ABD Washington’da bir biyoteknoloji şirketi yöneticisi olan İzmirli Virolog Semih Tareen, koronavirüsle ilgili merak edilen soruları yanıtladı. Yirmi yıldan uzun süredir virüsler üzerine araştırma yapan Tareen, salgında ikinci dalga beklentilerine yönelik, “Solunum yolu virüslerinde hele pandemi esnasında ikinci dalga kesinlikle olacaktır. Bunu 2009’daki H1N1 grip virüsünde de gördük, 1918’deki grip virüsünde de. Hatta ikinci dalgalar genelde daha ölümcül olabiliyor. Tedbirlerle ikinci dalganın şiddetini önleyebiliriz, ama okulların açılması ve insanların yazlıktan şehirlere dönmesiyle sonbahar dönemini çok dikkatli takip etmemiz gerecek” uyarısında bulundu.

-Vakalar ve ölümler azalıyor gibi gözüküyor. Salgın bitti mi?
Salgın bitmedi. Tedbirler (sosyal mesafe, evde kalmak, maske kullanmak) işe yarıyor ve Türkiye’de bunun etkilerini görüyoruz. Tedbirleri rahatlatan ülkelerde (İran) veya tedbir almayan ülkelerde (Brezilya) artışlar hala devam ediyor.
-Salgını yavaşlatan asıl sebep nedir? Virüsün mutasyona uğrayıp gücünü yitirdiğine dair söylemler hakkında ne düşünüyorsunuz?
Salgının yavaşlamıyor. Göreceli olarak yavaşlıyor sanılabilir fakat dünya genelinde salgın tüm hızıyla devam ediyor. Türkiye’deki yavaşlamanın sebebi tedbirler işe yaradığı içindir. Daha 5 Haziran’da 1000’e yakın yeni vaka vardı Türkiye’de, ve komşu ülke İran’da vakalar malesef tekrar artışta. Virüsün mutasyon geçirmesi hakkında yanlış bilgiler var. Tüm canlılar, virüsler dahil, her gün mutasyon geçirirler. Mutasyon genetik çeşitlilik sağlar, fakat seçim baskısı olmadan mutasyonlar yerleşmez. İnsanlarda da her gün trilyonlarca mutasyon olur. Bu, insanlar zayıflıyor veya güçleniyor anlamına gelmez. Virüslerdeki mutasyonlar da sürekli olur ve ‘polimorfizm’ dediğimiz çeşitliliği sağlar. SARS-CoV-2 virüsünde de dünyada mutasyon çeşitliliğini görüyoruz, bu çok normal ve her virüste var. Fakat virüs rahatça yayılabildiği için herhangi bir seçim baskısı yok. Bu yüzden bu virüste mutasyon yüzünden güçleniyor veya zayıflıyor denmesi bilimsel ve virolojik açıdan yanlıştır ve böyle bir veri henüz yoktur.
-Türkiye’de, erken olduğuna yönelik eleştirilere rağmen 1 Haziran 2020 tarihinden itibaren normalleşme adımları atıldı, bu kararı doğru buluyor musunuz? Neden?
Her ülkenin hükümeti salgına cevap vermeli. Bu cevabın bir parçası da halk sağlığı ile sosyo-ekonomik sağlığı dengelemek amacında olmalı. Türkiye’nin ve pek çok hükümetin yapmaya çalıştığı kademeli bir açılım yapmaktır. Fakat maalesef Türkiye’de gördüğüm kadarıyla insanlar bunu tam açılım olarak görüyor. İnsanlar kalabalık, maskesiz ve bu çok yanlış. İkinci dalgayı bekliyoruz ve ikinci dalganın ciddiyeti tedbirlerin ne kadar rahatladığı ile alakalı.
-Pek çok bilim insanı gibi siz de toplumun yüzde 60’ının enfekte olup atlatması halinde kitle bağışıklığının sağlanacağını düşünüyor musunuz? 1 Haziran itibariyle normale geçiş kararının arkasında sürü bağışıklığı hedefi yatıyor olabilir mi?
