde belirgin iyileşme sağlanana kadar parasal sıkılaştırma gerektiği zamanda ve gerektiği ölçüde kademeli olarak güçlendirilecektir’ sözlerini de değerlendiren Acar, “Ekonomide ilk atışlar her zaman yüksek olur. Bunun sonuçları beklenir, sonrasında ortama göre artışlar devam eder. Ekonomi politikaları bir meseledir. Bizim aldığımı faiz kararı bütün ekonomi çevreleri tarafından takip ediliyor. Faiz artması gerekirken hükümet arttırmazsa o zaman konuşuruz bunları. Şu anda faizin yükselmesi demek üretim yapabilecek sermaye sahibinin azalması demek. Faiz yükseldiği zaman insanlar üretimden kaçacak. Üretim olmadığı yerde tüketim de zayıflayacak. Tüketimin zayıflaması demek ülkenin ekonomik anlamda büyümesinin de zayıflaması ve işsizlik demektir. Bu da daha çok şikayetçi toplulukların oluşmasına sebep olacak. Karl Marx’ın ‘Ekonomi Politiğin Eleştirisi’ kitabında ‘Bir ülkede değişim, dönüşüm, devrim konuşmayla, meydanda nutuk atmakla olmaz, kriz çıkartacaksın ki insanlar sokağa dökülecek’ diyor. Türkiye’nin ekonomi politiğinde bu yorumcular insanları meydana dökmek istiyorlar. Bunları konuşmaya gerek yok. Ekonomi yavaş yavaş rotasına girecek” diye belirtti.
SÖNMEZ: ENFLASYON YARATACAK
Açıklanan faiz kararıyla ilgili bir diğer yorum ise Ekonomist İktisatçı Yazar Mustafa Sönmez’den geldi. Düşük tempolu faizin yüksek enflasyona sebep olacağını ifade eden Sönmez, “Politika faizini Haziran’da sadece 6,5 puan artırıp yüzde 15’te bırakanlar, TL’de de yüzde 13, 3 değer kaybı yarattılar. Böylece 23 TL’lik dolar, 1 ayda 27 dolara çıkarken fiyatı yüzde 18’e yakın arttı. Temmuz faizi yüzde 17,5 ve aylık TL aşınması aynı olursa Ağustos 20’de 30 TL’yi aşmış bir döviz kurunu görmek mümkündür” dedi.
KÜÇÜKÖZMEN: ARTIŞ DEVAM EDECEK
Merkez Bankası’nın faiz kararını ‘ılımlı bir artış’ olarak değerlendiren Ekonomist Prof.Dr. Coşkun Küçüközmen, “Merkez Bankası Piyasaları çok fazla sarsacak bir durum ya da bir konu olmaması gerektiğini istiyor sanırım. Çünkü görünen o ki kademeli olarak faiz artışı devam. Belki de sıkılaştırmanın sonuna mı geldik acaba, biraz da öyle düşünüyorum. Çünkü burada çok sıkılaştırma yaptığınız zaman, krediye erişim zorlaşıyor. Böyle bir durum yaşanınca da ekonominin ivmesi kayboluyor. MB’nin önünde her gün bakması gereken bir başka gösterge geliyor. Ortada bir tane denklem varsa bu denklemin içine bir sürü parametre konulduğu zaman o denklem çözülemez hale geliyor. Bütçe, cari açık, deprem için hazırlanan bütçenin normal bütçeden ayrı tutulmaması gibi sorunlar var. Bu yüzden MB’nin bu parametrelerden hangisiyle uğraştığı zaman, nelerin bozulacağını çok kolay söyleyebilmek mümkün değil. İlk bir ay açıkları kapatalım diye vergiler arttırıldı, enerji fiyatlarına ciddi zamlar geldi. Bunun dışında reel faizin düşük olması ve paranın hızlı değer kaybetmesi neticesinde yapılan zamlar etkisiz kaldı. Bunlar ilk ayda yapılan günü kurtarma faaliyetleriydi. Umarım bu günü kurtarma faaliyetlerine bir son verilir. En azından 6 aylık veya 1 yıllık projeksiyonlar yapılarak bir şeyler ortaya konur” ifadelerini kullandı.
Haber Merkezi