KEMAL ÖZKURT – ÖZEL HABER - Türkiye’nin tarımsal ihracatında gıda güvenliği standartları alarm veriyor. Avrupa Komisyonu’nun Gıda ve Yem için Hızlı Alarm Sistemi (RASFF) tarafından açıklanan 2025 yılı verileri, Türkiye’nin Avrupa pazarına gönderdiği ürünlerdeki pestisit (tarım zehiri) ihlalleri nedeniyle küresel ölçekte en çok bildirim alan ikinci ülke olduğunu ortaya koydu. Hindistan’ın ardından gelen Türkiye, yıl boyunca 105 kez radara takılırken, bu ürünlerin 51 tanesi doğrudan Avrupa Birliği sınırlarından geri çevrilerek ülkeye iade edildi. Avrupa kapısından dönen ürünlerin yarattığı endişeyi değerlendiren Gıda Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Ulaş Kırım, Avrupa’nın reddettiği ürünlerin ötesinde asıl sorunun iç piyasadaki denetim belirsizliği olduğunu vurguladı. AB’ye giden ürünlerin analiz sonuçları şeffafken, soframızdaki ürünlerin değerini kontrol etmediğimizi ve bilmediğimizi belirten Kırım, iç piyasada yapılan kontrollerde bu yasaklı maddelerin ne kadar arandığının kamuoyuna açıklanması gerektiğini ifade etti. Bu ‘zehir döngüsünden’ çıkış için tarladan çatala etkin bir gıda güvenliği zincirinin şart olduğunu savunan Kırım, uygunluğundan emin olunmayan hiçbir ürünün tüketimine izin verilmemesi gerektiğini belirtti.

TÜRKİYE DÜNYA İKİNCİSİ
İhracat krizinin merkezinde, son yıllarda olduğu gibi yine taze biber yer alıyor. 2025 yılında sınırda reddedilen 51 sevkiyatın 27’sini tek başına biber oluştururken, bu ürünlerdeki sorun “sistemik bir zafiyet” olarak tanımlanıyor. Biberi; 9 bildirimle domates, 5 bildirimle nar ve 4 bildirimle limon takip ediyor. En büyük korku ise biberlerde tespit edilen yasaklı maddeler. 27 bildirimden 8’inde, Türkiye’de kullanımı kesinlikle yasak olan son derece toksik formetanate maddesine rastlandı. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) en tehlikeli 8 pestisitinden biri sayılan bu madde, sinir sistemini felç ederek solunum yetmezliği gibi ölümcül sonuçlara yol açabiliyor.

2026’DA ZEHİR ZİNCİRİ KIRILAMADI
Kriz, 2025 yılıyla sınırlı kalmayıp 2026’nın ilk aylarında da devam ediyor. Şubat 2026’da Almanya, Türkiye menşeli keçiboynuzu (yohannibrot) örneklerinde limitlerin üzerinde acetamiprid maddesi tespit ederek yeni bir bilgi bildirimi yayımladı. Mart 2026’da ise hem Almanya’dan narlar için yeni bir alarm geldi hem de Hollanda üzerinden gelen Türkiye menşeli Çin lahanasında (Petsai) yasaklı chlorpyrifos maddesine rastlandı.

REÇETE VAR, DENETİM YOK
RASFF verilerine göre biberde son iki yıldır üst üste tespit edilen ve AB sınırında reddedilen ‘formetanate’ isimli etken maddeye ilişkin süreci değerlendiren Gıda Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Ömer Ulaş Kırım, sistemdeki denetim zafiyetine işaret etti. Bu ilacın aslında reçete ile satılan ve biber, nar gibi ürünlerde kullanımına kesinlikle izin verilmeyen bir trips önleyici kimyasal olduğunu belirten Kırım, “Ancak yasal veya yasal olmayan yolla bu ilacı temin eden çiftçinin kullanımı denetlenmediği için uygunsuz kullanım oldukça yaygındır. Bakanlık kaynaklarında da bu ilacın ruhsatla satıldığı açıkça belirtilmektedir. Ancak satış sonrasında kullanım denetimi yapılmadığı sürece tıpkı formetanate gibi diğer etken maddeler de oldukça kolay bir şekilde limit üzerinde kullanılabilir. Bu denetimsizlik, AB ülkelerinde sınır reddi sayımızı her geçen gün artırmaktadır” dedi.

