E. ÇAĞLA GENİŞ-ÖZEL HABER
Son aylarda toplumun gündeminde yer alan idam cezası tartışması, geçtiğimiz hafta kaybolan küçük Leyla ile Eylül’ün ölü bulunmasının ardından yeniden gündeme geldi. Hükümet kanadından ‘cinsel kastrasyon’un devreye sokulması için adımlar atılacağı açıklandı. MHP lideri Devlet Bahçeli ‘idam çağrısı’ yaptı. Yaşanan bu duruma tepki gösteren vatandaşlar özellikle sosyal medyada idam cezası isteklerini dile getirirken, bir kısım vatandaş da “idam değil eğitim lazım” diyor. Türkiye Barolar Birliği (TBB) Eğitim Merkezi Yürütme Kurulu Üyesi olan Avukat Sinem Hacıeminoğlu, çözümün ‘idam’ olmadığını, hukuka uygun ağır yaptırımlar getirilmesi ve bilinçli bireyler yetiştirmemiz gerektiğini söyledi.
SUÇLARDA AZALMA OLACAK MI?
Toplum tarafından talep edilen idam cezasının Türkiye’de yeniden uygulanması hakkında konuşan Avukat Sinem Hacıeminoğlu, “Son dönemde yaşanan çocuklara karşı işlenen cinsel suçlar, tecavüzler ve çocukları öldürme gibi elem verici ve toplumun vicdanını derinden yaralayan suçlarda, toplum bu fiilleri işleyen suçluların yaşamasını sindirememekte ve kısasen suçlunun hayat hakkına son verilmesi savunulmaktadır. Duyulan bu öfke mantıkla doğru yönlendirilemediğinde öfke ve hınç alma duygusu neticesinde de idam cezası tekrar gündeme gelmektedir. İdam cezası yasada tekrar yerini alsa ve idam cezasını öngören suçları işleyenlerin birkaçının kaba tabiriyle sallandırılarak cezasının infazı gerçekleşse bu suçların işlenmesi engellenecek midir? Suçlarda azalma olacak mıdır? İdam cezası demokratik ve hukuk devletlerinde suçtan caydırıcı bir ceza türü müdür? Islah edici yönü var mıdır?” diye sordu.
SUÇ ORANI DAHA YÜKSEK
Suç ve cezanın özünde kişi hak ve hürriyetlerini korumak yani hukuk kurallarına uygun davrananları gözetmek amacıyla kabul edildiğini hatırlatan Hacıeminoğlu, “Esas olan suçun işlenmemesini sağlamak, suç işleyeni de cezalandırıp, herkese ödeticiliği, suç işlemeden caydırıcılığı ve adaleti göstermektir. Ülkemizde idam cezası 9 Ağustos 2002 tarihinde kaldırılmıştır. Cezanın amacı suçluyu ıslah etmesi, suçların işlenmesinin önlenmesi, suçlunun yaptığının kendisine ödettirilmesidir. İdam cezasının bir ıslah etme amacı yoktur. Suçların işlenmesini önlemek adına caydırıcılığı da yoktur. İlk etapta idam cezası kulağa caydırıcı gibi gelse de norm olarak kanunda yer aldığında insanlar tarafından umursanmayabilecektir. Nasılsa sonuçta öleceğini bilen sonucu öngören suç işleyenler daha fazlasını ve daha ağırını da işleyebilecektir. Uluslararası Af Örgütü verilerinde en çok kadın tecavüzü ve kadın ölümlerinin yaşandığı ülkelerin, idam cezasının uygulandığı Afganistan, Hindistan, Pakistan, Suudi Arabistan, Yemen, Irak, Suriye, Ürdün, İran, Sudan, Çin, Vietnam, Laos, Tayvan, Güney Kore ve Tayland’ın olduğu gözlemlenmiştir” ifadelerini kullandı.
KİMYASAL KASTRASYON ÇÖZÜM MÜ?
“Cinsel suçlarda çözüm ne olmalıdır?” sorusuna yanıt veren Hacıeminoğlu, şunları kaydetti: “Toplum vicdanını derinden etkileyen cinsel suçlara ilişkin en ağır hapis cezalarını öngören yasal düzenlemeler bir an evvel yapılmalıdır. Bu suçlara ilişkin cezai indirimler uygulanmamalı ve af kapsamından herhalükarda muaf tutulmalıdır. Bu suçlara ilişkin psikolojik cezaların (hücre hapsi gibi) miktarı da arttırılmalıdır. Mecliste yasa tasarısında “Cinsel suçlardan dolayı hapis cezasına mahkum olanlar hakkında tahliye edilme tarihinden 3 ay öncesinden başlamak üzere tahliyeden itibaren 5 yıla kadar, ayakta veya yatarak cinsel isteğin ilaçla baskılanması tedbiri alınabilecek” ifadesi yer almaktadır. Aslolan cinsel suçları işleyenlere hak ettikleri cezaları vermenin yanında cinsel suçları işleyenlerin sayısını azaltmaktır. Bu noktada kimyasal kastrasyon bir çözüm müdür? 1960’lı yıllardan beri kimyasal kastrasyon yöntemi batılı ülkelerde uygulanmaktadır. Kimi ülkelerde fayda sağlamadığından kaldırılmıştır. Şayet cinsel suçlara ilişkin tayin edilecek cezalar ağırlaştırılırsa kimyasal kastrasyona da gerek kalmayabilir. Yasal düzenlemeye gerek duyulacağı takdirde de düzenlenmesi, uygulanması ve özelikle tahliye tarihinden sonra tedavinin devamının takibi gibi hususlar ayrıntılı düzenlenmeli ve sıkı denetime tabi olmalıdır.”
