Sanata sığınan mülteciler

Suriye'deki iç savaşın ardından ülkesini ve yakınlarını geride bırakarak İzmir'e göç etmek zorunda kalan Suriyeli şair Ahmed Cundi ile eşi ressam Nesrin Mustafa, savaşın izlerini, anılarını, hayallerini ve hiç yitirmedikleri umutlarını sanatlarına yansıtıyor


  • Oluşturulma Tarihi : 19.02.2017 08:12
  • Güncelleme Tarihi : 19.02.2017 08:12
  • Kaynak : HABER MERKEZİ
Sanata sığınan mülteciler

E. ÇAĞLA GENİŞ-ÖZEL HABER

Suriye'deki iç savaşla beraber yerle bir olan hayatlardan yalnızca biri onlarınki.

Beş yıl önce geldikleri İzmir Karabağlar'da, mülteci oldukları için zar zor buldukları bir evde ve yabancısı oldukları memlekette tıpkı diğerleri gibi kendilerine yeni bir hayatkurmayaçalışıyorlar. İçlerindeki özlem hiç bitmiyor; tek umutları savaşın bir an önce bitmesi. Şair-yazar Ahmed Cundi, kalemiyle; eşi Nesrin Mustafa ise eline aldığı fırça ile resimler çizerek direniyor savaşa ve mülteciliğe. Ve ikisi birden şunu söylüyor: "Ağacı toprağından sökemezsiniz. Ben de bir ağacım ve köklerimle sarılabileceğim bir toprağım yok."

SAVAŞIN YIKTIĞI HAYATLARDAN BİRİ

34 yaşındaki Ahmed Cundi, Türkiye'ye 2013 yılında Haseki'den gelmiş. Aslında Halep'te yaşıyorlarmış ama savaş çıkınca dokuz ay boyunca görece daha güvenli bulduğu bu durgun şehirde kalmış. Karabağlar'da yaşayan dayısının yardımıyla önce Ahmed gelmiş İzmir'e. Üç ay sonra da eşi Nesrin ve iki çocuğu. Ahmed'in asıl mesleği grafikerlik fakat İzmir'de uzun süre iş bulamamış. Dil bilmediği için kimsenin kendisini işe almak istemediğini anlatıyor. Mesleğini yapabileceği bir iş bulana kadar terzi dükkanında çalışmış. Bu esnada Türkçe'yi neredeyse sökmüş. Şuan aylık 2 bin lira ücretle Menemen'de bir şirkette grafiker olarak çalışıyor. Fakat yaklaşık dört aydır maaş alamıyor. Suriye'de ise kendine ait bir dükkanı vardı; gelirleri oldukça iyiydi.

KÖKLERİMLE SARILABİLECEĞİM TOPRAĞIM YOK

Ahmed, ailesiyle birlikte Suriye'de mutlu ve rahat bir yaşam sürdüklerini fakat savaşın başlamasıyla beraber yaşadıklarını şöyle anlatıyor: "Savaştan önce işlerim çok güzeldi. Çok müşterim vardı. Savaş Halep'i çok kötü vurdu. Şuan Halep'in yüzde 80'i yıkıldı. Ben orada kalıp nasıl savaşacağım? İnsanlık için kaçtım. Ülkemi çok seviyordum. Suriye'de doğdum, büyüdüm... Her sokağında bir özlemim var. Oradan ayrılırken çok acı çektim. Suriye'de kanunları, yasaları, şehirleri, sokakları her şeyi biliyordum. Şuan her şeyimi kaybettim. Savaş bitince ülkeme geri döneceğim. Ağacı toprağından sökemezsiniz. Ben de bir ağacım ve köklerimle sarılabileceğim bir toprağım yok."

SAVAŞA SANATLA DİRENİYORLAR

Ahmed, savaş öncesinde Halep'te kültür sanat yaşamını anlatıyor uzun uzun. Şairlerin ve yazarların bir araya toplandığı o dillere destan salonları... Sanat hayatı da Suriye'de korkunç savaşın kurbanı olmuş. İzmir'de yeniden yazmaya ve üretmeye çalışıyor. Basmak istediği bir kitabı var ama şimdilik Arapça baskı yapan bir matbaa bulamadığından ve dağıtım sorunlarından bahsediyor. Sahneye koymak istediği bir tiyatro oyunu yazmış. Türk sanat müziği dinlemeye bayılıyor; Müzeyyen Senar, Zeki Müren, Münir Nurettin Selçuk... "Arabesk müzikte ise favorisi Orhan Gencebay. Suriye'deyken de dinlermiş ama ne dediklerini anlamazmış; "Artık anlıyorum ve daha çok sevmeye başladım" diyor.

