İzmir’de derinleşen ekonomik kriz ve yükselen kira bedelleri, barınma sorununu her geçen gün daha görünür hale getiriyor. Eşrefpaşa’da bir caminin bahçesini yaşam alanına dönüştüren evsizler, çevrelerini halılarla kapatarak gözlerden uzak yaşam mücadelesi veriyor. Bölge halkı ve cami görevlilerinin yiyecek ve içecek desteğiyle ayakta kalmaya çalışan yoksul vatandaşlar, kentte büyüyen evsizlik sorununun çarpıcı bir örneğini oluşturuyor. Görüşlerine yer verdiğimiz Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği İzmir Şube Başkanı Tufan Fırat Göksel ile İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği İzmir Şubesi Başkanı Nesibe Gençer, evsizliğin artık istisnai değil, giderek yaygınlaşan bir toplumsal kriz haline geldiğini belirterek, acil sosyal politika çağrısında bulundu.
TABLO DAHA DA AĞIRLAŞIYOR
Yoksulluğun artık sadece gelir değil, adres kaybetme riski de taşıdığını belirten Başkan Göksel, konuya ilişkin, “Kirasını ödeyemediği için yaşadığı evin bahçesinde çadır kuran insanlar, Türkiye’de barınma krizinin yeni yüzünü oluşturuyor. Eskiden evsizlik denildiğinde akla köprü altları, parklar ve metruk binalar gelirdi. Bugün ise çok daha görünmez, ancak hızla büyüyen yeni bir tabloyla karşı karşıyayız. Kirasını ödeyemediği için tahliye edilen, ancak gidecek başka yeri olmadığı için yıllarca yaşadığı evin bahçesinde, apartman deposunda, işyerinde ya da otomobilinde yaşamaya çalışan insanlar giderek artıyor. Bu tablo yalnızca bireysel dramları değil, Türkiye’de derinleşen barınma krizini de gözler önüne seriyor. Evsizlik artık yalnızca ‘çatısız’ olmak değildir. Uluslararası literatürde evsizlik; sokakta yaşayan çatısız evsizlik, geçici barınma alanlarında yaşayan çatılı evsizlik ve belirli dönemlerde ekonomik ya da ailevi krizler nedeniyle tekrar eden ‘epizodik evsizlik’ olarak tanımlanmaktadır. Türkiye’de özellikle son yıllarda en hızlı büyüyen grup, görünmeyen ancak sayıları giderek artan epizodik evsizlerdir. Düzenli gelirini kaybeden, barınmasını da kaybediyor. Birçok kişi uzun yıllar özel sektörde çalışarak emekli olabileceği bir yaşam planı kuruyordu. Ancak bugün çalışma hayatı giderek daha güvencesiz hale geliyor. Özellikle 40 yaş ve üzerindeki çalışanlar açısından tablo daha da ağırlaşıyor” değerlendirmesinde bulundu.
YENİ RİSK GRUBU YAŞLI KADINLAR
Yaşlı yoksulluğunun sessizce büyüdüğünü kaydeden Başkan Göksel, “Yeni risk grubu yaşlı kadınlar olabilir! Türkiye’de evsizlik uzun yıllar boyunca ağırlıklı olarak orta yaş erkeklerle özdeşleştirildi. Ancak nüfusun yaşlanması, emekli aylıklarının satın alma gücündeki hızlı erime ve barınma maliyetlerinin artması, bu tablonun önümüzdeki yıllarda önemli ölçüde değişebileceğine işaret ediyor. Bugün Türkiye’de 65 yaş ve üzeri nüfus yaklaşık0 milyona ulaşmış durumda. Bu nüfusun yaklaşık yüzde 55’i kadındır ve kadınlar daha uzun yaşam süreleri, dul kalma olasılıklarının yüksekliği, yaşam boyu daha düşük ücretlerle çalışmaları ve daha düşük emekli aylıkları nedeniyle yaşlı yoksulluğundan orantısız biçimde etkileniyor. Uzun yıllar boyunca emeklilik, düzenli gelir ve güvenli yaşlılık anlamına geliyordu. Bugün ise düşük emekli aylıkları nedeniyle birçok yaşlı için emeklilik, yoksullukla mücadele dönemine dönüşmüş durumda” açıklamasında bulundu.
UMUDUNU DA KAYBETMEK
Evsizliğin artık bir yaşlılık politikası meselesi olduğunu söyleyen Başkan Göksel, “Türkiye hızla yaşlanan bir ülke konumuna gelirken, evsizlik politikalarının yalnızca sokakta yaşayan orta yaş erkeklere göre tasarlanması yeterli olmayacaktır. Önümüzdeki on yıl içinde yaşlı yoksulluğu ile barınma krizinin kesişmesi, özellikle yalnız yaşayan kadınlar ve düşük gelirli emekliler açısından yeni bir sosyal risk alanı oluşturacak… Bu nedenle evsizlik politikalarının; sosyal konut üretimi, kira desteği, düşük gelirli yaşlılara yönelik destekli yaşam modelleri, ara bakım merkezleri ve ihtisas barınma merkezleri gibi yeniden ele alınması gerekiyor. Dünyadaki başarılı uygulamalar, insanların evlerini kaybetmesini önleyen erken müdahale programlarının, evsiz kaldıktan sonra yapılan müdahalelerden hem daha insani hem de kamu maliyesi açısından çok daha düşük maliyetli olduğunu gösteriyor. Türkiye açısından da sosyal adaletin en önemli göstergelerinden biri, yalnızca evsiz kalanlara barınak sağlamak değil; insanların evlerini kaybetmelerini önleyen koruyucu sosyal politikaları hayata geçirmek olacak. Çünkü evsizlik, yalnızca çatısını değil; çoğu zaman sağlığını, işini, sosyal çevresini ve geleceğe dair umudunu da kaybetmek anlamına geliyor” sözlerine yer verdi.
AÇLIK DİZ BOYU SEFALET ÖMÜR BOYU
Başkan Gençer, “Borçla yaşa, taksitle öl!” sözlerine vurgu yaparak “Ev kirasını ödeyemeyen, ev sahibi tarafından icra yoluyla kapı önüne konulan insanları TV’deki haberlere çıkınca içimiz burkularak seyrederdik. Ardından da gerçekçi bir kampanya başlardı. Ev, iş bulunurdu, çocuklara eğitim seferberliği gibi… Şimdi ise öyle mi? Hiç öyle bir haber yok. Medyadan tık yok. Hayat güllük gülistanlık devam mı ediyor yoksa? Ucuz otel odalarında, birer ikişer olarak hayatını idame ettiren emekliler haber olduğunda, yetkililer ‘onların ailevi sorunları var!’ deyip geçiştiriyor. ‘Otel odasına dahi maaşını yettiremeyen emekli, parkta yatıyor’ haberini, sosyal medya da ‘dış güçlerin işi!’ deyip geçiştirmek kolaydı. Cami avlularını, bahçelerini insanlar mesken yaptı. Cami kucaklayıcı olduğu sürece, darda olanlara, yolculara, muhacir olanlara mesken olmuştur. Balkan savaşları sonucunda, ‘Muhaceret -i akvam’ denilen Türkçesi ‘Ulusların Göçü’ olduğunda belli başlı camiler de İmarethane /yetimhane /ihtiyaç sahiplerine aşevleri vardı. Ahali aç, açıkta bırakılmazdı. Nerede o eski külliyeler? 2026’da ise geldiğimiz duruma bakalım: Açlık diz boyu sefalet ömür boyu!” eleştirisinde bulundu.