Görür, Marmara Denizi'nde üç aktif fay segmentine dikkat çekiyor ve özellikle yaklaşık 75 kilometre uzunluğundaki Kumburgaz fayının büyük bölümünün henüz kırılmadığını vurguluyor. 1999 Gölcük ve Düzce depremlerinin bu hatta ciddi bir stres transferi yarattığını belirten Görür, segmentin artık kırılmaya hazır durumda olduğunu ve kırıldığında 7'nin üzerinde bir deprem üretme potansiyeli taşıdığını söylüyor. Bu durumun İstanbul başta olmak üzere tüm Marmara kıyılarını doğrudan etkileyeceğini ifade ediyor.
23 Nisan 2025'te Silivri açıklarında yaşanan 6,2 ve ardından Büyükçekmece açıklarında kaydedilen 5,9 büyüklüğündeki depremlerin ardından sosyal medyadan değerlendirme yapan Görür, bu sarsıntıların "beklenen büyük deprem" olmadığını, tam tersine Kumburgaz fayının biriktirdiği stresi artırarak kırılmaya zorladığını yazdı.
"Yüzde 47 ihtimal" tartışması
Görür, beklenen büyük İstanbul depremine kesin bir tarih vermenin "kahinlik" olacağını söylüyor ve bilim insanlarının ancak olasılık üzerinden konuşabileceğini vurguluyor. Uluslararası saygın bir bilimsel dergide yayımlanan bir çalışmaya atıfla, 1999'dan bu yana 30 yıllık bir dönemde büyük depremin gerçekleşme olasılığının yüzde 47 olarak hesaplandığını aktarıyor. "İstanbul'da deprem riski bitti" şeklindeki iddialara da tepki gösteren Görür, bu görüşü öne sürenlerin hakemli bir bilimsel yayınla desteklemediğini söylüyor.
Silivri ve zemin riski
Görür, Silivri bölgesinin zemin yapısının ayrıca önemli bir risk taşıdığını belirtiyor. Gevşek ve suya doygun zeminlerin deprem dalgalarını sönümlemek yerine büyüterek yapılara ilettiğini söyleyen bilim insanı, 1999'da Avcılar'da yaşanan ağır hasarın benzerinin Silivri'de tekrarlanmaması için kapsamlı zemin etütlerine dayalı planlama yapılması gerektiğini vurguluyor.
"Ölümcül soru": Neden hazırlanmıyoruz?
Görür'ün son dönemdeki açıklamalarının ortak vurgusu, tartışmanın sadece olasılık hesaplarından ibaret kalmaması gerektiği. İstanbul'da tarih boyunca 7,0 üzerinde çok sayıda deprem yaşandığını hatırlatan Görür, sorduğu soruyu "ölümcül" olarak nitelendiriyor: kentlerin neden hâlâ deprem dirençli hale getirilmediği. Görür'e göre kentsel dönüşüm ve yeni bina yapımı tek başına yeterli değil; yol, köprü, altyapı, hastane ve okuldan oluşan bütün bir sistemin depreme dayanıklı şekilde ele alınması gerekiyor.
1999 Gölcük ve Düzce depremlerinin bir "milat" olabileceğini, ancak geçen 25 yılda merkezi ve yerel yönetimlerin gerekli adımları kararlılıkla atmadığını belirten Görür, yerel yönetimlerin siyasi kaygılardan uzak, bilimle iç içe ve şeffaf uzun vadeli planlar yapması gerektiğini savunuyor.
Görür'ün özeti
Görür, deprem gerçeğiyle ilgili tartışmayı şu çerçevede sunuyor: deprem olup olmayacağı tartışması anlamsız, çünkü bu kaçınılmaz bir doğa olayı. Asıl mesele, bu depremi bir afete dönüştürmeyecek tedbirlerin zamanında alınıp alınmadığı.
0 Yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Bir Yorum Bırakın