Sürü bağışıklığı diye bir kavram vardır: virüsün yayılma hızına göre nüfusun belli bir yüzdesinin enfekte olup bağışıklık kazanması sayesinde bağışıklığı olmayanların virüsü kapma riskleri azalır. SARS-CoV-2 için bu yüzde 60-70 civarında ve mesela kızamık virüsü için yüzde 95 kadar yüksektir. Aşı olmadan sürü bağışıklığı edinmeye çalışmak çok yanlıştır ve çoğu bilim insanı ve epidemiyolog bunun yanlış olduğu hakkında hükümetleri uyarır. Yanlış olmasının sebebi aşısız sürü bağışıklığı edinmeye çalışmak Türkiye’de yüz binlerce insanın ölümüne göz yummak demek olur. Seroloji çalışmalarından biliyoruz ki ortalama şu an sadece yüzde 5 kadar insanda bağışıklık var. yüzde 60’a çıkmak için 12 katı daha insanın hastalanması ve 12 katı daha ölüme göz yummamız gerekir ve bu insanlığa aykırı bir düşüncedir. Mesela İsveç hükümeti sürü bağışıklığı yolunda ilerlerken İskandinav ülkeleri arasındaki en çok vaka ve ölüm ile karşı karşıya kaldı.
-Tüm dünya pandemide ikinci dalgayı bekler ve buna hazırlık yaparken, 20 Mayıs günü Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, ikinci dalgayı beklemediklerini söyledi. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? İkinci dalga gelir mi?
Solunum yolu virüslerinde hele pandemi esnasında ikinci dalga kesinlikle olacaktır. Bunu 2009’daki H1N1 grip virüsünde de gördük, 1918’deki grip virüsünde de. Hatta ikinci dalgalar genelde daha ölümcül olabiliyor. İkinci dalga genelde insan yoğunluğu ile orantılı olur. Mesela 1918-19 senesinde dünya genelinde 50 milyon insan öldüren grip salgınında ilk dalga baharda, ikinci dalga da sonbaharda oldu ve ikinci dalgada ciddi oranda ölüm artışı oldu. Tedbirlerle ikinci dalganın şiddetini önleyebiliriz, ama okulların açılması ve insanların yazlıktan şehirlere dönmesiyle sonbahar dönemini çok dikkatli takip etmemiz gerecek.
-Dünya ölçeğinde alınan tedbirlerin amaçlarından biri de aşı veya ilaç bulunana kadar zaman kazanmaktı. Bilim dünyası aşı konusunda nasıl bir aşamada? Aşının bulunmasının ardından dünyaya dağıtılması arasındaki süreç yaklaşık ne kadar sürecek? Aşının ne zaman bulunacağı ile ilgili bir tahmin yürütebilir misiniz?
Pandemi var olduğu müddetçe aşı bulunana kadar zaman kazanmaya çalışmak ve hastanelerdeki dolumu hafifletmek çok önemli. 100’e yakın aşı çalışması var ve bunlardan en az 10 tanesi insanlarda deneniyor. Değişik aşı yöntemlerine bakılıyor (mesela zayıflatılmış virüs, RNA aşısı, viral vektör aşısı) ve şimdilik az sayıda sağlıklı gönüllülerdeki çalışmalara göre antikor oluşumu var ki bu iyi işaret. Ama asıl üçüncü faz dediğimiz insan deneylerinde Kovid-19’a karşı etkisi var mı yok mu o zaman gerçekten anlayacağız. Normalde aşı çalışmalarının sadece yüzde 6’sı başarılı olur ve seneler sürebilir. Mesela bu güne kadar en hızlı geliştirilen aşı kabakulak virüsüne karşıdır ve 4 sene sürmüştür. SARS-CoV-2 virüsüne karşı en erken 2021’de olabilir ki bu hız, bilim tarihinde bir ilk olur.