HEPSİNDE ÖZLEM VAR

Ahmed, üniversiteden bu yana öykü ve şiirler yazıyor. Şuan kaleminden en sık dökülen duygu, özlem. Hepsi Suriye'yi anlatıyor. En büyük hayalinin dünyaca ünlü bir yazar olmak olduğunu söyleyen Ahmed, "Yazdıkça savaşın acıları hafifliyor. Yaşadığım ve içimde yer eden o kötülükleri dışarı atıyorum. Umudum ve hayallerim var ama nasıl olacak bilmiyorum. Nesrin'in hayali dünyaca tanınan bir ressam olmak, benimse yazar... Yaşar Kemal, Orhan Pamuk gibi... Umudumu hiç kaybetmedim. Ama ekonomik durum her şeyin karşısında duruyor. Bir aydır hiçbir şey yazamadım. Çünkü geçim derdine düştük, ay sonunu getiremiyoruz. Bu halde nasıl yazayım? Dört aydır maaş almadan çalışıyorum. Burada çok fazla çevrem yok, evim kira. Bazı günler yol param olmadığı için işe gidemiyorum. Suriye'de kendi dükkanım vardı ve durumum çok iyiydi. İnşallah eskisi gibi her şey güzel olur" diyor.

FIRÇA DARBELERİ

33 yaşındaki Nesrin Mustafa ise, küçük yaşlardan beri resim yapmayı çok seviyor. Suriye'de güzel sanatlar üzerine eğitim almış. Suriye halkının sanata yoğun ilgisi olduğunu anlatıyor. Yüzünde hep hüzünle karışık bir gülümseme var; yaşadığı acılara rağmen eskisinden daha güçlü bir kadın. İzmir'e ilk geldiğinde uzun süre eline fırça alamamış. Bir süre çok düşük ücret karşılığında model heykeller yapmış. Nesrin, İzmir'e geldiğinde yaşadıklarını şöyle aktarıyor: "Suriye'den geldiğimde uzun süre bir şey yapamadım. Buraya uyum sağlamaya çalıştım. Yeni bir dünyaya girmiştim; çok acı çektim. Kısa bir süre bir atölye için para karşılığı heykeller yaptım. Para karşılığı yaptığım için onlara sanat diyemiyorum. Ama artık yalnızca istediğim şeyleri çiziyorum. Yaşam üzerine resimler çiziyorum. Kalbimde ne varsa onu çiziyorum. Daha çok Suriye'deki dramı resmediyorum. İlerde kendime ait bir atölye ve kişisel sergi açmak istiyorum. Atölyede daha rahat çalışabilirim. Şuan yalnızca evimin bir odasında resim yapabiliyorum."

BOĞULAN ÇOCUKLARIN ÇIĞLIKLARINI DUYUYORUM

Nesrin, resim yapabilmek için evinin bir odasını atölyeye çevirmiş. Ahmed de çoğu zaman yazılarını bu odanın penceresinden İzmir'e bakarak yazıyor. Bazen çocukları da onlara katılıyor. Küçük bir oda bir anda kültür sarayına dönüşüyor. Odanın duvarında girer girmez göze çarpan bir tablo asılı; adı 'çığlık'. Nesrin, o tabloda ne anlatmak istediğini şu sözlerle ifade ediyor: "Ben bu odada resim yapıyorum, Ahmet de yazıyor. Burası atölyemiz gibi oldu. Geçtiğimiz günlerde Konak Kent Konseyi tarafından düzenlenen Suriyeli Sanatçılar Sergisi'ne ben de katıldım. Bir kız çocuğu annesiyle birlikte sergiyi gezmeye geldi. Denizde hayatını kaybeden mülteci çocukları anlatan 'çığlık' tablomu görünce ağlamaya başladı. Annesi, 'Neden ağlıyorsun' diye sordu. 'O çocuklar hep ağlıyor' diye yanıt verdi. Bunları çizerken o denizde boğulan çocukların çığlıklarını duyuyorum. Çizerken hep kendi çocuklarımı düşünüyorum. Kardeşim Almanya'ya gitti. Şuan durumları çok iyi. Bizi de çağırıyorlar ama korkuyorum. Denizde çok insan hayatını kaybetti."