ÇOCUKLARIN EĞİTİLMESİ ÖNEMLİ
Sadece cezaları ağırlaştırarak cinsel suçların önüne geçmenin mümkün olmadığına dikkat çeken Hacıeminoğlu, “Devletin asli görevi, anayasa ve taraf olduğu uluslararası anlaşmalar çerçevesinde vatandaşının yaşam hakkını korumak, vatandaşının maruz kalabileceği her türlü istismar, şiddet ve kötü muameleye karşı gerekli yasal, idari, toplumsal, eğitsel önlemleri almaktır. Bu çerçevede bu tür suçların işlenmesinin önüne geçebilmek için; Dr. Cem Keçeci’nin ‘Hadım-kimyasal kastrasyon’ başlıklı makalesinde de belirttiği gibi devlet; evlilik öncesi anne-baba ve eş eğitimlerini yasal zorunluluk haline getirmeli, anaokulundan başlayarak bireylere cinsel eğitim verilmeli ve bu konuya ilişkin toplumdaki farkındalığı arttırmak birinci hedef olmalıdır. Çünkü cinsel sapkınlıklar ve cinsel suçlar bozuk ve sağlıksız aile ortamlarının çok olduğu toplumun bir ürünüdür. Bu nedenle 18 yaşını dolduran herkesin eğitim almadan evlenmesi gelecek nesilleri sıkıntıya sokmaktadır. Ayrıca anne-babaların yanında çocukların eğitilmesi de önemlidir. Kendi bedenini nasıl koruyacağı ve taciz ya da tecavüzle karşılaştığında anne, baba ya da yetkililerle paylaşması gerekliliği ve meydana gelen sonucun kendi suçu olmadığı çocuklara öğretilmelidir. Cinsel taciz ve ensest ilişki ebeveynlerin bilinçlendirilmesiyle doğrudan alakalıdır” açıklamasında bulundu.
MİNİK LEYLA YASA BOĞDU
Ağrı merkezde oturan Nihat ve Şükran Aydemir çifti, çocukları ile birlikte akrabaları ile bayramlaşmak için Ağrı’ya 15 kilometre uzaklıkta bulunan Bezirgan köyüne gitmişti. Köyde akrabaları ile bayramlaşan Leyla, evin önünde amcası ile oynadıktan sonra kaybolmuştu. Durumun jandarmaya bildirilmesinin ardından jandarma ve AFAD ekipleri 18 gündür bölgede arama faaliyetlerini sürdürüyordu. Köye 1 kilometre uzaklıktaki dere kenarında Leyla Aydemir’in cansız bedenine ulaşıldı. Köye 1 kilometre uzaklıktaki dere kenarında cesedi bulunan Leyla’nın öldüğünü öğrenen aile büyük bir üzüntü yaşadı. Yaşanan acı olay ülke genelinde ve sosyal medyada geniş yankı uyandırdı.
18 MİLYON EYLÜL’E AĞLADI
Ankara’nın Polatlı İlçesi’ndeki Uzunbeyli Mahallesi’nde 22 Haziran’da kaybolan Eylül Yağlıkara’nın bulunması için yapılan çalışmalar kapsamında elde edilen bulguları değerlendiren ekipler, küçük kızın cansız bedenini bir tarladaki elektrik direğinin altında gömülü halde buldu. Eylül’ün cansız bedeni, Adli Tıp Kurumu’nda yapılan otopsinin ardından Uzunbeyli Mahallesi’ndeki evine getirildi. Baba İbrahim ile anne Şerife Yağlıkara, gözyaşlarına boğuldu. Cezaevinde olan ve olayı halen itiraf etmeyen zanlı Uğur Koçyiğit’in, Eylül’ü öldürdükten sonra bir elektrik direği dikip, cenazesini de bu direğin hemen altına açtığı çukura gömdüğü ortaya çıktı. Koçyiğit’in cep telefonunda yapılan incelemede çocuk pornosu görüntülerinin bulunduğu iddia edildi.
Vahşete çözüm bulunacak mı?
Küçük Leyla ve Eylül’ün cansız bedenleri tüm Türkiye’yi yasa boğdu. Zanlılara verilecek ceza tartışılırken siyasiler ve vatandaşlar ‘idam’ talebinde bulundu. Uzmanlar ise bilinçli bireyler yetiştirmemizin gerektiğini belirtti
- Oluşturulma Tarihi :
- Kaynak: HABER MERKEZİ
0 Yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Bir Yorum Bırakın