Aşık Veysel Mahallesi Yardımlaşma, Geliştirme ve Yaşatma Derneği Başkan Yardımcısı Alaettin Akkin, Reşat Nuri Gültekin’in kaleme aldığı Dudaktan Kalbe romanında geçen Emrez Deresi’ni gündeme taşıdı. Emrez Deresi, Seyhan Mahallesi ile Aşık Veysel Mahallesi’nin ortasında. İki bölgeyi birbirine bağlıyor ancak ayrılıkları da beraberinde getiriyor. 1970 yılından bu yana mahallede yaşayan Akkin, “Yaşam hakkımız son buldu” dedi. Böylesine umutsuz konuşmasının nedeni ise yıllar önce mahallede yaşanan göç, yerel iktidarın müsaadesiyle başlayan ve estetikten mahrum kaçak yapılar, yeşil alanların yok edilmesi, betonlaşmanın hakim olması ve bozulan ahlaki yapı. Emrez Deresi’nde ördeklerini yetiştirdiğini ancak şimdi eskiye dair hiçbir şeyin kalmadığını vurgulayan Akkin, dere kenarında başlayan ancak aynı olumsuz nedenlerden dolayı işlevini kaybeden tarım alanlarından da bahsetti. Bölgede üzüm bağlarının, zeytin ağaçlarının bulunduğunu ve domateslerin yetiştirildiğini kaydeden Akkin, “Dereden kötü koku geldiği için ve üretici vatandaşı zehirlemekten korktuğu için üretimi bırakıp gitti. Buralarda böyle başıboş kaldı” ifadelerine yer verdi. Yazın İzmir’in genelinde hissedilen kötü kokunun kaynaklarından birinin de Emrez Deresi olduğunu söyleyen Akkin, “Buca’nın ve Karabağların kanalizasyon suyu buraya gelir. Yağmur yağdığı zaman hurdacılar ve benzeri insanlar çöplerini biriktirirler, dereyi nakliye aracı olarak kullanırlar. Bu da körfezimize gider” dedi. Mahallede ahlaki yapının bozulduğunu da belirten Akkin, ancak kentsel dönüşüm gelirse problemlerin çözüleceğini vurguladı.
SANAYİ MAHALLESİ OLDU
Mahallenin artık bir sanayi alanına dönüştüğünü, mahallesel donatıların kalmadığını söyleyen 65 yaşındaki Alaettin Akkin, “1970 yılından beri buraları çok iyi bilirim, tanırım. Seyhan Mahallesinin başladığı yerde bizler balık tutardık. Benim orada 30-35 tane ördeğim vardı. Bu ördekler dere kenarında yavrular, biz onları kaybeder ancak yavruları çıktıktan sonra alır, gelirdik evimize. Ama şimdi gelin görün ki aradan yıllar geçmesine rağmen, sanayi ile konut birbirine girdiğinden bu yana burada oturanlar için yaşam hakkı son buldu” sözlerini kullandı. “Eskiden hep üzüm bağları vardı. Karabağlar ismi buradan geliyor” diyen Akkin, şunları ekledi: “Sebze, meyve üretimi yapan kişiler kötü kokudan dolayı insanları zehirlememek için üretim yapmayı bıraktı. Yazın kokudan kimse duramıyor. Dudaktan Kalbe romanında geçen dere burası olabilir. Ancak romanlara dahi konu olan dere bakın ne halde.”
AHLAKİ YAPI BOZULDU
“Buca’nın ve Karabağlar’ın kanalizasyon suyu bu dereye bağlıdır” diyen Akkin, “Dere yağmur zamanlarında eskiye nazaran taşma olmasa da son derece koku yaymaktadır. Eskiden böyle bir durum söz konusu değildi. Oturma alanı ve dükkanlar yapıldıktan sonra, aynı zaman da hurdacılar da geldikten sonra burada yaşam hakkı son buldu. Hatta Karabağlar Belediyesi’nin oradan buraya yayan gelemezsiniz. Nedeni ise ahlaki yapının yıllar içerisinde bozulmuş olması. İsmini vermek istemediğim bazı insanlar Alsancak’ta kendilerine bir zemin bulabiliyorlardı. Fakat şimdi oralarda zemin bulamadıkları için Karabağlar tarafında bu zemini yaratmaya başladılar. Ve burada bir takım ahlaki olmayan sorunlarla karşılaşmış oluyoruz. Kentsel dönüşüm geldiği zaman, yeni bir yaşam alanı oluşturulduğu zaman bunların halledileceğini düşünüyorum. Diğer türlüsü mümkün değil. Gençlerimiz, çocuklarımız dahi etkileniyor. Bir gün 16-17 yaşlarında bir çocuğun yanında bulunan bir arkadaşına, ‘arkadaşım bu işte çok para varmış, bunlar Mercedes arabalara biniyormuş’ dediklerini kendimiz duyduk. Gençlerimiz daha da meyilli hale geliyor” dedi.
KONTEYNIR İŞLEVİ GÖRÜYOR
Derenin etrafında muazzam bir yeşil alan olduğunu belirten Akkin, “Mahallemiz yeşil alana boğulmuştu adeta. Evet, bakımsızdı ancak yine de vardı. Tam bir doğallık hakimdi. Derenin kenarları yemyeşildi, bizler oralara ebegümeci toplamaya giderdik, eş dost piknik yapardık. Ama şimdi gelin görün ki betona yığılmış bir mahalle var, yayan gitmeye dahi endişe duyan bir topluluk var. Emrez Deresi şu an yeni haliyle betona mahkum edilmiş. Dışarıdan yağmur sularını alıyor, yağmur suları da kanalizasyona karışıyor. Ve fabrika artıklarını da zaman zaman salıyorlar. Yağmur yağdığı zaman hurdacılar ve benzeri insanlar çöplerini biriktirirler, dereyi nakliye aracı olarak kullanırlar. Bu da körfezimize gider. O yazın İzmir’in genelinde oluşan kokular böyle böyle ortaya çıkıyor işte. Bu dere tıpkı eskisi gibi kente kazandırılsın, eski yeşil alanlarına sahip olsun, bir konteynır işlevi görmesin, dere etrafındaki yapılaşmalara son verilsin. Sadece dere değil, mahalledeki yapılaşmaya son verilsin. Çünkü burası tahmin edemeyeceğiniz kadar riskli bir alan. Yeni imar planlarında zaten park, bahçe alanları, bisiklet yolları, yaya yolları var. Ancak bunları şu an yapmak mümkün değil. Kentsel dönüşüm ile ancak sağlanabilir. Yarın değil, yarından sonra değil bugünden itibaren başlanmalı” diye kaydetti.
“GELİNEN NOKTA BU”
Akkin sözlerine şöyle devam etti: “Her şeyden önce şuna bakmak lazım. ‘Buraya insanlar nasıl yerleşti?’ 40 yıl, 50 yıl önce yerleşimler başladı. 70’li yıllarda köyden kente göç olayı vardı. Bu göç olayında gençleri şehirlere gönderdiler, meslek sahibi olsunlar diye. Bu gençler şehirde bir takım meslek sahipleri oldu. Siyasiler halkın gerisinden geldikleri için burada bir imar boşluğu vardı zaten. Bu boşluktan yararlanarak, mevcut yönetiminde bunları göz ardı etmesiyle kaçak yapılaşmalar başladı. Üstleri ev, altları işyeri. Yani, ‘benim oğlum var. Hem üstte otursun, hem de altta çalışsın’ denildi. Plansız yapılaşma neticesinde de geldiğimiz nokta bu.”