NEDEN OKUL YERİNE İŞ

Nesrin, en çok okula gidip eğitim almak yerine çalışmak zorunda kalan mülteci çocuklara üzüldüğünü anlatıyor. Tek isteğinin çocuklarının iyi bir eğitim alması olduğunu söyleyen Nesrin, şunları paylaşıyor: "En çok çocuklara üzülüyorum. Durumu iyi olanlar da çocuklarını işe gönderiyor. Neden? Çocuklar neden okul yerine işe gidiyorlar? Suriye'deyken herkes çocuklarını okula gönderiyordu. Çocuklar şimdi eğitim alamıyorlar. İki çocuğum var. Şado 4.5, Vina ise 6 yaşında. Anaokuluna gidiyor. Okulda tiyatro, bale, resim eğitimi alıyor. Ben resim yaparken o da yanımda çizim yapıyor. Vina, okula çok alıştı. Öğretmeni çok iyi, Vina'ya çok iyi davranıyor. Türkçe'yi de öğrendi. Eve hep mutlu geliyor. Okulda tek Suriyeli öğrenci kızım Vina, herkes onu çok seviyor. Ben çocuklarımı çalıştırmayı hiç düşünmedim. Tek isteğim onların okula devam etmesi. Çocuklarımı ne yapıp edip okutmaya devam edeceğim."

"UÇAK SESİ DUYUNCA KORKUYORUM"

Nesrin, hala evlerinin üzerinden geçen bir uçağın sesini duyunca korkarak uyanıyor. Televizyonu açıp haberleri izleyemiyor. Halep'te çok sayıda akrabası var.Savaştan kaçmış gibi görünse de aklında hala Suriye'deki dram var. Nesrin, "Halep'te çok akrabamız vardı; birçoğu öldü. Hala çok büyük sıkıntılar çekiyorlar. Kaçmak istiyorlar ama nasıl kaçacaklarını bilmiyorlar. Aklım hep onlarda. Elektrik yok su yok... Telefonda konuştuğumuzda, 'Durum çok fena' diyorlar. Biz kaçtık çünkü durum çok karışıktı. İki çocuğum var, onları düşünmek zorundaydım. IŞİD var, Esad var... Suriye'den geldiğimden beri haberleri izlemedim, bakamıyorum. Biz, savaşın acısını çektik. Dilerim kimse o acıyı yaşamasın, kimsenin kapısının önüne bombalar düşmesin. Hala uçak sesi duyunca korkuyorum, şimşek çaktığında ürperiyorum" diyor.

SURİYE DÜNYANIN UMRUNDA DEĞİL

"Savaş, dünyadaki en kötü şey" diyip derin bir iç çekiyor Ahmed, ve "İnsan, savaşta her şeyini kaybediyor. Yaşamak, sevmek, insanlık, ahlak... Her şey... Savaşta bir şey kalmıyor. İnsanlar ülkelerini terk etmek zorunda kalıyor ama kimse bir şey yapmıyor. Bütün dünya şuan Suriye'deki dramı görüyor, biliyor ama bir şey yapmıyor. O zaman insanlıktan bahsetmek çok zor. Nesrin beni geceleri uyandırırdı. 'Ahmet kalk, bomba...' diye. Gitmek için çantalarımız hep hazırdı. Korkuyla bekliyorduk. Suriye şuan kabus gibi" diye ekliyor.

Ahmed Cundi-Özlem

Ben toprağım,

Ve toprak burada

Ve burada toprak altımda sallanıyor

Ben vatanım

Ve vatan burada

Ama vatan orada ve uzakta

Burada suya

Parmaklarımın arasında taşıyorum

Ve serap dönüşüyor

Umut sisleşiyor

Su burada su değil

Güzel olmayışı değil sebep

Dilim o suyu özlüyor

Ekmek de burada ekmek değil

Güzel olmayışı değil sebep

Ciğerlerim o havaya hasret çekiyor

Burada bir çadır beni yağmurdan koruyor

Ama kışın soğuğu içime işliyor

Ağaç burada da ağaç, orada da

Gölge burada da gölge, orada da

Ama o ağacın gölgesindeki uykuyu özledim

Deniz burada da deniz, orada da

Ama o denizin balığını tutmayı özledim 

Buradaki balıklar çok inat ediyor

Gözlerim o gökyüzünü özledi

Yurtsuzluk tak etti canıma

Mültecilik artık bitirdi beni

*

Ahmed Cundi-İzmir

Gece bana doğmamış gibiydi

Ben ki her gecenin yolcusu

Kendinden geçmiş

Kalbimi huzura götüreni arayan

Hangi yolcuyum ben her gece

Hangi korkudur beni endişelendiren her gece

Denizine bakıyorum bir kentin

Hakkında hiçbir şey bilmediğim; isminden başka

Hatta anlamını bile bilmediğim

Kayboluyorum denizin dalgalarında

Dolaşıyorum isimlerini bilmediğim sokaklarında

Kubbelerinde kaybettiriyorum kendimi

Belki özüme varırım diye

Umudum boşunadır, kendimi hazır hissettiğim

Alışmaya çalıştığım bu kentte

Haber Merkezi