KEMAL ÖZKURT/ÖZEL HABER / Orta Doğu, küresel güçlerin ideolojik ve teolojik söylemlerle meşrulaştırmaya çalıştığı büyük bir bombardıman ve stratejik yıkım kıskacından geçiyor. Venezuela’da bir devlet başkanının askeri operasyonla alınıp götürülmesinden, İran’da rejim değişikliği hedefiyle yürütülen saldırılara kadar uzanan bu süreç, uluslararası hukukun temel taşlarını yerinden oynatıyor. Petrol ve yer altı zenginlikleri üzerinden yürütülen bu güç mücadelelerinin, halkların iradesini gölgede bırakarak sivil trajedilere yol açarak bölgesel gerilimi tırmandırıyor. Yaşanan küresel hareketliliği ve bölgedeki gerilimi değerlendiren Siyaset Bilim Uzmanı Yusuf Batuhan Altun, askeri kapasitenin bir meşruiyet üretmeyeceğini ve şiddetin hiçbir türünün normalleştirilemeyeceğini vurguladı. Altun, “Güçlü olmak haklı olmak değildir. Irak’ta, Afganistan’da, Venezuela’da ve İran’da gördüğümüz dış müdahaleler, toplumları istikrara değil, yıkıma sürüklüyor. Petrol ve yer altı zenginlikleri üzerinden yürütülen bu güç mücadeleleri, halkların iradesini gölgede bırakıyor. Silahların gölgesinde demokrasi inşa edilemez” dedi.

ASKERİ KAPASİTE MEŞRUİYET ÜRETMEZ
Küresel sistemin temel taşları olan egemenlik ve ulusların kendi kaderini tayin hakkının sadece kitaplarda kalan kavramlar olmaması gerektiğini belirten Altun, son dönemde yaşanan müdahalelerin yarattığı kırılganlığa dikkat çekti. Altun, “Venezuela’da bir devlet başkanının askeri operasyonla alınıp başka bir ülkeye götürülmesi, İran’da rejim değişikliği hedefiyle yürütülen saldırılar ve Orta Doğu’da ideolojik motivasyonlarla meşrulaştırılmaya çalışılan bombardımanlar... Bunların hiçbiri güvenlik kavramının arkasına saklanarak normalleştirilemez. Irak’ta, Afganistan’da, Venezuela’da ve İran’da gördüğümüz dış müdahaleler, toplumları istikrara değil, yıkıma sürüklüyor. Petrol ve yer altı zenginlikleri üzerinden yürütülen bu güç mücadeleleri, halkların iradesini gölgede bırakıyor. Bugün İran’da bombalanan bir okulda hayatını kaybeden çocuklar, hangi stratejik hesabın parçasıdır? Güç geçicidir, hukuk ise kalıcıdır. Silah susturur ancak barış yaşatır” açıklamasında bulundu.

NATO EKSENİNDEN SAPMIŞTIR
Bölgedeki gerilimi tırmandıran ve Türkiye’nin güvenliğini doğrudan hedef alan söylemlerin kabul edilemez olduğunu vurgulayan Altun, müttefiklik hukukunun çiğnendiğini belirterek şu ifadeleri kullandı: “Geçtiğimiz yaz İran-İsrail çatışmaları sırasında İsrail’de bir TV kanalında ‘Sırada Türkiye var’ diyen Eyal Berkovic’in ve geçtiğimiz günlerde ABD’li emekli Albay Douglas McGregor’un ‘İran’dan sonra sıra Türkiye’de’ söylemleri, NATO’nun zihnen varoluş amacından saptığını göstermektedir. Bu tür söylemlere sessiz kalmak, müttefikler arası hukuku hiçe saymak demektir. Bölgede hayalleri kurulan büyük İsrail’e giden yolun taşı olarak görülen ve ‘sözde Kürdistan’ diye anılan oluşum planları, Türkiye için ciddi bir tehdittir. Ancak unutulmamalıdır ki bu sadece bir hayaldir; Türkiye’nin toprak bütünlüğü ve ulusal egemenliği korunmaya mukadderdir.”

MESELE TÜRKİYE OLUNCA TEK YUMRUK
Türkiye’nin ulusal onurunu koruma konusundaki kararlılığının iç siyasetteki farklılıklardan bağımsız, devlet geleneğine dayalı bir duruş olduğunu söyleyen Altun, “Muhalefetiyle, iktidarıyla tek yumruk bir ülke olan Türkiye’nin önemi, Maduro ve Venezuela meselesinde de görülmüştür. Özgür Özel’in vurguladığı gibi: ‘Değil Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanını, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın önünden bir vatandaşımızı alıp da götürmeye cesareti olan varsa hodri meydan.’ Bu tutum, Türk devlet gelenekleri çerçevesinde şekillenmiş ve ulusal onurun korunmasında temel bir göstergedir. ABD’nin egemen devletlere yönelik müdahalelerini, İsrail’in bölgesel tırmanışı derinleştiren saldırılarını ve İran’ın misilleme yoluyla çatışmayı büyüten adımlarını kınıyorum. Şiddetin her türü, hangi aktörden gelirse gelsin insanlığa zarar verir” dedi.

‘YURTTA SULH CİHANDA SULH’ ZORUNLULUKTUR
Türkiye’nin bölgesel bir savaş riskine karşı hem askeri hem de ekonomik olarak hazırlıklı olması gerektiğini ifade eden Altun, “Türkiye, bu çatışmaların bölgesel bir savaşa dönüşmesi hâlinde, 2. Dünya Savaşı’ndaki stratejik tutumunu hatırlayarak, ekonomik ve askeri yatırımlarını artırmalı ve güçlü bir şekilde bu dönemi atlatmalıdır. Ancak egemenlik haklarımıza bir saldırı olması hâlinde, bölgede barışta olduğu kadar savaşta da belirleyici aktör olduğumuzun farkındalığıyla tüm haklarımızı savunacağımız açıktır. ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ bir temenni değil; bir zorunluluktur. Bu söz bir nostalji değil, insanlığın ortak sorumluluğudur. İçeride barışı kuramayan, dışarıda istikrar sağlayamaz. Bugün, tam da savaş uçaklarının gölgesi şehirlerin üzerine düşmüşken hatırlayalım: Barış, sadece bir seçenek değil, bir zorunluluktur. Güç geçici, savaş kalıcı değildir. Hukuk ve vicdan ise her zaman ayakta kalır” diye belirtti.
0 Yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Bir Yorum Bırakın