-Şu an dikkatinizi çeken deneysel çalışmalar neler?
Aşıyı beklerken Kovid-19 hastalarındaki ciddi belirtileri hafifletmek yönündeki araştırmalar çok önemli. SARS-CoV-2 virüsünün sebep olduğu Kovid-19 hastalığındaki doku hasarının ve ölümün sebebi virüsün kendisinden değil, virüse karşı harekete geçen bağışıklık sistemi yüzünden olur. Bu yüzden Covid-19 hastalarında ölümü ve zararı engellemek için virüsten ziyade bağışıklık sistemini kontrol altına alacak ilaçlar var. Mesela Adalimumab ve Tocilizumab isimli antikor ilaçlar bağışıklık sisteminin salgıladığı TNF ve IL-6 gibi hasar verici molekülleri engelleyebilir. Kovid-19 hastalarındaki bu tür bağışıklık düzenleyici ilaç çalışmalarını merakla takip ediyoruz.
-Gelecekte bu tip, virüs kaynaklı salgın ihtimalini azaltmak için alınabilecek uluslararası tedbirler neler olmalı?
Yeryüzünde hayat var olduğundan beri salgınlar hep oldu, ve hayat var olduğu müddetçe hep olacaktır. SARS-CoV-2 virüsü hayvanlardan insanlara tür atlaması (Zoonosis) yaparak geçti. Bu 2012’deki MERS’te de oldu, 2009’daki H1N1’de de, 2002’deki SARS’da da oldu. Şu an da Batı Afrika’daki Ebola salgını da hayvanlardan insanlara geçen virüs atlaması ile oldu. Gelecekteki salgın ihtimallerini ve sıklıklarını azaltmak için hayvancılık daha iyi denetlenmeli, yasal olmayan hayvan avları ve satışı kesinlikle engellenmeli, kaçak hayvan avı yaparak para kazanan insanlara yeni işler verilmeli. Hayvan kontrolleri dışında bilimsel araştırmalar dünyanın her yerinde desteklenmeli.

-Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de bazı kesimlerde gerçek ölüm sayılarının gizlendiğine dair bir inanış var. Sizce bu mümkün mü?
Bilgi şeffaflığı, özellikle pandemi döneminde, çok önemlidir. Bazı yerlerde (mesela Brezilya’da) yeni vakaların duyuruları yapılmaması için kararlar veriliyor. Türkiye’de tam olarak şeffaflık yüzdesini bilemeyiz, fakat sağlık bakanlığının her gün vaka istatistiklerini şeffaf bir biçimde duyurması bence alkışlanmalı.
-Türkiye’nin, Sağlık Bakanlığının bu süreci yönetme biçimine kaç puan verirsiniz? Türkiye’de idarenin sürece hızlı yanıtlar verdiğini düşünüyor musunuz?
Her hükümetin hem alkışlanacak hem de eleştirilecek tarafları var. Bence pandemiye cevap olarak Türkiye çok hızlı ve iyi bir harekete geçti: televizyonda kamu duyuruları, evde kalmak, maske takmak, sokağa çıkma yasakları ve bunlarla beraber hızlıca testler yayılması ve temas ağlarını izleyerek test yapmaları gerçekten alkışlanmalı. Bence Sağlık Bakanlığı bu tutumu devam ettirmeli: yeni normale dönüş süresince insanlara virüsün yok olmadığını, tedbirlerin hala devam etmesi gerektiğini hatırlatmalı. Ayrıca yazın sıcaklık veya UV ile virüsün zayıflamayacağını bir bilimsel gerçek olarak insanlara duyurmalı (yazın azalan vakalar insan yoğunluğunun azalması ve okulların kapanmasından dolayı olur). Yoksa ikinci dalga sandığımızdan daha erken gelebilir.


0 Yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Bir Yorum Bırakın