DÖNEN ÜRÜNE ‘İTHAL’ MUAMELESİ
Avrupa kapısından dönen tonlarca ürünün Türkiye pazarlarında satılıp satılmadığına dair kamuoyundaki endişelere açıklık getiren Kırım, geri dönüş sürecindeki resmi prosedürün ‘ithal ürün’ statüsünde işlediğini vurguladı. RASFF Window üzerinden yapılan bilgilendirmenin eş zamanlı olarak Tarım Bakanlığı birimlerine de ulaştığını belirten Kırım, “İhracatçı firmanın detaylarından tonajına kadar tüm bilgiler bakanlığın elinde mevcut olur. Bakanlık personeli ilgili firmayı ziyaret ederek izlenebilirlik kayıtlarını talep eder. Şayet ürün Türkiye’ye geri getirilmek istenirse, her ne kadar burada üretilmiş olsa da artık ‘ithal ürün’ muamelesi görmeye başlar. Gümrük kapılarımızda gıda güvenliği kapsamında hangi kontroller yapılması gerekiyorsa o kontroller titizlikle yapılır. Bizim yönetmeliğimizdeki limitler dahilinde olmadığı sürece de ülkeye girişine asla izin verilmez. Limit dışı çıkan bir ürün varsa, gümrüklü alandan yetkili geri dönüşüm firmasına bakanlık kontrolünde imha için sevk edilir” diye konuştu.

DENETİM SIKLIĞI SORGULANIYOR
Geri dönen ürünlerin iç piyasaya girme ihtimalinin prosedürler gereği düşük olduğunu belirten Kırım, asıl meselenin yerel denetimlerin içeriği olduğunu ifade etti. Avrupa Birliği ve Türkiye arasındaki limit farklarına değinen Kırım, “Limit değeri 0,005 ppm olması gerekirken 0,007 ppm çıktığı için iade edilen bir ürünü biz mi tüketiyoruz diye sorgularken, iç piyasada satılan aynı ürünün değerinin kaç olduğunu kontrol etmedik ve bilmiyoruz” dedi. İç piyasadaki denetimlerin içeriğine yönelik sorular yönelten Kırım, “Bizim iç piyasamızda yapılan kontrollerde Avrupa’nın baktığı analizlerin ne kadarını, ne kadar sıklıkla denetliyoruz? Biberde bunca ‘formetanate’ iadesi varken, iç piyasada bu etken madde hiç arandı mı? Arandıysa analiz sonucu mevcut mu? Kontrol edilip uygunsuzluk yakalandıysa neden kamuoyu bilgilendirmelerinde bu pestisit uygunsuzluklarını görmüyoruz?” dedi.

DENETİMSİZ KULLANIM TEHLİKE SAÇIYOR
Formetanate maddesinin biberde yasak olmasına rağmen bildirimlerde öne çıkmasını değerlendiren Kırım, denetim zafiyetinin ilacın diğer ürünlerdeki ruhsatlı kullanımından kaynaklandığını ifade etti. Bu kimyasalın sera hıyarı, çilek, tütün ve çiçek gibi pek çok alanda ruhsatla satıldığını belirten Kırım, “Tam olarak denetim kopukluğu da burada başlamakta. Aslında bu kadar zararlı olduğu ispatlanmış bir etken maddeyi hiç kullanmamak en doğrusu. Ancak satış yapılırken sera hıyarı ya da çiçekte kullanımı şeklinde reçete ile alıp kullanım esnasında hangi ürüne kullandığının denetiminin olmaması da bu ret sayılarının başlıca kaynağıdır” diye belirtti.

ŞEFFAFLIK HALK SAĞLIĞI İÇİN ŞART
Ankara 5. İdare Mahkemesi’nin pestisit denetim sonuçlarının açıklanmasına yönelik iptal kararını ve iç piyasadaki ‘mevzuata aykırılık’ iddialarını değerlendiren Kırım, denetimlerin şeffaflıkla paylaşılmamasının yarattığı belirsizliğe dikkat çekti. İhracat yapan firmaların risk almamak için analiz konusunda daha hassas davrandığını belirten Kırım, “Eğer yasal otorite bu analizleri talep etmezse, tüketici de talep etmiyor; dolayısıyla üretici firma gözünde güvenilir gıda için ayrılan analiz bütçesi siliniyor. Denetimler sık ve etkin yapılmalı, alınan numunelerin analiz sonuçları şeffaflıkla açıklanmalıdır. Bu veriler paylaşılmadığı zaman, denetim ve analiz yapılmamış gibi görünmekte; limitlerin içinde mi dışında mı olduğunu hiç bilmediğimiz ürünleri tüketiyoruz sonucu ortaya çıkmaktadır” dedi.

ETKİN DENETİM ŞART
2026 yılının ilk aylarında narda ve sebzelerde yeni pestisit alarmlarının gelmeye devam etmesini değerlendiren Kırım, ‘zehir döngüsünden’ çıkış için acil eylem planını açıkladı. Gıda güvenliğinin tarladan çatala etkin şekilde uygulanması gerektiğini vurgulayan Kırım, “Kontrollü tarım ve ilaç satışının yanı sıra, bu ilaçların tarladaki uygulaması kesinlikle denetlenmelidir. Tarladan çıkıp pazara giren her bir ürünün uygunluğundan emin olunmadan tüketimine izin verilmemelidir. Avrupa Birliği sınır retlerinde öne çıkan parametreleri önce kendi iç pazarımızda tam anlamıyla kontrol altına alabilirsek, ihracattaki bu riskleri de kesinlikle düşürebiliriz” diye konuştu.
0 Yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Bir Yorum Bırakın